21/8/2008 - Vay, Ben Neler Gördüm!..
Vay, ben neler Gördüm!.. Yaşım 32, yani pek yaşlı sayılmam, hele tecrübe aktaracak kadar hiç.. Ama zaman öylesine hızlı akıyor ki benim yaşımdaki adam bile yaşıtlarına ya da kendinden küçüklere bazı şeyleri hatırlatma ihtiyacını hissedebiliyor. Bizler kartuşlu ototeyp yıllarında doğduk ve walkman'in saltanatının en şaşaalı dönemine rast geldik. Henüz dijital devrim olmadığından ne bilgisayar ne cd bilmezdik (video oyunları hariç) dolayısıyla mp3 yerine kasetlerle idare ederdik. Gamewatch oynayıp, 90lık kasetleri sevdiğimiz şarkılarla doldururken özel radyolarla ve televizyonlarla tanıştık.
Evet, haftanın bir günü yerli film, öbür gün western izleyebilmek için tv başında beklerdik, ama kalite vardı. Yeni kanallar açılınca önce hudutsuz bir çıplaklıkla tanıştık, gece jimnastikleri, kırmızı noktalar, striptiz şovları derken, gece televizyon izlemek isteyen adama sapık muamelesi yapılmaya başlandı. Sonra tartışma programları ve reality showlarla tanıştık, kişilerin kişilere ağızlarının paylarını dağıtma azimlerine şaşırdık. Sonra lisans parası ödemek istemeyen, reklam alıp vergiden yırtmaya çalışan radyo kanallarının milleti kışkırtıp yaptırdığı “radyoma dokunma” eylemlerini gördük, arabalarımıza siyah kurdelalar bağladık. O zamanlar Türkçenin acımasızca katledildiği yıllardı ama kimse türkçemiz için siyah kurdela bağlamadı. Hayatımızda bilgisayar vardı ama “kısmen”, yani “tamamen” değildi henüz. Koca siyah disketlerle ve sonra küçük renkli disketlerle tanıştık. Şimdiki gençlerin bazıları “floppy disk drive” bile görmemiştir. Mp3 olmadığı için şarkıları radyolardan araklardık ve radyolar da şarkının ortasına zbam diye “filan efem” cingılını sokuverirlerdi. Hangi djler mi? Tabii ki Serdar Ortaç, Gökhan Özen falan.. Ve internet geldi.. Hemen ardından cep telefonu.. Önce sim kartlar ufaldı, sonra internet aboneliği adsl'e döndü.. 1 aylık sınırsız internet saçmalıkları ve şifre bulma dertleri sona erdi. Öyleki şu anda isviçre gibi medeni bir ülkede wireless hizmetini mumla ararken, Türkiye'de otellerde ve kafelerde bu iş promosyona döndü ve bedava verilmeye başlandı. Tek yok olan walkmanler, 500 gramlık cep telefonları, 5 çeyreklik disketler, teleks makinesi, taşınamaz araç telefonları değildi tabi.. Yollarımızın konforlu gemileri ağır topları dolmuşlar, impalalar, chevyler, buickler bir anda ford transite dönüşüverdiler. Ha bu arada bizim yarım kiloluk cep telefonları mesaj atamıyordu hatta arayan numarayı göstermesi için operatöre ekstra para ödüyorduk.. Bizler İstanbul'u köprüsüz görmedik ama, boğaziçinin kamyonlara yasak olmadığı zamanları gördük. Şimdilerde yetmeyen ikinci köprünün yapılışını protesto eden andavalları da gördük. Şu an tüp geçit inşaatı da tamamlanmak üzere.. tabii bu arada anadolu yakasında bir havaalanının varlığına da alıştık. Bayramlarda gazete çıkarılmasına da alıştık, gazete sahiplerinin birbirleriyle manşetlerden kavga etmelerine de.. Hatta bizim zamanımızda bir Cem Uzan vardı ki sormayın.. Kanalının ana haber bülteninde yaptıkları yüzünden kaç kere tv kumandası kırmıştım, gazete çıkarmaya kalktı ve adını bize sordu.. Ben ŞANTAJ olsun dedim ama STAR yaptılar.. Cumhuriyet gazetesinin Zaman gazetesi ile yarışmaya çalıştığı yıllardı, Zaman Cumhuriyeti 10'a katlayınca Cumhuriyet yarıştan çekildi. O yıllar, Hürriyet ve Milliyet'in şerefi vardı. Zira yalan haberlerini suratlarına çarpacak başka bir gazete yoktu, sonra islamcı diye aşağılanan gazeteler geldiler ve laikçi medyanın itibarını ayaklar altına alıverdiler. Hergün çarşaf çarşaf yalanlarını yüzlerine vurdular ve laikçiler de artık spor gazetesi çıkarmaya karar verdiler!
Tansu Çiller'in Mesut Yılmaz'ı Kanal6'da canlı yayında rezil edişine tanık olduk. Sonra ikisinin birbirlerini yüce divanda aklamalarına, bosna ve çeçen savaşı dikkatlerimizi topluyor anavatan ve doğruyol ülkeyi soyuyorlardı, shp/chp belediye hizmetlerini sadece belediye başkanın rant elde etmesi olarak görüyordu. İstanbul'da suyun 2 gün üst üste akabileceğini bize Recep abi ispatladı (R.Tayyip ERDOĞAN). Sonra bir de baktık ki çöpler toplanmış.. Hatta sokakların yıkandığına ilk şahit oluşumu hatırlıyorum da... Sağa sola çiçek ekmeler, üst geçitler, her sene yenilenmek zorunda olmayan kaldırımlar (Kadıköy hariç tabi, orası hala chpli). Metro, doğalgaz, deniz otobüsü hepsi geldi bir anda, bütün hizmetler geldi ve Yalova gitti.. Yalova'nın istanbul'un bir ilçesi olduğuna inanamıyordum zaten! İski skandalını gördük, zaten CHP'ye nişan oldu o skandal, Susurluk adı kazındı aklımıza o da Erbakan'ın nişanı oldu (fasa fiso diyordu ya). Askeri darbe olduğunda 4-5 yaşlarındaydım ama 28 Şubat'ı iyi gördüm. Bütün medyanın döneklerini, fırıldaklarını sahte demokratlarını çok iyi belledik. Fırıldak dedim de, DSP'de Kubilay diye bir milletvekili vardı 6 kez parti değiştiren.. Çiçek sulayan Kamer Genç vardı, milletvekili olmasa danıştay mı yargıtay mı ne onun başkanı olacakmış (Allah bizi korumuş!), 2 cümle kurmaktan aciz, militan, faşist, pişkin siyasetçi tipleri!.. O yıllar Süleyman Demirel'in henüz müslüman olduğu yıllardı, çünkü aktif siyasetteydi, bazı efendilerin, şeyhlerin gözlerinin nuruydu; ne zaman ki emekli oldu gerçek yüzü çıktı ortaya, ben de ağzımı doldura doldura hakaret ettim bizim süleymancı akrabalara, bazıları utandı bazıları ise tam süleymancı çıktı.. Babam'a saygım ve güvenim sonsuzdur ama itiraf edeyim ki yaşıtları ile hep alay ettim. “ulan bu kadar mı kandırılır insan” diye.. Ve işte en önemlisi de burada:
32 yıllık kısa yaşamımda Türkiye'nin en büyük talihsizlikleri olan bazı siyasetçilerin tükenişlerine şahit oldum. Bir Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Necmettin Erbakan artık yok (en azından kudretleri kalmadı), Türkeş ve Ecevit rahmetli oldular. Özal'ı ise ayrı bir kefeye koyuyorum. Her bayram kaza haberleri süslerdi manşetleri, çok iyi hatırlıyorum; her sene teröre verdiğimizden daha fazla kurban verirdik trafiğe. Sonra Recep abi her tarafa duble yol yaptırdı ve kazalar manşetlerden indi. Demek bu kadar kolaymış diye bir kez daha hayıflandım babam yaşındakiler adına.. Eskiden trende, vapurda, otobüste sigara içilirdi. Önce televizyonlar sigarayı bıraktırıldı, sonra kamuya açık yerler temiz hava sahası ilan edildi. Recep abi, önce bir türlü islah edilemeyen, her atanan müdürün çiftliği haline gelen kitleri aldı kamunun üzerinden sonra da sigara dumanını. Eskiden her haber bülteninde Kıbrıs'ı duyardık, sessiz sedasız o konu da halledildi, satıldı dediler yaygara kopardılar ama yerli yerinde duruyor hala. Her gelen iktidar ağır sanayi hamlesi başlatırdı gümbür gümbür.. Bu sefer slogansız başladı her halde, hiç duymadık, bir sabah bir de baktık ki otomobil ihracatımız tarihimizde ilk defa ithalatı geçmiş, amerikaya araba satıyoruz, hatta kendi tankımızı helikopterimizi üretmeye başlamışız. Türkiye sporda da uluslararası başarılar kazanmaya başladı, önce Galatasaray UEFA ve Süper Kupa zaferleri derken, milli takım coşmuş.. halter ve güreşten sonra ilk defa atletizmde madalya sahibi olmuşuz. Voleybol ve basketbol başarılarımız da cabası. Kenan sofuoğlu motor üzerinde harikalar yaratıp Türkiye'nin adını duyuruyor dört bir yana, Türkiye'de F1 pisti rüya olmaktan çıkmış, olimpik stadımızda şampiyonlar ligi finali oynanıyor derken, Nuri Bilge Ceylan ödüller getiriyor güzel ve yalnız ülkesine sinema dalında.
Hazır sinemaya girmişken söyleyeyim, nedense bizler yeni jönlere kavuşamadık şu geçen yıllarda. Yılmaz Erdoğan sanat adına çok kaliteli muhteşem filmler yaptı, Cem Yılmaz absürd de olsa ilk defa adam gibi bir bilim kurgu filmi çekti, ama bir türlü salon adamı bulamadık Ediz Hun gibi Cüneyt Arkın gibi, Tarık Akan gibi. Bu işin siyaseten de kullanılabilinecek muazzam bir endüstri olduğunu keşfedemedik henüz Çinlilerin aksine.. Hero, kung-fu Hustle, Altın çiçeğin laneti gibi propaganda amaçlı yapılmış o muhteşem sanat eserleri gözlerimi okşarken hep bunu düşündüm, Çinli'de tarih ve malzeme var da bizde yok muydu sanki. Bağdat caddesi tek yönlü olmuş, bilmem nereye Mc Donalds açılmış, Akbil ve hatta Metrobüs diye birşey icad edilmiş, MSN diye bir haberleşme sistemi MIRC'in yerini almış hatta bilgisayardan zıplayıp cep telefonuma girmiş, kredi kartı kullanmayan adam kalmamış, klimasız araba diye birşey de kalmamış.. gibi haberler artık ilgi çekmez bu zamanda.. Unutmadan "Tem" diye paralı bir otoyol açıldı ama "ogs" sayesinde otomatik geçiyoruz.. Artık teknolojik ilerlemeyi kanıksadık, tüplü televizyon devri kapandı neredeyse. Sosyal hayatımızdaki değişimler ise daha fazla ses getirir oldu. SSK, bağkur, emekli sandığı ayırımı sona erdi mesela. Özel hastaneler açıldı ve ben bir SSK'lı olarak hastaneye gittiğimde hem sıra beklemiyorum, hem az para veriyorum, hem de karne diye birşey olmadığından ilaçlarımı istediğim eczanelerden reçeteyle indirimli alıyorum. İşte ben bunu hayal edemezdim. Artık vatandaşlık numarası diye birşey var, her yere ayrı vesika taşımıyoruz yani, olması gerektiği gibi. Bürokrasi minimize ediliyor. Bu arada ben bir vatandaş olarak bir çok Türk'ün göremediği bir şeyi daha gördüm.. Nemaların ödendiğini.. hatta keylerin bile 8 buçuk milyon çalışana 12 günde ödendiğini gördüm. Bu arada fiş toplama diye birşey de kalmadı hatırlatayım. Ihracat yapmak isteyen adamın kapı kapı dolaşıp 23 imza topladığı günleri de gördüm, 1 günde firma kurulduğuna da şahit oldum. Canı isteyenin ithalat ve ihracat yapabildiğine bile şahit oldum ne diyeyim, kasap bile Çinden ayakkabı getirtip satıyorsa... Eğitim hayatında da çok şey gördüm, mesela Hakkari'ye üniversite açıldığını gördüm. Türkiye tarihinde ilk defa eğitim bütçesinin savunma bütçesinden daha büyük olduğunu, hatta aslan payını eğitimin aldığını gördüm. Üniversitelerimizin birşeyler icad ettiklerini de yeni gördüm, YÖK'ün faşist bir dükalık olmadığını da, bunun olumlu etkilerini uzun vadede hep beraber yaşayacağız. Velhasıl iyi kötü çok şey gördüm ve yarına umutla bakmama sebep olacak şeylerin daha fazla olduğunu zannediyorum. Özellikle, şu son gördüğüm Ergenekon çetesinin deşifre edilişi, şu genç yaşımda yaptığım yorumların ne kadar haklı olduğunu bana gösterdi ve bir kez daha babam yaşındaki bazı adamlardan iğrendim. Sırf bu sebeple oturmuş taşların oynatılması konusunda siyasi irade gösteren Recep abiye ve arkadaşlarına teşekkürü bir borç bilirim. Önce insanca yaşama standartlarına kavuşan bir İstanbullu sonra da bir Türkiyeli olarak, Allah başımızdan eksik etmesin. Düşünsenize, sıfatına bakmadan suçluyu alabiliyorlar artık. Orduevinden paşa çıkardılar, ben bunu gördüm ya artık gam yemem.. Demek ki suçlunun kaçacak yeri ve hamisi kalmadı bu ülkede.. Cumhuriyet mitingleri vardı bir ara, biz kaç kişiyiz hareketi oldu sonra ve eridi gitti. Artık suni duyarlılık üretip istismar etme devri sona erdi herhalde. Cumhuriyet mitinglerini tertipleyenlerin hepsi nasıl da yargılanıyorlar şimdi, cumhuriyete ihanetten, ibretle izliyoruz. İşte babam yaşındaki adamları kadınları kandırmak ağızlarına slogan tıkıp ellerine bayrak tutuşturmak bu kadar kolaydı. Ne oldu? İftiralar havada kaldı.. müfteriler mahkemede.. Korkuları şuydu: Ben ilk defa 4 yaşındaki çocukların kreşlerde Noel Baba tanımadan görmeden, peygamber sevgisi ile yetiştirildiklerini gördüm. Ilahi okuyarak, şarkı türkü söyleyerek, dini ve ilmi bilgiler edinerek okula hazırlandıklarına şahit oldum. Bu çocuklar alkol uyuşturucu kullanmaz, bara pavyona gitmez diye korkuyorlardı. Bu çocuklar namaz da kılarlardı, Kuran da okurlardı, çalıp çırpmazlar, rüşvet almazlardı.. E rüşvet almazlarsa satın da alınamazlardı, öyleyse bu çocukların kökü kazınmalıydı, sistem satın alınabilecek adam ister.. İrfan sahibi adam değil. Sırf bu çocuklar Kuran kurslarına gitmesinler diye 8 yıl kesintisiz eğitimi icad etmişlerdi zaten. Yoksa, önce okul yaparlardı, değil mi? Laiklik elden gidiyor sloganı hikaye, AK partiyi kapatma gerekçelerinden biri ülkede alkol satışlarının düşmesi değil miydi? Işte bu gerekçeyi bulup iddianameye koyacak savcı yetiştirmek mesele, böyle bir savcı Kuran kursundan ya da dini terbiye veren kreşlerden çıkmaz ne de olsa.. İşte gördüğüm en güzel şey de buydu, babalarımız susar etliye sütlüye karışmaz, camiden eve, evden işe yaşar giderlerdi, o namaz kılan babalar değil miydi malzemesi çalınmış Kuran kursları inşa eden ve öz yavrularının canına kıyan.. Ama ben susmayan bilakis etliye sütlüye karışan, kıyasıya eleştiren gençlik gördüm, bu ülke de gördü ve artık sırtı yere gelmez Evvelallah.. Ramazanlar festival olmuş, her yerde iftar çadırları var şenlik içerisinde, Kutlu doğum haftası kutlanıyor özgürce, kandiller birer bayrama dönüşmüş.. İnsanlar muhafazakar, liberal, sosyal demokrat ayırımı yapmadan kaynaşıyorlar.. Her birliktelik vesilesi değerlendiriliyor ve toplumsal hoşgörü artarken ayırımcı faşist dinazorlar, kendinden olmayanı öteki olarak gören primitifler azalıyor. Özgürlükler yayılıyor, "Özgürlüğün bağışlanmaz, bilakis sahip çıkılır bir hak olduğu" tek genel geçer ideoloji olmuş.. Anladınız mı şimdi bu ulusalcı-chp'li kitlenin AB karşıtlığını, mazallah Türkiye AB'ye girerse demokrasi gelir, bürokratik oligarklar halka teslim olur, hizmet etmeye başlarlar, köylü milletin efendisi olur gibi birşey. Halbuki özgürlük ne haddimize; bizler göbek kaşıyan fıçı kafalı adamlarız, haşa, bizler ancak oligarklarımıza şöförlük, ahçılık, gündelikçilik yaparız, eşitlik meşitlik olmaz, hele dini disiplin hiç olmaz. Bizler oligarklarımızın izin verdiği kadar müslüman, ve onların uygun gördüğü ölçüde milliyetçi ve Atatürkçü bir kitleyiz.. İşte ben bu soysuzluğun bugün Kabe'den çıkarılıp atılan putlar gibi paramparça olduğunu gördüm!.. Daha güzel günleri de hep beraber göreceğiz inşallah. Sunusi Fazıl ONAY
|