S:N:S:Y // CİDDİYET günlük siyasi gazete

9/4/2009 - seçimler bitti, kim sevinsin?

Kategori: siyaset
Yazar Sunusi F. Onay   

 

Muazzam bir seçim atmosferinden sağ salim çıktık.

Hemen bir hatırlatma yapalım, renkli saman kağıdı, artı dandik bir metal “evet” kaşesi ve renkli zarflar.. İstediğiniz matbaada istediğiniz kadar yaptırıp, kaşeletip, çuvallara doldurarak sağa sola bırakabilirsiniz, neredeyse bedava maliyet.. dağıtacak minibüsün mazotundan daha ucuz..

Dörtbir yana cephane gömen, dağıtan uzman arkadaşlar iyi bilir.. 

Bu yüzdendir ki, pek de “halktan” olmayan, başörtülü sandık görevlisi istemeyen, son anda kimlik no şartı koyarak bizlere şaka yapan, şakacı YSK , bu tür çalıntı oy şakalarını pek ciddiye almıyor, sonuçta tutanaktaki oy ile sandıktan çıkan oy sayısı eşitse mesele yoktur.. 

CHP ortalığı manipule ederek, taraftarlarını sokaklara dökerek, seçim sonuçlanmadan “sonuç açıklayıp, zafer ilan ederek” ergenekon avukatlığından çok daha başka şeyler yapmaya çalışıyor, gözümüzden kaçmadı.  

MHP lideri sessizlikle taraftarlarını sakinleştirerek puslu havanın dağılmasını bekliyor, takdir ve tebrikle izliyoruz.  

Peki sonuçlar da belli olduğuna göre kim sevinsin? 

Önce CHP sevinsin..

Zira müjde! Solda birlik sağlandı. Türkiye'de mevcudiyetini muhafaza eden %25 sosyal demokrat vardı, %23'ünün oylarını CHP aldı. Hiçbir somut projesi olmadan sadece AKP nefretiyle oy toplamasına bakacak olursak bu çok büyük bir başarıdır. Şu durumda CHP'nin başında Erbakan'da olsa bu oyu alır.. Hatta şöyle de denilebilir: AKP'nin başına Deniz Baykal'da geçse CHP'liler AKP'ye oy vermez..  

MHP kesinlikle sevinsin..

Konjonktürde görülen manzara genel seçimlere kadar devam ederse (ki edeceğini sanmam) AKP'deki erime devam eder, AKP'den kaçan oylar MHP'ye gelir ve MHP AKP'yi zorlayan bir parti olarak ikinciliğe yükselir. Bazı bölgelerde umutsuz MHP seçmeni CHP'ye oy verdiğine göre MHP'nin oyu gözükenden zaten fazladır, tahminimce.. 

DTP sevinmesin.Kimlik partisi olup da kimliğin sadece %30'unun oyunu alan bir partinin sevinmeye hakkı yok, İddia edilen Kürt nüfusa ve DTP'ye verilen oyların adedine bakarsak, Kürtlerin büyük çoğunluğu hala DTP'yi tercih etmiyor.. AK Parti de henüz sevinmesin..Birinci çıktı, seçim galibi, oyları düştü, hala rakipsiz.. ama sevineceği seçim bu değil..

Recep Tayyip Erdoğan'ı plansız görmedik.. Yüzde yüz kazanacağı bölgelerde bize göre yanlış aday çıkararak kaybetti, ama “kaybetmek bir seçimse, buna yanlışlık diyemeyiz..” AKP oy oranını sanki kendi iradesiyle düşürdü gibi.. Genel seçimde oy partilere verileceği için bu oran daha da düşmez.. hatta artık kemikleşen tabloyu görmüş olduk diyebiliriz. Eğer bu seçim bir genel seçim olsaydı düşen grafik korkuturdu, fakat AKP bir nevi sigorta yaptırarak genel seçim öncesi, bu grafikle çıtasını %47'nin altına çekti, çok akıllıca.. 

Önümüzdeki 3 sene AKP, içeride değil dışarıda yaptıkları ile oy toplayacağı için muhalefetin zaten pek şansı yok. AKP'ye sadece kendi hataları oy kaybettirir. Erdoğan bu yüzden “Sen Türkiyesin, büyük düşün” sloganını icad ederek genel seçime hazırlık yapıyor.

Dış dünyada yükselen gurur ve biten krizin verdiği rahatlama oya tahvil edilecektir muhakkak. Bu 3 sene ülkemiz için diplomatik açıdan biraz riskli geçecek sanırım, bunun sinyallerini alıyoruz.

Zira artık AKP'nin başarısızlığı demek bir iktidar kaybı olmayacak sadece, ülke için de bir risk taşıyacak. Diplomasisi güçlü ülkelerde bir sorunun iki cevap seçeneği vardır: evet ya da hayır..

Dolayısıyla AKP'nin verdiği yanıtın aksine bir yanıtı verecek olan en güçlü parti tek başına ayakta kalacak ve ABD tarzı iki partili bir demokrasiye önümüzdeki 3 seneden sonra “kansız” bir şekilde geçmiş olacağız.. 

Bu tek muhalefet partisinin hangi parti olacağını henüz bilmiyorum (belki şu an mevcud değil) ama hangi partinin olmayacağını iyi biliyorum..

 Yerel Seçimler 2009 belediye başkanlıkları
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/4/2009 - seçimler bitti, kim sevinsin?

Kategori: siyaset
Yazar Sunusi F. Onay   

 

Muazzam bir seçim atmosferinden sağ salim çıktık.

Hemen bir hatırlatma yapalım, renkli saman kağıdı, artı dandik bir metal “evet” kaşesi ve renkli zarflar.. İstediğiniz matbaada istediğiniz kadar yaptırıp, kaşeletip, çuvallara doldurarak sağa sola bırakabilirsiniz, neredeyse bedava maliyet.. dağıtacak minibüsün mazotundan daha ucuz..

Dörtbir yana cephane gömen, dağıtan uzman arkadaşlar iyi bilir.. 

Bu yüzdendir ki, pek de “halktan” olmayan, başörtülü sandık görevlisi istemeyen, son anda kimlik no şartı koyarak bizlere şaka yapan, şakacı YSK , bu tür çalıntı oy şakalarını pek ciddiye almıyor, sonuçta tutanaktaki oy ile sandıktan çıkan oy sayısı eşitse mesele yoktur.. 

CHP ortalığı manipule ederek, taraftarlarını sokaklara dökerek, seçim sonuçlanmadan “sonuç açıklayıp, zafer ilan ederek” ergenekon avukatlığından çok daha başka şeyler yapmaya çalışıyor, gözümüzden kaçmadı.  

MHP lideri sessizlikle taraftarlarını sakinleştirerek puslu havanın dağılmasını bekliyor, takdir ve tebrikle izliyoruz.  

Peki sonuçlar da belli olduğuna göre kim sevinsin? 

Önce CHP sevinsin..

Zira müjde! Solda birlik sağlandı. Türkiye'de mevcudiyetini muhafaza eden %25 sosyal demokrat vardı, %23'ünün oylarını CHP aldı. Hiçbir somut projesi olmadan sadece AKP nefretiyle oy toplamasına bakacak olursak bu çok büyük bir başarıdır. Şu durumda CHP'nin başında Erbakan'da olsa bu oyu alır.. Hatta şöyle de denilebilir: AKP'nin başına Deniz Baykal'da geçse CHP'liler AKP'ye oy vermez..  

MHP kesinlikle sevinsin..

Konjonktürde görülen manzara genel seçimlere kadar devam ederse (ki edeceğini sanmam) AKP'deki erime devam eder, AKP'den kaçan oylar MHP'ye gelir ve MHP AKP'yi zorlayan bir parti olarak ikinciliğe yükselir. Bazı bölgelerde umutsuz MHP seçmeni CHP'ye oy verdiğine göre MHP'nin oyu gözükenden zaten fazladır, tahminimce.. 

DTP sevinmesin.Kimlik partisi olup da kimliğin sadece %30'unun oyunu alan bir partinin sevinmeye hakkı yok, İddia edilen Kürt nüfusa ve DTP'ye verilen oyların adedine bakarsak, Kürtlerin büyük çoğunluğu hala DTP'yi tercih etmiyor.. AK Parti de henüz sevinmesin..Birinci çıktı, seçim galibi, oyları düştü, hala rakipsiz.. ama sevineceği seçim bu değil..

Recep Tayyip Erdoğan'ı plansız görmedik.. Yüzde yüz kazanacağı bölgelerde bize göre yanlış aday çıkararak kaybetti, ama “kaybetmek bir seçimse, buna yanlışlık diyemeyiz..” AKP oy oranını sanki kendi iradesiyle düşürdü gibi.. Genel seçimde oy partilere verileceği için bu oran daha da düşmez.. hatta artık kemikleşen tabloyu görmüş olduk diyebiliriz. Eğer bu seçim bir genel seçim olsaydı düşen grafik korkuturdu, fakat AKP bir nevi sigorta yaptırarak genel seçim öncesi, bu grafikle çıtasını %47'nin altına çekti, çok akıllıca.. 

Önümüzdeki 3 sene AKP, içeride değil dışarıda yaptıkları ile oy toplayacağı için muhalefetin zaten pek şansı yok. AKP'ye sadece kendi hataları oy kaybettirir. Erdoğan bu yüzden “Sen Türkiyesin, büyük düşün” sloganını icad ederek genel seçime hazırlık yapıyor.

Dış dünyada yükselen gurur ve biten krizin verdiği rahatlama oya tahvil edilecektir muhakkak. Bu 3 sene ülkemiz için diplomatik açıdan biraz riskli geçecek sanırım, bunun sinyallerini alıyoruz.

Zira artık AKP'nin başarısızlığı demek bir iktidar kaybı olmayacak sadece, ülke için de bir risk taşıyacak. Diplomasisi güçlü ülkelerde bir sorunun iki cevap seçeneği vardır: evet ya da hayır..

Dolayısıyla AKP'nin verdiği yanıtın aksine bir yanıtı verecek olan en güçlü parti tek başına ayakta kalacak ve ABD tarzı iki partili bir demokrasiye önümüzdeki 3 seneden sonra “kansız” bir şekilde geçmiş olacağız.. 

Bu tek muhalefet partisinin hangi parti olacağını henüz bilmiyorum (belki şu an mevcud değil) ama hangi partinin olmayacağını iyi biliyorum..

 Yerel Seçimler 2009 belediye başkanlıkları
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/2/2009 - Başbakan Gürledi; Ne Oldu? Ne Olur?

Kategori: siyaset

Canlı yayında Başbakan R. Tayyip Erdoğan'ın ilk konuşmasını izlerken gözüm televizyonun ekranındaki “canlı” ibaresine takıldı. “Acaba hakikaten canlı mı?” diye içimden geçirdiğimi hatırlıyorum. Zira Başbakan konuşmasında oldukça samimi bir üslupla İsrail'i dünyaya şikayet ediyordu. Duyduklarım beni bir “taraftar” olarak biraz fazla memnun etmişti ki kaygılanmaktan kendimi alamamış ve “Vay canına, canlı yayında resmen sırları deşifre ederek gerçekte İsrail'in ne olduğunu dünyaya deşifre ediyor" diye düşünmüştüm. Öyle ya, her Türk politikacı İsrail'in ne olduğunu kapalı kapılar ardında bilir ve konuşur ama bunu kapısız bir yerde ifşa edemezdi.

 

Simon Peres, malum bir konuşmayı cesur bir üslupla yaparken de hayıflandım ve not alan Başbakan Erdoğan'a bakarak “keşke not aldığı şeylerin cevaplarını verebilse” dedim.

 

“One minute” çıkışını duyduğumda irkildim. Moderatörün izin vermeyişine “Olmaz, one minute” diyerek elini kaldırışını ve sararmış yüzünü gördüğümde koltuğumdan heyecanla ayağa fırladım. Gerisini gözlerimde yaş, yüzümde kontrolsüz bir tebessümle, kalbim şakaklarımda çarparken, ayakta izledim.

 

Tekrar tekrar izledim.

“Benden yaşlısın.. Sesin çok yüksek çıkıyor” şeklinde Başbakanın Türkçe 2. tekil şahıs hitabına maruz kalan İsrail Cumhurbaşkanı'nın bir eli dizinde diğer eliyle kulaklığını bastırmaya çalışırken mimiklerini takip ederek kendisiyle empati kurmaya çalıştım. Acaba neler hissediyordu Cumhurbaşkanı?

 

Tekrar tekrar izledim.

Salondaki izleyicin alkışlı reaksiyonuna büyük bir telaşla katılıp panik halinde Başbakan Erdoğan'ı alkışlayan Amr Musa'ya takıldı gözlerim. Başbakan salonu terk ederken Arap Ligi Genel Sekreteri önün kesip sarılmak istedi ve Başbakan sadece elini sıkmak ve uzak durmakla yetindi, hızını bile kesmeyip yoluna devam etti. Sonra dosyasını alan Amr Musa, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin koltuğa pat pat vurarak yerini göstermesi ile oturuverdi. Sanki Genel sekreter şöyle demişti “fiyt fiyt.. Amr, gel oğlum.. Amr.. gel.. gel oğlum.. otur.. otur oğlum yerine.. Amr gel!”

 

Umurumda değildi. Normal şartlar altında Amr'ın durumuna üzülürdüm belki ama artık şartlar normal değil. Saflar çoktan ayrılmıştı. İsrail'in kara harekatından önceki hava taarruzundan beri saflar belli ve net artık..

 

O muhteşem geceden sonra ne oldu peki?

Peres Erdoğan'ı arayarak özür diledi. Erdoğan'ın ilk konuşmasındaki doğrular güme gitti. Norveç işçi partisi, Peres'in nobel barış ödülünü iade etmesi gerektiğini deklare etti. İran Nobel'e Erdoğan'ı aday gösterdi. 1 buçuk milyar müslüman Galatasaray'ın UEFA kupasını almasından sonra ilk defa onore olduğunu hissetti (acı, alakasız, ama gerçek). Türkiye'nin milyonlarca dolarlık bir lansmanı gerçekleşti. Ve belki biraz turist kaybetmişizdir!..

 

Ya olmayanlar? Neler olmadı neler!..

Mesela hiçbir arap devletinden resmi olarak en ufak bir tepki ya da destek gelmedi. Çıkan toz duman yatışınca, o lafları söyleyen Erdoğan'ın hala çarpılmadığını gören o malum çevre kesin olumlu tepkiler vereceklerdir. (Bugün duyduk ki S.Arabistan Kralı ilk defa bir konuğu için sarayından çıkmış ve Türkiye Cumhurbaşkanını Riyad'a inen uçağının merdivenlerinde karşılamış).

 

Gazze'de, Ürdün'de, İran'da, Suriye'de ve Yemen'de insanlar sokaklara dökülüp Erdoğan posterleri ve Türk bayrakları ile gösteriler yaptılar. Diğer müslüman kardeşler yutkunarak seyrettiler. Hatta belki de faşist Arap ülkelerinde yaşayan kardeşler bu olayları seyredemediler de..

 

Peki şimdi ne olur?

Türkiye Cumhurbaşkanı Gazze'nin tapularını İngiltere'ye doğru sallayarak “Aslında bu bombalanan yerlerin tapuları bizde” diyordu, İngiliz sömürge bakanlığına açılan geçmiş davaları kastederek... Türkiye Cumhurbaşkanı boş konuşmaz, elbette önemli bir ifade yatıyor burada. Birgün Gazze'ye Türk bayrağı çekilir de Halid Meşal Ak Parti Gazze Belediye Başkanı olursa hiç şaşırmayın. (zira Gazze'den CHP'ye oy çıkmaz).

 

Ergenekon destekçilerinin ifadeleri ile İsrailli idarecilerin açıklamaları arasında da bir benzerliğe rastladım, Ergenekon destekçileri “orduyu yıpratmayın” diye yırtınırken, israilliler de Hamas bize saldırıp barışı bozdu diyorlar. Benzerlik şurada:

 

Aslında Türkiye'de ordu çoktan yıpratılmış ve şimdi orduyu yıpratan ayrık otları temizlenerek ordu güçlendiriliyor ama nedense manzarayı tasvir edenler milleti beyinsiz zannettikleri için sanki ordu yıpratılıyor gibi bir izlenim oluşturmaya çalışıyorlar. Taktiktir, uygulanır gayet normal..

 

İsrail'de, daha doğrusu Filistin'de de aynı durum söz konusu. Sanki Hamas “Araplara rahat battığı için” durup dururken kurulmuş, Terörist İsrail devleti Filistin'i işgal edip işgal ettiği yerlere yahudi yerleşimcileri yerleştirip asıl sivillerin arkasına saklanan kendileri oldukları halde, kendi topraklarını korumak için silahlı direniş gösteren ve %75'lik oy gücüyle filistin halkının tek meşru temsilcisi olan mukavement gücü HAMAS'a “saldırgan, barış bozucu” diyorlar ve dünya da bunu yiyiyor. Sözde iki soba borusu kimseye zarar veremeden tarlalara düştüğü için 479'u çocuk yaklaşık 1500 insanı öldürüp barış tesis etmeye çalışıyorlar.

 

Ayıp ayıp, ABD. bile hiç değilse ikiz kulelerini yıkıp, 2000 vatandaşını öldürüp adam gibi bir mazeret imal ederek daldı Irak petrollerine. İsrail'in o kadarcık bile saygısı yok kamuyoyuna, onu da yapmıyorlar. Direk Gazze'yi bombalayarak nüfus yoğunluğunu “aslında öldürerek değil” ülkeden kaçırtarak düşürmeye çalışıyorlar. Zaten bu yüzden İsrailliler bombaladıkları yerde oturan sivillere önceden SMS atıyorlarmış, sanki Hamas o kısa mesajları okuyup da kaçmayacak. Amaç kamuoyunu keriz yerine koymak değil tabi, o kerizlik kamuoyunda baki. Tıpkı Hitlerin musevi Hazar Türklerini ve Çingeneleri öldürerek yahudileri korkutup Kudüs çevresinde toplanmaya zorlamaları gibi (Hitler ve Stalin olmasaydı İsrail kurulabilir miydi?). İsrailliler de derslerini iyi çalışmışlar anlaşılan, bölgeyi boşalttırıp dozerlere gerek olmadan dümdüz ediyorlar.

 

Bütün bu olan bitenler yukarıda değindiğimiz safların netleşmesi konusunda oldukça yardımcı oldu, hem içeride hem dışarıda.

 

Arap liderlerinin sözde ilgisizliği yanında Doğan medyasının hızla su alan amiral gemisinin yazarlarının tutumu da oldukça dikkat çekici oldu. Doğan medyasının televizyonu Erdoğan Peres'i aradı” diyerek yalanlarla aslında temennisini dile getirirken, ben başka kanallardan Peres'in arayıp özür dilediğini işitiyordum mesela. Bazı çatallaşmalar gözükse de manşetlere yansıyan ezici çoğunluğun fikirleri de bu temennilerdi ve bir kez daha Türkiye'ye karşı İsrail tercih edilmişti. Zira onlar kendi ülkelerinin güçsüzlüğüyle övünüp İsrail'e ve Batıya yaranmayı görev addederler. Neyse.. Sürprize bakın ki üst üste yaptıkları bütün tercihleri yanlış çıktığı gibi bu da yanlış çıkacak; çünkü, müthiş bir ekonomik krizle boğuşan dünyanın sözde medeni ülkelerine göre Türkiye artık çok daha güçlü..

 

CHP'ye gelince, kurmayları olayın hemen akabinde tek ağızdan Erdoğan'a saldırmalarına rağmen, kamuoyunu iyi etüd eden liderleri Baykal, Erdoğan'a destek çıktı. Tabi çarşaf açılımı gibi bu da eğreti durdu ve hiç samimi gözükmüyor.

 

Siyasetçi yaptığı her şeyi bir anlamda oy için yapar, mesleği bunu gerektirir. Baykal'da Başbakan'a “bunu iç seçim malzemesi yapma” diye uyarıda bulunarak bir anlamda kendisi bu olayı iç seçim malzemesi yapmıştır, bu da ayrı tartışılması gereken bir konu.

 

Başbakan Erdoğan Ak Partiden taşarak Türkiye'ye, buradan da taşarak dünyaya açıldı. Bu çıkışı kendisine dünya liderliğine oynama fırsatı verdi. Korkanlar var, doğrudur belki korkmak da gerekir; cesaret çoğu zaman cehaletten gelir, ama gördüğümüz kadarıyla Amerika'nın Irak'a demokrasi getirme denemesi başarısız oldu, şimdi sıra Türkiye'de, durum ve koşullar bu denemeye oldukça müsait. Türkiye bölgeye demokrasi getirirse bu durum faşist Arap Devletlerinin sonu İslami bir bilinçlenme ve yükselişin de başlangıcı olur.

 

İsrail ile ilişkilerimiz bozulsun diye uman, ya da bozulmasından endişe edenlere de cevap verelim: Türkiye İsrail ilişkileri asla bozulmaz. Hatta müslümanlarla yahudilerin arasında da İsrail'in terörizminden önce bir sorun yoktu. Asıl sorun tarih boyu Hıristiyanlar ile Yahudiler arasında olmuştu ve her defasında ezilen, öldürülen yahudilerin imdadına Müslümanlar yetişmişti. Yakın tarihte de bu durumu unutmuş gözüken yahudi idareciler kısa zamanda gerçeği kavrayabilirlerse sorunlar da kendiliğinden çözülür. Kısa vadede bozulan bir Türkiye İsrail ilişkisi sadece yahudilere zarar verir. İptal edilecek olan anlaşmalar ve işbirliği savaş ekonomisi ve tarım dahil İsrail'i zarara sokar. “Akıllı bir İsrail Cumhurbaşkanı Türkiye'ye karşı her zaman özür diler pozisyonda olur”. Özür dilemekten imtina eden İsrail'e ise ancak Türkiye'nin Türk gözüken sinsi medyası ve küçük bir takım siyasi muhalefeti yardımcı olabilir. Ergenekon çetesi ve tetikçileri de içeride ya da en azından fazla gündemde olduğuna göre Türkiye'nin gerçek hizmetkarlarının ve dolayısıyla Türk devletinin önü açıktır.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/7/2008 - AK PARTİ VE ABD.

Kategori: siyaset
AK PARTİ ve "Amerikan emperyalizmi suçlaması" desek daha doğru olur..

Özellikle bürokratların kral olduğu 3. dünya ülkelerinde devletle hükümetin çatışabileceği durumlar çok olağandır. Hükümetler seçimle gelir giderler ama bir kısım bürokrat devletle o kadar içli dışlı olmuştur ki, artık kök salmışlardır, emekli olsalar bile devleti temsil ettiklerine, hatta devletin aslında kendileri olduğuna inanırlar. Biz, bunlara derin devlet deriz.

Mesela Adnan Menderes'in idamında yani 27 mayıs ihtilalinde bunu net olarak gördük..

Ülke faşist CHP iktidarından kurtulmak umuduyla DP'ye sarılmış ve büyük bir çoğunlukla halk, devleti Adnan Menderes'e emanet etmişti. Daha önce hiç iktidar olmadığı için muktedir olması da zor oldu DP'nin. Devletin hemen her organından tepki gördü ve mecburi bir çatışmaya girildi. O yıllar CHP'li bürükratların Amerikan ajanı olduğu yıllardı. Haberleri hatırlayın. Soğuk savaşın en hararetli olduğu yıllar. Türkiye'deki bu demokrasiye geçiş sosyalistleri de ümitlendirmişti. Başta herşey yolunda giderken Menderes büyük hatayı yaptı. Amerika ile pazarlığa oturmak istedi. Netekim Moskova ziyaretinden önce darbe yapıldı ve Adnan Menderes 2 arkadaşı ile idam edildi.

Neden sonuç bu kadar marjinal olmuştu?

Çünkü DP marjinal bir sonuçla halk desteği kazanmış ve bunu arttırmaya devam ediyordu. Ülkede CHP döneminde yapılan okul sayısı DP döneminde 50 kat artmıştı, yapılan yollar hakeza.. endüstrileşme hareketleri coşmuş, ülke topyekün ticarete ve ihracata başlamıştı. Hemen her alanda muazzam hizmetler halka ulaşıyor devlet çalışıyor, halk da memnun kalıyordu, üstelik bu sefer hükümet kimsenin dinine ve örfüne de küfür etmiyordu!

Amerikan darbesi sonuçları ile beraber ağır olmalı, Türkiye vatandaşına bir ders vermeliydi. Ne demek Sovyetler ile yakınlaşmak.. Bu, ödettirilmeliydi..

Hem vatandaşa hem de geleceğin siyasilerine bir ders olmalıydı.

Bir tarafta paradan puldan Atatürk'ü silmiş, devlet dairelerinde, kamusal alanda Atatürk resmi görmeye bile dayanamayan CHP, öte yanda Atatürk'ü koruma kanunu çıkaran ve Ata'ya eski itibarını iade eden DP..

Bu darbe demek ki kemalist bir darbe değildi, ya da Kemalistti de bu kemalizm denen şeyin Mustafa Kemal Atatürk ile bir alakası yoktu, bugün de olmadığı gibi..

Bugüne dikkatinizi çekmek istiyorum.. yazının amacı bu.. Geçmişi sorgulamak değil, bugünü düşünmek..

Türkiye ABD ile tarihinin en kötü, en kavgalı, en istikrarsız ilişkisini yaşıyordu..

* Önce tezkere çıkmadı ve ABD Türkiye'yi stratejik müttefik olarak görmediğini açıkladı.

* Ardından tezkere çıktı ama pazarlığı iki taraf için de çok yıpratıcı oldu ve ABD köşeye sıkıştırıldığını iddia etti.

* Sonra, çıkan tezkere ise hiçbir zaman kullanılmadı ve ABD menfaatleri zarar gördü.

* Bunun sonucu olarak bir çuval hadisesi yaşandı.. savaşın eşiğine gelindi..

* Daha sonra Türkiye şok bir kararla Lübnan-israil savaşında insiyatif alarak bölgede bir oldu bittiye izin vermedi, bu hem israil'i hem ABD'yi üzdü.

* Bu arada 2 karşılıklı İran ziyareti ve Suriye ile imzalanan güvenlik ve iş birliği anlaşmaları vardı.

* Derken Türkiye Suriye ile israil arasında arabuluculuğa soyunarak olası bir çatışma istismarının önüne geçiyordu..

* Kürtlerle yaşadıkları ise gayet açık, ABD kuklaları ABD'den emir alarak havlarken Türkiye ABD'yi açıkça tehdit ediyor ve arka bahçesine girerek dağıtmaktan sözediyordu.

* Tarihte ilk defa Türkiye ABD'yi tehdit ediyordu.. Bunun yanısıra Rusya ile askeri ve ticari yakınlık ABD'yi korkutup geri adım attırıyor ve ABD Rusya'ya misilleme olarak Türkiye ile askeri bir işbirliğine yeşil ışık yakıyordu.

* Bütün bu saydıklarımın yanısıra, Türkiye artık AB ile müzakereci olmuş, yani yönünü AB'ye çevirmiş ve ABD'yi tekrar hayal kırıklığına uğratmış bir ülke olmuştu. Bir de ticarette avroya geçerek amerikan resesyonuna bir tuğla da Türkiye koymuştu..

* Ak Parti'nin Türkiye'yi avrupanın 7. büyük ekonomisi yapması ve IMF'nin dolayısıyla ABD'nin elinden alması da cabası..

Artık yeterdi!..

Bu sefer sıra Bush'da idi. 1960'da Kennedy'nin yaptığını Bush yapmak istiyordu. AK PARTİ kapattıralacak, Recep Tayyip ERDOĞAN yasaklanacak ve hatta MHP'li Bölükbaşı'nın sarhoş ağzıyla içki sofrasında dediği gibi, hakkında yolsuzluk dosyaları açtırılarak olmayan hukuk ve adaletle başbakan yargılanacak ve hapse atılacak böylece itibar olarak idamı sağlanacaktı. Bu arada ABD ile Türkiye'nin arası bozulurken görev alan ilk aktör, Abdullah Gül'ün Dış işleri bakanı iken çok güvendiği sevgili bürokratı bizzat bugün vekil olan MHP'li Deniz Bölükbaşı'dır. Daha o zamanlar amerikan hizmetindeymiş demek ki.. zira gerçekleşmeyen pazarlığı da sözde o yürütmüştü.

Bugün CHP ve MHP'nin Amerikan amaçlarına hizmet ettikleri ve tetikçilik yaptıkları çok açıktır. Hem de ülke istikrar ve menfaatine rağmen.. Bu resmen vatan hainliğidir. gerisini küçücük beyni ve azıcık mantığı olan, teorik ve pratik olarak düşünebilen herhangi bir ortalama vatandaşa bırakıyorum.

Aydın Doğan medyası hala NATO gladyosu ERGENEKON hakkında haber yapmadıklarına göre, olanı da haber bültenlerine sokmadıklarına göre en aptalımız bile bu işin içinde bir iş var diyebilir diye düşünüp umut ediyorum.

Iki şahit aksini söylerken, CHP'li vekil eskisine inanıp delilsiz ispatsız 10 ay hapis cezası verebilen bir hakimin hakim olduğu adalet sistemine ise tabi ki güvenim yok.. siz çemberi burada genişletebilir ve bu malum çetenin içine herkesi rahatlıkla sokabilirsiniz. İtalya'daki temiz eller operasyonunda 30.000 bürokratın tutuklandığını da unutmayın ama..

Moğultay'ın militanı 3000 yargı mensubu görevden alınmadıkça CHP'li yargıya nasıl güvenebilirim.

Şimdi en hafif tabir ile Ak Parti'ye Amerikan emperyalizminin uşağı diyebilen öküzleri dinleyip şu yazı üzerinde biraz düşünelim derim ben..

Kim maaşını nerden alıyor?

Bu soruyu her zaman soralım..

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/3/2008 - Başsavcının bana anlattıkları!..

Kategori: siyaset

Başsavcının bana anlattıkları!.

 

image

 

Başsavcı, Ak Parti'nin kapatılmasını isteyerek hazırladığı iddianameyle bana çok şeyler anlattı.

Siz bunlara komplo teorileri de diyebilirsiniz. Burada ayrıntıları ile madde madde yazıyorum ki tarihe bir not düşmüş olalım. İddianame içeriğine ise hiç deyinmeyeceğim. Buyrun birbirinden farklı 8 komplo teorisi, olan biten herşeyin kısa ve 8 farklı özeti:

 

1. Son müdaafa taarruzu:

 

Statüko elinde kalan tek kale ile sistemi müdaafa için son bir gayretle taarruza geçiyor. Önce sözde deliller toplandı ardından dava açıldı. Bir başsavcı kazanamayacağı bir dava açmaz! Deliller her ne kadar zorlama ve hatta uydurma olsalar da, daha önce 367 zorlamasını halka yedirebilen oligarşik mafya şimdi de 8 koluyla bu iddianameye sarılır ve partiyi kapatır. Önleyemedikleri halkın yükselişini bu şekilde durdurup cumhuriyetin sahibi olmaya devam eder. (cumhurbaşkanı da ceza alırsa Sabih Kanadoğlu padişah seçilsin!..)

 

Bakın bu iddianame bizlere neleri unutturdu?

 

-         mhp ordu ile barıştıktan hemen sonra açılan bu dava ordu ile chp arasındaki kavgayı unutturdu!

-         Eski genel kurmay başkanının yenileri hakkında yaptığı hakaret dolu açıklamaları unutturdu!

-         Youtube'a düşen savcının rezilliklerini, küfürlerini ve Erdoğan Teziç'in faşistliğini unutturdu!

-         Şak diye youtube'un tekrar kapatılmasını unutturdu!

-         Asıl unutturmak istediğini, yani ERGENEKON'u unutturdu! Onun yeni faillerini unutturdu!

 
2. Anlaşma zemini hazırlığı (referans 28 şubat'ın kandırılmış Erbakan'ı):
 

Başsavcı da bilir bu iddiaların bu partiyi kapatamayacağını ama hukuk katledilerek verilen kararlar az mı bu ülkede? Bir para cezası çicat ederler mecburen, Ak partinin mallarına el koyarlar, partiyi serbest bırakırlar. Bunu partiyle anlaşarak yaparlar, yani derler ki sen şu ERGENEKON dosyasını bir kapat, biz de seni açık bırakalım.Ama bu davanın çocuk oyuncağı olmadığını ispatlamak için sana bir ceza vermemiz de gerekecektir, en fazla paranı alırız, sen de sıyrılırsın biz de, kabul etmezsen partini alırız elinden ona göre. (referansa dikkat!..) Ne de olsa ERGENEKON daha çevik bir isime ulaşmadı değil mi? Evet, çok çevik bir isime ulaşmadan da kapatılması gerek.

 

3. Ak Partiye hayat öpücüğü:

 

Tam da mükemel organize edilen barışçı ve ne istediğini bilen, üstelik hedefe de ulaşmış bir emekçi mitinginden sonra, aydınlarla, liberallerle arası açılmış ve belki gerginlik yüzünden biraz kamuoyu desteği sallanan bir Ak Parti etrafında kurulan yeni bir sevgi ve bağlılık çemberi.. Statükoya ve oligarşiye karşı tek umudumuz Ak Parti'dir slogan-gerçeğinin tekrar halka ve dünyaya hatırlatılması..

 

4. Ak Partiyi Aklama çalışması:

 

Ey millet!

Amerikancı ve vatanhaini diye suçlanan bu parti, böyle bir suça zerrece değinilmeden sadece laiklik yüzünden kapatılmanın eşiğine getiriliyorsa, artık anlayın ki Ak Parti'nin böyle bir suçu, günahı yoktur ve hiç olmamıştır. Söyleyin bana: daha tanımı bile doğru düzgün yapıl-a-mamış bir ilke mi daha önemlidir, yoksa Türkiye Cumhuriyetinin ve aziz milletinin bekaası mı? Bu dava sadece varlığıyla bile Ak Parti'yi gönüllerde beraat ettirmemiş midir?

 

5. “Bizim CHP ve sol kesim adam olmaz” ifşaatı:

 

Askerden (darbeden) ümidini kesen anarşist siyasetçi ve bürokratik elit hala böyle anti demokratik davalara ve dayatmalara, icatlara  bel bağlıyorlarsa, e-muhtıranın ardından yapılan seçimlerin sonucuyla bile adam olamadıklarını, hatta hiç ders almadıklarını bu davaya gösterdikleri tepki ile ispatlıyorlarsa bu tam anlamıyla bir adam olunamayacağının itirafı ve bir ifşaatıdır.

 

6. Bu dava bir Avrupa Birliği sürecinin daha tamamlanmasının ilk adımıdır.

 

Erdoğan'ın zekasını iyi bilirsiniz! Soğukkanlı, disiplinli, intikamcı ve hesapçıdır, ama asla eyyamcı denilemez. (baş rakibinin tersine). Bu davadan önce parti kapatma hususunda anayasada köklü bir değişiklik yapsa idi, kamuoyu onu DTP'yi ve dolayısıyla PKK'yı koruyup kollamakla itham edecekti. Oysa şimdi kendilerine atılan bir çamurla bu işi kendi lehine yapmış izlenimi vermiş olacak. Burada amaç parti kapatmaları tarihe gömmektir, ama bunun siyasi sorumluluğu çok ağırdır, Başbakan bu şekilde kendini muhalefete karşı korumaya almış olur ve artık yasa çok rahat geçebilir.

 

Yoksa Tayyip Erdoğan da zaten böyle bir hazırlığın 2001'den beri yapıldığının farkında ve tedbirini de alırdı değil mi? Ama o sadece 5 yılda parti kapatma sürecini biraz zorlaştırdı o kadar, asıl faaliyet ve köklü değişiklik şu andan itibaren “anayasada” yapılabilir.

 

7. Safları netleştirmek:

 

Tansel Çölaşan bir gün önce boşuna konuşmamış, rektörler boşuna diklenmemişler, Savcı boşuna küfürler yağdırmamış edep haya tanımadan, Teziç boşuna ayaklar altına almamış seviyesini.. Mehmet Ali Birand boşuna üniversitelerde Abbas güçlü ile çirkefleşmemiş boşuna, Ali Kırca boşuna saf değiştirmemiş ana haber bülteni palyaçoluk olan bir kanala giderek... ve ilk icraatı da gizli kamera çirkefliği üstelik (hatta kendisi pornografik gizli kamera muzdaribiyken!..)

Dikkat et ey milletim, bu dava bir kesim tarafından önceden gayet iyi biliniyormuş. Yoksa Deniz Baykal neden Genel Kurmay başkanına dolaylı olarak amerikancı desin, Türk silahlı kuvvetlerine hakaret etsin. Yani darbe yapmayacağı kesin olan silahlı kuvvetlerle köprüleri atsın! Hatta emekli paşalar neden ordumuzu töhmet altında bırakmaya çalışıp bir yerlere sinyal yollasınlar...

 

İşte bu yüzden darbeyi biz yaparız mantığıyla, “kahrolsun demokrasi, başlarım cumhuriyete bu ülkeyi ankadaki 11 padişah yönetir” diye yırtıyorlar kendilerini (mealen)..

 

Atatürk “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” demiş. Ama bu Atatürkçülerin hiç umurunda değil. Yasama yürütme ve yargı güçler ayrılığı olarak denge unsuruydu ama CHP zihniyeti ve onun beceriksiz siyasetçileri yüzünden artık güçler ayrılığı yargıtay, danıştay ve anayasa mahkemesi oldu. Yargının yasama ve yürütmeye müdahalesi ayyuka çıktı.

 

Ama bu son durumla herşey netleşti. Artık bataklık kurudu, atacak çamurda kalmadı, kimin ne olduğunu iyi biliyoruz artık. Saflar çok net ve farklar çok derin.

Başkomutan ve Cumhurbaşkanı, siyasetüstü bir makamda olan Abdullah Gül de iddianamede olacak, dokunulmazlığı olduğunu bileceksin ve uygulayamayacağın bir ceza verip hala resepsiyonlarda eteğini tutacaksın... bu nasıl olacak bir izah edilsin bakalım...

 

MHP'ye gelince:

Devlet Bahçelinin açıklamasına kadar bütün MHP'liler CHP'li Onur Öymen dinazorluğuyla olaylara bakarak yalanlarla durumu çarpıtıyorlardı, bir zil takıp oynamadıkları kalmış hatta bir vekil “hiçbir suç cezasız kalmaz” diyerek televizyonlarda kına teşrifatı yapıyordu ki, Devlet Bahçeli yine herkesi şaşırttı ve başta kendi vekilleri olmak üzere ağzı yüzü oynayan herkese büyük bir demokrasi dersi verdi.

 

Bahçeli, bizim alışık olduğumuz bir siyasetçi değil. MHP'ye baktığımızda var olan bir Bahçeli gerçeği az da olsa umut vaadediyor hem de Deniz Bölükbaşı gibi statükocu elitlerin çokluklarına rağmen.

 

8. Kafa karışıklığı:

 

Benim bu ülkenin başbakanına, meclis başkanına, cumhurbaşkanına sonsuz saygım ve derin sevgim var. Silahlı kuvvetlere ve genel kurmay başkanına da hakeza öyle... E bunlar da devlet zaten...

Ama şimdi başbakanına ve cumhurbaşkanına siyaset yasağı getirmeye kalkıyorsunuz, meclis başkanının partisini kapatıyorsunuz, Genel Kurmay başkanına yalancı, silahlı kuvvetlere amerikancı diyorsunuz..

 

Yahu bana izah edin, siz kimsiniz? Benim bildiğim ne kadar devlet organı varsa hepsi ile kavgalısınız.. O zaman siz devlet düşmanı değil misiniz? Tanrı mı zannediyorsunuz kendinizi, nedir?.. Sizi yargılayacak, huzur bozduğunuz için cezalandıracak kimse yok mu, yahu?

 Çünkü gayet açık ki yasaklayarak ve bir yasağı sürdürerek ülkeyi kamplara bölmeyi amaçlıyorsunuz, ekonomik kriz çıkararak yeniden yazarkasa atılan, kepenk kapatılan, esnafın intihar etmeye kalkıştığı günlere dönmemizi istiyorsunuz!

 

Sizler sadece Aydın Doğan'ın istediklerini istiyorsunuz, eğer güçlüyseniz hakikaten, gidin de bu halkı değiştirin, ya da beceremiyoranız lütfen gidin ve başka bir ülkenin başına bela olun, bu millet sizlerden yeteri kadar çekti.

 

CHP'yi kınıyorum. Hukukun CHP'li olmasını kınıyorum, yargıtayın, danıştayın, rektörlerin CHP'li olmalarını kınıyorum.

DSP üyesi bir anayasa mahkemesi üyesinin, ülkemin iktidar partisi hakkında vereceği kararı çok merak ediyorum.

  

Sunusi Fazıl ONAY

Not: An itibariyle başsavcımızın keyfi ülkemize 22 milyar dolara mal olmuş.. hayırlı olsun..

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/1/2008 - İrtica Amerika'da

Kategori: siyaset
Yalan Haber Servisi (YHS) Gururla Sunar: İrtica Amerika'da

İnsan düşünebilmesi ve hayal gücüyle muteber bir yaratıktır. Öyleyse şimdi hayal edelim. Amerikada 1930-2007 yılları arasında koparılan irtica yaygaralarını sanki yaşıyormuşuz gibi düşünelim bakalım ortaya ne gibi komik saçmalıklar çıkacak..! (ama unutmayın dünyada bir ülkede bu haberlerin hepsi gerçekti)..!

1. İrticayla mücadele sürüyor.
Nebraska cumhuriyet savcılığı ev ve iş yerlerine yapılan baskınlarda ele geçirilen eski yazı (latince) kitapların sahiplerine 24 yıl ağır hapis cezası istemiyle dava açtı. Ele geçirilen dava konusu kitaplar belediye önündeki meydanda jandarma kontrolünde yakıldı.

2. Bu nasıl öğretmen.
Pensilvayada latince okuma yazma öğreten bir papaz ve öğrencilerinden ondördü çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı, bir çoğu hiç serbest kalamadı.

3. Çan sesi yasaklandı.
Bundan sonra insanları kiliseye çağırmak için saksafon kullanılacak.

4. İrticacının sonu.
Saksafon kanununa muhalefetten tutuklanan bir papaz hücresinde kalp yetmezliğinden ölü bulundu.

5. Hala varlar.
Arkansas'da bir Kiliseye dalan güvenlik kuvvetleri içeride bulunan latince eserleri topladılar olay anında kilisede bulunan cemaat şiddet kullanılarak dağıtılırken papaz ve avanesi tutuklandı.

6. Provakatörler işbaşında.
Pazar gününün tatil olmasını isteyen newyorklulara ateş açıldı 4 kişi hayatını kaybetti çok sayıda yaralı var.

7. Merhamet zaaftır.
Teksasda erkeklerin kovboy şapkası takmaları bayanlarınsa eldiven giymeleri yasaklandı. Karara muhalefet eden bir kovboyun başına şapkası çivilendi.

8. Küçük irticacılar.
Los Angles'da bulunan california papaz ve rahibe okulundaki rahibeler dini kıyafet giydikleri gerekçesiyle okula alınmadılar. Karara protesto eden yaşları 12 ile 16 arasında değişen yaklaşık 300 kadar rahibe polis tarafından coplatılarak dağıtıldı, bazılarının saçlarından çekilerek yerlerde süründürüldüğü gözlendi. Kahraman amirin birkaç sene sonra başka bir eyaletin valisi yapılarak ödüllendireleceğine kesin gözüyle bakılıyor!

9. Hadleri bildirildi.
Oregon'da koynunda haçla askeri bir törene iştirak eden kişiler derhal alandan kovuldu.

10. Toleranssızlar.
Yaklaşan paskalya bayramı Nevada'da gerginliğe sebep oldu. Halk, mübarek bayramlarına çukulata bayramı diyen idarecilere ateş püskürüyor.

11. Müslümanların yaklaşan ramazan bayramı bütün Amerika'da heyecana sebep oldu.
Mc Donaldslarda pide kuyrukları gözleniyor, sokaklar süslendi her yerde “hoşgeldin ya şehr-i Ramazan” yazıları dikkat çekiyor. Bu durum tabii ki yobaz irticacı Amerikalıları çıldırtıyor. Bazı yobazların sokaklarda ve dükkanlardaki Mevlana figürlerine taş attığı haberleri geliyor. Ama olsun, her yer yeşil beyaz süslenmiş her yerde ay yıldız ışıklar var, görsellik ve estetik muhteşem.

12. Hassas Başkan.
Amerika birleşik devletler başkanı yayınladığı bildiride müslümanların ramazanlarını tebrik etti. Aynı güne denk gelen paskalya yortusu içinse laiklik uyarısında bulundu. Ülkenin yüzde doksanının katolik olmasına rağmen başkanın bu kadar cesur ve kaba olması aydınlarımızın sevinçten gözlerinin yaşarmasına sebep oldu.

13. Şu kadına haddini bildirin.
Amerikan senatosuna boynunda haçla gelen bir kadın yuhalandı ve alkışlarla protesto edildi. Neredeyse bütün meclisin katıldığı protesto sonrası haça öfke kusan temsilciler heyeti başkanı “bu kadına haddini bildirin” dedi.

14. İrticayla mücadele hafife alınıyor.
Paskalya bayramı geçtiğimiz yıllara göre bu yıl oldukça sakin geçiyor. Kestiği hindinin tüylerini NASA'ya bağışlamayıp manastıra hediye edenler hakkında bilindiği üzere 3 ay hapis cezası uygulanıyordu. Nedense bu sene ilk defa bu kural uygulanmadı yoksa İrtica hortladı mı? İdarecilerin bu aymazlığı kafaları bulandırıyor. Bilindiği gibi NASA bağışlanan hindi tüyleri sayesinde Ay'a ayak basmış ve Mars'a araç göndermişti.

15. Kolorado'da tanklar yürüdü.
Yahudilerin Lübnandaki hıristiyan falanjistleri katletmesini protesto eden bir tiyatro gösterisi sebebi ile tiyatroya izin veren colorado beldiye başkanı tutuklandı, Kahraman komutan coni bununla yetinmeyerek şehrin meydanında tanklar yürüterek yahudi düşmanı amerikalılara gözdağı verdi.

16. Laik başkan iş başında.
Başkanın mübarek noel tatilinde düzenlediği resepsiyonda halkın gözünün içine baka baka zemzem içmesi yobaz Hıristiyanların öfkesine sebep oldu.

17. Sorumlu yayıncılık.
Her noel olduğu gibi bu noelde de basınımız kutlamalar yerine kesilen ağaçları manşet yaptılar. Bayramlaşan insanlar yerine ağaçların ve tatil trafiğinin haber yapılması oldukça manidar bulundu. Bilindiği gibi basınımız tarafından her dini gün ve bayram öncesi sapık tarikatlar kurmaca tiyatral çekimlerle halka özenle tanıtılıyor, yazılı ve görsel medyada yaklaşık yüz yıldır din, sevgi ve hoşgörü kelimeleri aynı haberde birarada kullanılmamaya özen gösteriliyor.

18. Taviz yok.
Alabama mahkemesi fes kullanmayanlar hakkında örnek bir karar vererek kanuna muhalefet edenler hakkında idam cezası istemiyle dava açtı.

19. New Jersey'de infial.
Bölgede bulunan askeri yetkililer şehir meydanında büyük bir Benjamin Franklin heykelinin olmamasını irtica olarak yorumladılar. Şehrin en işlek meydanında yollar daraltılarak buraya bir heykel yapılması kararlaştırıldı. Resmi tatillerde artık askeri ve idari yetkililer buraya gelerek trafiği kapatacak ve çiçek koyacaklar. Bu törenlerle amerikanın nasıl süpergüç olduğu dünyaya bir defa daha gösterilecek.

20. Sanatı da laikleştirip modernleştirdik.
26 Kasım 1934 günü ilan edildiği üzere amerikan müziği yasaklanarak Türk müziği devlet müziği olarak kabul edildi. Bilindiği gibi 1932'de Türk müzik aletlerinin okullarda öğretilmesi mecbur kılınmış. 1926'da ise amerikan müziği eğitimine son verilmişti. Bilindiği gibi güzel ülkemiz Amerikada amerikan müziğinin radyolarda çalması 4 Kasım 1934 yılında yasaklanmıştı.

21. Yaşasın aydın eğitimcilerimiz.
Amerika genelinde papaz ve rahibelerin üniversiteye gitmelerini engellemek amacıyla sınavlarda katsayı uygulaması getirildi. Bu uygulama bütün meslek liselerinin sonu demek ama rektör ve dekanlarımız bu kararın irticaya vurulmuş bir darbe olduğunda hemfikirler. 4 sene sonra ülkede kaynakçı bile bulamayacağız ama olsun, biz de uçak gemilerimizi, uzay mekiklerimizi, roket ve füzelerimizi, tank, uçak ve helikopterlerimizi artık kendimiz üretmeyiz, başka ülkeler gibi satın alırız.. Mesela süper güç Türkiye'den..

Daha yazacak yüzlerce haber var ama gönlünüzü bu yobazlıklarla karartmak istemedim. Şimdi içini doldurmadan, hissetmeden, kuru kuruya sloganımızı söyleyelim ve bunun gerçekleşmesi içinde en ufak bir çaba göstermemeye 80 yıldır olduğu gibi devam edelim:

Ne mutlu Amerikalıyım diyene

(Tabi bu hayali bir yazıydı, gerçekte amerikalının sloganı başka.. onlar: “God bless America” derler, yani: Tanrı Amerikayı Korusun..
Ama biz laik bir amerikan rüyası gördüğümüz için bu sloganı reddediyoruz..
Hani doların üzerinde yazar ya: “biz Allah'a iman ettik” işte bunun gibi..
Yobaz Amerikanın daha alacağı çok yol var)..
(Zaten bu yüzden aramızda elli sene var!)
 
 
Sunusi Fazıl ONAY
(www.genckalem.org 'da yayınlandı)
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/10/2007 - Atatürk Türkiyesi

Kategori: siyaset

İlkokuldan beri kafamı kurcalardı. 8-9 yaşlarındayken bizlere son padişah olarak Vahdeddin anlatılırken, bizler de mantık ve mukayese yeteneğimizi kullanarak minik kafamızda tarihi olayları canlandırır ve sonuçlar “Hayır..” derdik, “Şu durumda son padişah Atatürk!”

 

Bize göre iki tane Atatürk vardı. Birincisi kalpaklı ve bıyıklı bizim Gazimiz, Mustafa Kemal Atatürk’ümüz, diğeri fötrlü, fraklı ulu önder Atatürk!

 

İkisinin arasında belki bir fark yoktu bizce, ama bazılarınca fark büyüktü, Gazi herkesindi, Ulu önder ise bazılarının.. O bazıları bizi hiç kabul etmediler aralarına, hatta öyle ki, onlara göre bizler Atatürk’ü sevmiyorduk ve sevemezdik, sevdiğimiz söylüyorsak da kesin yalan söylüyorduk.. yani takiyyeciydik..!

 

Bizler kendimizi Türk evladı olarak görürdük, halktandık, onlar ise kendilerini Atatürkçü ya da Kemalist olarak görürlerdi, elitlerdi. Dernekleri vardı, tabi ki derneklerinin üyeleri vardı, demek ki haklıydılar, bizler o derneklere üye olamadığımız için Atamızı da hakkıyla sevemezdik.

 

Belki de dernekçilik işimize gelmiyordu.. Bizler her sevdiğimiz için dernekler kurmuyorduk ki, mesela Muhammediler, ya da Muhammedçiler diye bir derneğimiz de yoktu canımızdan çok sevdiğimiz için. Demek ki bizim sevmek için organizasyonlara da pek ihtiyacımız olmuyordu.

 

Ama bu dernekçiler işi özellikle şu son zamanlarda oldukça abarttılar, o kadar ki, artık kendi değerlerine de yan bakar olmuşlardı. Ülkemize “Atatürk Türkiye’si” diyorlardı.

 

Halbuki Gazimiz bu ülkedeki hakimiyeti kişilerden alıp halka vermişti. Bu ülke Türklerin ya da daha genel anlamda Türkiyelilerin Türkiye’siydi. Atatürk bu ülkeyi soyadlarından da kurtarmıştı.. Ne Osmanlı ne de başka bir isim.. Bu ülke sadece ve sadece üzerinde yaşayan milletindi. Hiçbir kişi ve zümrenin bir ayrıcalığı yoktu, sınıfsız tek ve eşit bir toplumduk. Bu ülkeyi kurtaranlar da bunu kendi şanları için yapmamışlardı. Yeni de kurulsa, eskinin köklerine bağlı da olsa, bu ülke hiçbir liderin, önderin, şefin babasının malı değildi. Kuranların amacı da zaten bu tahakkümleri ortadan kaldırmak değil miydi?

 

85 sene önceki kararlar, politikalar, stratejiler ve söylemler hala bugün geçerli olsun isteniyor sözde sadık sistem savunucuları tarafından, bunda devletin menfaati vardır deniliyor. Biz de diyoruz ki, dünün şartları başka bugünün şartları başkadır, dün ak olan bugün karadır.. Eğer o izinde olduğunuza inandığınız Gazi bugün halinizi görse “bunlar acaba kimin izinde” diye merak ederdi.. Ve eklerdi “bizim mevlitlerle ve dualarla açtığımız büyük millet meclisi bu ülkenin adını Türkiye Cumhuriyeti olarak ilan etmiştir, Atatürk Türkiye’si değil.

 

Bu ülke ne Yavuz’un, ne Fatih’in, ne Kanuni’nin, ne de Atatürk’ündür.
Bu ülke kayıtsız şartsız Türk’ündür, ama adı Türklerin Türkiye’si de değil, kısaca Türkiye’dir.


Ya devrimler, ilke ve inkılaplar? Kısaca bir göz atalım:

 

Devletçilik

Artık globalleşen dünyada koyu bir devletçilik yerine geçerli olan tek sistem liberal bir ekonomi ile sosyal hukuk devletinin işletilmesidir, yani ekonomik teşekküller sermaye sahiplerine verilir ve girişimcilerin vergileriyle devlet vatandaşlarına sosyal güvence sunar. Özelleştirmeden yana olan kişinin devletçi olması zordur. Devleti iktisadi teşekküllerle koca bir şirkete çevirmek ise çağdışıdır. Şu halde demek ki ben ekonomik alanda devletçi olamıyorum.

 

Milliyetçilik
Kavramlarla oynayarak kafa karışıklığından başka bir şey elde edemezsiniz. Burada var olan zaten milliyetçilik değil “Atatürk milliyetçiliği” gibi soyut bir kavramdır. Ben milliyetçiyim diyenin artık sağlam bir de açıklama yapması gerekiyor.. “Kime ve neye göre milliyetçisin?” Hitlerin güçlü olduğu zamanda eline mezura alıp köy enstitülerinde kafatası ölçmekle, Sovyetler güçlü olduğunda komsomol marşını “dağ başını duman almış” yapmakla devletçi ya da milliyetçi olunmuyor.

 

Halkçılık
Olmamak mümkün değil, sosyal bir hukuk devletinde eşit ve sınıfsız yaşadığımıza göre halkçı olmak zorundayız, öyle değil mi? Ama eğer halkçılık halka üniforma giydirmek, ya da ne giyeceğine dair brifing vermekse, ben değilim demek ki.

 

Devrimcilik
Müslüman olan adamın devrimci olmaması mümkün mü? Çağlar açıp çağlar kapıyoruz devrimlerimizle.. Yeter ki devrimler çağdaş kalabilsin..

 

Cumhuriyetçilik
Yine Müslüman olan bir adamın cumhuriyetçi olmaması mümkün mü? Otoriter bir Saltanat anlayışı hem çağdışı, hem akıldışı, hem de artık din dışı bir olgudur. Tıpkı totaliter bir demokrasi anlayışı gibi.. Libya’da cumhuriyet ama yarı tanrı bir Kaddafi’yle demokrasi olmadan cumhuriyet ancak bu kadar olur!
İstiklal marşına alternatif 10.yıl marşı söylemekle cumhuriyetçi olunmuyor, cumhuriyetçi olacak olan adamın önce demokrasiyi sonra halkını, halkının örfünü ve adetini sevmesi gerekiyor.

 

Laiklik
Bunun ne demek olduğunu ne uygulayanlar biliyor, ne de uygulananlar..
Dini inançlarıma karışılmadan bu ülkede istediğim gibi yaşama hakkım, okuma hakkım laikliğin teminatı altındadır ama laikçiler yüzünden bu hakkımı kullanamıyorum değil mi? Benim dinim kamusal alanı da kapsıyor ama kamusal alanda dinsiz olmak bizimkilerin icadı! Kamusal alanda bu ülkenin müminesi başörtüsüyle, azınlık yahudisi kippası ile, hıristiyanı koynunda haçla dolaşsa cumhuriyet nasıl tehdit altına giriyor hala anlayabilmiş değilim. Tek anlamış olduğum, laikçilerimiz demokrasiden nefret ediyorlar..

 

Sonuç:

Bu ülkede yaşamaktan ve bu ülkeye hizmet edebilmekten gurur duyan, tarihi ile övünen, yorulmadan çalışan ve milletine güvenen bireyler olarak, Atamızın bize olan mesajını gayet iyi anladık ve mirasına sahip çıkıyoruz ama sesimiz artık daha güçlü çıksın ki bir şeyleri istismar edebilmek bugünlerde bu kadar kolay ve ucuz olmasın.

Bizler Türkiye’nin tek sahibi ve geleceğinin teminatıyız, geçmişten aldığımız güçle geleceğe umutla bakıyoruz, bu ülke bizim çocuklarımıza mirasımız ama babamızın malı değil! Babamız her kim olursa olsun..!

 

Sunusi Fazıl ONAY

(www.genckalem.org 'da yayınlandı)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/7/2007 - AKP muhalefetliği mantığı ve edebi aşmış

Kategori: siyaset

Geçenlerde bir liste geçti elime, AKP'nin ilkleri diye.. Sözde vatanseverler sıralamışlar yalanları, AKP'ye çamur atıyorlar, biz de uyuz olduk dayanamadık, akplilerin yerine cevapladık. 

Ama çok enteresan, gerçekten aşağılık bir liste, baştan sona yalan dolu, sanki bilinçli bir AKP sevgisi arttırma çabası gibi.. o kadar milleti öküz yerine koyuyorlar ki, artık istemeden de olsa gidip AKP'ye oy veriyoruz..

Sırf bu köstük muhalifler yüzünden..
İbret alın diye buraya alıntılıyorum.. diğer sitelere de gönderiyoruz tabi ki
(***) üç yıldızlı yazılar bizim yorumumuz.! 

-Ilk defa bir basbakan zam isteyen memur sendikalarina "IMFyi ikna edin" dedi.
*** Ülke stand by anlaşması imzalamış.. bunu imzalayan hangi hükümet olursa olsun devam ettirmek mecburidir. Azıcık diplomasi öğreniniz..
YEMEDİK

-Ilk defa bir basbakan "tezkere geçmezse memura maas ödeyemeyiz" dedi.
*** Böyle demedi ama siz onu anlamamışsınız, sizinkiler lafı kıçından anlamalarıyla meşhur zaten. Tezkere için yapılan pazarlıkta geçen rakam için söylendi o söz, daha sonra kaynaklar açılınca sadece maaşar değil nemalar da ödendi.. ama nedense pek hatırlatmak istememişsin bu kes yapıştırda.
YEMEDİK

-Ilk kez ithalat 100 milyar dolari asti.
***İlk kez ihracat da oransal olarak ithalatı yakaladı..
Cumhuriyet tarihinde ilk kez otomobil ihracatı ithalatı geçti..
Bu rakam ekonomideki büyüklüğün ispatı
YEMEDİK

-Ilk kez cari açigin üstünde borçlanma yapildi.
*** Cari açığın üzerindeki borçlanma ne demek bir araştırsaydın keşke, kağıt para yerine kullanılan plastik para ne demek, keşke bir öğreniverseydin.. Bununla ancak sazan yakalarsın.
YEMEDİK

-Ilk kez yunan kilise bankasi Türkiye'de banka satin aldi.
*** Türkiye'nin ekonomisine yunan kilisesi bile güveniyormuş demek :))
Kendi kendini mi rezil etmeye çalışıyorsun bu kes yapıştırla, yoksa din bezirganlığı mı..
YEMEDİK

-Ilk defa domuz kesimlik hayvanlar sinifina alinda ve tesvik kredisi verildi.
Bu ilk defa olmadı biiiir..
İkincisi sen yeme kardeşim, sana zorla yediren mi var, şeriat mı ilan edelim ne demek istiyorsun, delikanlı olsana, din bezirganı..
YEMEDİK

-Ilk defa kamunun kamuya olan borcu piyasadan borçlanilarak ödendi.
*** Yalancı.. İlk defa iç borç bu kadar kapatılmışken bu nasıl oldu.. Sen hem iç borca karşısın hem dış borca karşısın, sana göre herkes açlıktan ölsün, cahilliğinle beni öldüreceksin, bunu istiyorsun..
YEMEDİK

-Ilk defa düsük faizli dis borç yüksek faizli iç borç ile ödendi.
*** Milleti iyice aptal yerine koydun, bu denklemle 100 milyarlık ithalatı olan ülkede enflasyon düşmez. YALANCI..
YEMEDİK

-Ilk kez Israilli is adamina gizli sekilde 800 milyon dolar kaynak aktarildi.
*** Gizliyse sen nereden biliyorsun.. Çamur at izi kalsıncı.. İsmail Cem'in attığı imzaları da bir açıklasaydın.. Ofer'i kastediyorsan bu uygulama kanununumuzda olan bir kredi uygulamasıdır.. kaynak aktarılmayla ilgisi yoktur..
YEMEDİK

-ilk defa bir basbakan issizligin dünya gerçegi oldugunu söyledi.
*** Yalan mı söylemiş..
YEMEDİK

-Ilk defa yabanci rantiyecilere vergi muafiyeti tanindi.
*** Çok ahlaksız bir yalancı oldun sen.. Carrefour bu ülkede nasıl açıldı sanıyorsun.. 20 yıldır süren uygulama her türlü geliri arttırdı istihdam sağladı da bu sana mı battı.. uyanık..
YEMEDİK

-Ilk defa tarimsal üretimde dis ticaret açigi ortaya çikti.
*** Yalana devam.. Bu ülkede tarımsal üretimde dış ticaret açığı yıllardan beri var.. neden 10 senedir arjantinden mısır ithal ediyorsun.. buğday alıyorsun, pirinç alıyorsun.. sen kendini ne sanıyorsun, endüstriyel tarımda zaten adın yok..
YEMEDİK

-Ilk defa borç GSMH'yi asti.
*** Vallaha mı? Yaw yoksa sen AK Partilisin de muhalifleri öküz göstermek için mi muhalefet yapıyorsun..
Hani biri sana GSMH iki katını geçti der, türkiye gelişmede dünya rekoru kırdı 4 sene üstüste der de rezil olursun sonra :)
YEMEDİK

-Ilk defa çiftçi ve emekliden vergi alinmasi sözü verildi.
*** İlk defa gelir vergisinden stopaja, ötvden kdvye kadar her vergi de bu kadar indirim yapıldı.
YEMEDİK

-Ilk defa bir basbakan faizin dünya gerçegi oldugunu söyledi.
*** Değilmiymiş.. puhahahahaa.. yahu wallahi ciddi bir yanı kalmadı şu yazının.. bu kadar abesle iştigal olmaz..
YEMEDİK

-Ilk defa petrol kanunu ile yabancilara 50 yillik imtiyaz verildi.
*** Verilmedi.. RTE, hükümet adına senin bürokratlarının hazırladığı yasayı geri çektirdi..
YEMEDİK

-Ilk defa zina suç olmaktan çikarildi.
*** OHAAAAAA.. ÇÜŞŞŞ..
Bu kadar yalana devam edeceksen bir daha sokmayayım seni buraya, değnekle kovayım hatta..
En son ANAPlı İmren Aykut'un düzenleme yaptığı yasa DYP-SHP koalisyonu tarafından çıkarılmıştı..
Biz milletin uçkuruna karışmıyoruz.. Siz de tutmayın, gidin ellerinizi yıkayın, pis..
YEMEDİK

-Ilk defa kapkaç diye bir sektör ortaya çikti.
*** Rahşan ecevitin affıyla serbest kalan kapkaççılar ne olacak.. geri mi sokalım analarının rahmine, hiç doğmamışlar gibi mi yapalım, sen yalancı olma diye.. Ahlaksızzz, iftiracı, utanmaz.. birazcık haysiyetin varsa susarsın artık.. Zira..
YEMEDİK

-Ilk defa bir basbakan Müslüman topraklarini isgal eden hristiyan ABD askerlerinin sag salim ülkelerine dönmeleri için dua ettigini açikladi.
*** Biz buna tıpta ajistasyon diyoruz, ama ilim henüz senin köye uğramadığı için, diplomaside ajitasyonun ne olduğunu da bilmezsin..
YEMEDİK

-Ilk defa bir basbakan "bir dönem dini kullandik" dedi.
*** Lafı kıçından anlama imparatorluğunun sultanı yaptık biz seni.. Sen şu anda dini nasıl kullanıyorsan başkaları da kullanmıştır herhalde..
YEMEDİK


-Ilk defa dar gelirlinin alim gücü bu kadar düstü.
***Dar gelirli açlıktan kepenk kapama eylemi yapıyordu RTE gelmeden önce.. iftiralara devam anlaşılan ama..
YEMEDİK

-Ilk defa bir basbakan en fazla yurtdisi seyahati yapti.
*** Evet Çalışıyor, köstük gibi oturmuyor yerinde, bunun sonucu olarak bugün ilk defa BM güvenlik konseyine müslüman bir ülke katılıyor.

-Ilk defa bir basbakan yapilan bir ihalede önce uçak istedi sonra mercedese razi oldu.
*** Aaaat aaaaat işkembe-i kübrandan.. salla ki bi vatandaş sazan olsun dalsın deryalara ama biz
YEMEDİK

-Ilk defa enflasyon %10 artarken pancar fiyatlari 99 kurustan 88 kurusa indi.
*** İyi, şimdi git ucuzundan pancar al ye.. biz..
YEMEDİK

-Ilk defa findik üreticileri en büyük miting yapti.
Fındığın fiyatını kendi federasyonları belirlemesine rağmen, sanki RTE'nin elindeymiş gibi celallendiler ama gerçek anlaşıldı, şimdi oradaki oy oranını görürsün
YEMEDİK

-Ilk defa bir basbakan ve disisleri bakani, Islamiyeti yok etmeye yemin eden bir papanin heykeli önünde fotograf çektirdi.
*** Turistik bir seyehat için, fotoğraf çektirmek için mi gidilmiş oraya, yoksa müzakerelerin imzasımıymış o imza
YEMEDİK

-Ilk defa iletisim sektörünün tamami yabancilarin kontrolüne geçti.
*** Aselsan hala Türk.. ama onda da mühendisleri vuruyorsunuz olmuyor..
YEMEDİK

-Ilk defa bir basbakan Türkiye'yi pazarladigini açikça itiraf etti.
*** Evet, ülkeye katma değer kazandırıp cazip hale getirme işine biz pazarlama diyoruz..
YEMEDİK

-Ilk defa bir basbakan "toprak satiliyorsa alip götürmüyorlar ya" dedi.
*** Eee nolmuş? yanlış mı demiş, sizin saçma sapan mesnetsiz iftiralarınıza bir yön vereyim, en çok toprak satışı inönü zamanında olmuştu, demek ki ilk değil..
YEMEDİK

-Ilk defa kilise ve havralar imar planlarinda yer aldi.
*** Aynı ahlaksızlığa bir de cehalet eklenmiş, ilk defa kilise ve havrayı imar planı içine alan 2. Abdülhamid'dir. Ayrıca bu ayıp değil günah değildir. ama sizlerin bu kadar ırkçı ve yobaz olmanız ayıptır
YEMEDİK

-Ilk defa bir basbakan Yahudi Think Tank kurulusundan "üstün cesaret ödülü" aldi.
*** Kuş beyinler idrak edemez ama yahudi milleti akıllıdır. Hatta senin gibiler ağzına sakız yapsınlar diye de vermiş olabilir. Düşmandan bile madalya almak bir onurdur :))
YEMEDİK

-Ilk defa Türk askerinin basina ABD güçlerince çuval geçirildi.
*** Saratogaları unuttun mu.. bombalanan gemini de mi unuttun.. iki yunan asıllı ABD askerinin füzeyle batırdığı muavenet zırhlısından sonra ne oldu tepkin.. ilk defa oldu diye sevinç çığlıkları mı attın böyle..
YEMEDİK

-Ilk defa TBMM tarafindan tezkerenin reddedilmesine ragmen Disisleri Bakanligi genelgesi ile savas araç ve gereçleri Türkiye üzerinden Irak'a aktarildi.
*** Nato üyesiyiz be hey gureba camia
YEMEDİK

-Ilk defa bir basbakan basdanismani Amerikalilara basbakan için "bu adami kullanin, dini inanci size yardimci olacaktir. Onu süpürge deliginden asagi atmayin" dedi.
*** Sen de mi oradaydın Allah'ın iftiracısı.. yukarıda duyduğumuz yalanlarından sonra hangi lafına inanalım terbiyesiz..
YEMEDİK

-Ilk defa bir Türkiye basbakani, Islam dünyasinin sinirlarini degistirecek BOPun yani Büyük Israil Projesinin Esbaskani oldu.
*** Sen mi eşbaşkan yaptın.. BOP'un ne olduğunu bile bilmezsin bu yalanlarına inanan var mı hakikaten ya.. Hayalden örgüt kurup hayali başkan atıyorlar bir de..

-bunlar yoruma acik degildir kesin ve ispatlanmistir... ama isteyen istedigi yorumu yapabilir.....
*** Muhalefetin aşağılık bir yalancı olduğun sonucu çıktı buradan, bu yazı resmen okuyana hakaret olmuş, milleti aptal yerine koymanın bayrağı olmuş.. al yalanlarını yanına, koy iftiralarını cebine, defol git..

-Allah hala at gözlügü kullananlarin gözünü açsin ins...
*** AMİN

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/5/2007 - Dünya Solu ve Türk Solu

Kategori: siyaset

Sol ne demek?

Önce bunu bilmek lazım.
 
Solculuk, içinde milyonlarca rejimi barındırabilen bir ideolojidir.
Bizler kısaca sosyal demokrasi yanlılarına solcu diyoruz.
Kamu teşebbüslerini adilce yönetme ve sınıf ayrımcılığını ortadan kaldırmak adına, solculuk aynı zamanda halkçılıktır. Bunun yanısıra bütün bu enstrümanları bir disiplin altında kontrol edebilmek için bir miktar da devletçi olmak zorundadır. Ama bunun ölçüsü de demokratlığındadır. Yani otoriter ve totaliter değil, faşist baskıcı hiç değil, jakoben asla değil, solculuk sadece SOSYAL DEMOKRAT bir kimliktir.
 
Dünyada bu tanım ışığında solcu olmayan zihniyetler ya anarşisttir ya da faşisttir; yani kontra ideolojiler solcu olmayanlarca böyle tanımlanır. Mesela, sapına kadar bireyselci olan bir kişi anarşist olarak damgalanabilir, ya da muhafazakar olanlar faşist olarak yaftalanabilir.
 
Türkiye'de ise solculara kontraları tarafından faşist denir.
Zira sol kendi evrensel kabul ettiği doğrulara faşizan bir tavırla sahip çıkar.
Örnek: Kendini solcu olarak tanımlayan İnönü üniversitesi rektörünün konuşması: "Değil %35'le %95'le bile gelseler bir şey ifade etmez, bu cumhuriyet bizimdir ve bizim kalacaktır" (seçilmiş hükümete söylüyor).
Diğer bir örnek, solcu olarak tanımlanan Cumhuriyet gazetesinden: "Halk plajlara akın etti, vatandaş denize giremedi". İşte bu kadar halktan kopuk elitist ve ironik bir zihniyet! Şaka değil bu manşet!
Bundan elli sene önce sarfedilen bir cümle ise ayrı bir ironidir. "Bu memleketi Hasa Hüso'mu idare edecek" İşte bu da 1946'daki CHP'nin kendi elitlerine DP hakkındaki serzenişiydi. Bu da Türk solunun halkı nasıl cahil bir serseri olarak gördüğünün kanıtıdır.
 
Bugün de Türk solcuları yeni bir öneri getirerek solculuk ile aristokrasiyi birbirine karıştırıyorlar:
"okuma yazma bilmeyenlerin oyu bir oy sayılsın, ilköğrenim mezunlarınınki iki, liselilerin üç, üniversitelilerin dört, yüksek lisans ve sonrasının oyu ise beş oy değerinde olsun"
Tamam bu bir fikirdir. Belki de doğrudur.. Ama bu aristokrasidir. Solculukla bir alakası yoktur. Cebinde okumaya hatta geçimini sağlamaya yetecek parası olmayan adamın dünya görüşü önemli değildir ve ülke yönetiminde söz sahibi olması da gerçekten anlamsızdır belki (!)
 
Dönemin CHP'li Ankara valisi Nevzat Tandoğan'ın şu sözü ne kadar aydınlatıcıdır: "Eğer memlekete komünizm lazımsa onu da biz getiririz" işte olaylara ve halka bakan gözlük Türk solunda budur.
 
CHP, kuruluş amacının aksine 80 yıldır Türk solunu temsil ediyor sözde; ama Ata'nın partiden ayrılmasıyla önce devlet partisi oldu ardından adı hep cuntalarla anıldı, her zaman halka karşıydı, kılığı, kıyafeti, dili, inancı, kültürü hep battı parti elitlerine, bu yüzden CHP'liler, CHP'nin politikalarına bakıp bir seçim sloganı hediye etmiştir kendilerine hem de inanarak: "HALKA RAĞMEN HALK İÇİN" 
 
Bugünkü iktidar partisi ise muhafazakar yapısıyla kendini sağcı olarak hissettiriyor, ama yaptığı uygulamalar tam bir sosyal demokrat parti havasında. Sosyal güvenlik yasalarında kamu yararına yapılan köklü değişiklikler, cumhuriyet tarihinde ilk kez nema dağıtımları hep bu hükümet devrinde gözüken olaylardan bazıları ama özelleştirmeye verilen önem ise solcu ekonomik politikaların aksinde bir görüntü sergiliyor.
 
Gerçekte bu kavramlar insan yararı doğrultusunda sürekli değişen ve gelişen kavramlar olup çıktılar ve sabit kalamadılar.
 
Dünya, geçmişte nasyonel sosyalizm adı altında faşist bir sosyalizm yapılanmasına tanık oldu. Çin'deki Maocu sosyalizm ise okullara düşmandı adeta. Köylünün ve çifçinin okuması sadece kafa karışıklığına yol açar diye düşünüp temel eğitimin ardından okumaya devam etmeyi oldukça zorlaştırıyorlar ve insanlara sadece komünist sisteme bağlılığı öğretiyorlardı. Daha sonra saksafonu emperyalist bir müzik aracı olarak görüp ülkede yasaklayan bir Castro sosyalizmine tanık olduk Küba'da. Hızlı bir kamulaştırma ile ülkeyi ekonomik olarak devletin tekeline sokan bir sosyalizm anlayışıydı bu ve her sosyalist rejim gibi bu rejim de muhaliflerini sustururken uyguladığı metodlar yüzünden faşist olarak anıldı. Kaddafinin yeşil sosyalizmine de hep beraber şaştık. Ve şu muhteşem sözü hatırladık: "Kaç tane sosyalist varsa o kadar sosyalizm vardır".
 
Sonuçta özgürlük demek olan sosyalizmin ne kadar baskıcı olmak zorunda kaldığına şahit olmuş olduk.
Bunun yanında, çeşitli ülkelerdeki sol partiler, bizlere sosyal demokrasinin olması gereken yeri de gösterdiler.
Mesela, Finlandiya'da meslek sınıflarının olmaması bir statü karmaşıklığına yol açmıyordu. Bütün iskandinavyada sosyal bilinç bu düzeyde idi. Bir üniversite profesörü ve bedeniyle çalışan bir işçi toplumun her kademesinde eşit oluyorlar ve birbirlerine kompleksle bakmıyorlardı. Bunun tam aksini İngiltere yüksek sosyetesini oluşturan ateist aristokrat sosyalistlerde gördük. Onlar, sınıflarını olanca güçleri savunurken sosyalist olduklarını iddia edebiliyorlardı.
Tıpkı günümüzün Türkiye solcuları gibi.
Fransa'nın hemen hemen 2 ay hüküm süren jakoben terör rejiminin satınalınamaz ihtilalcisi Robespierre bütün dinlere açık savaş ilan etmişti. Bunu da Türkiye'de uygulamaya kalktılar ve Türk solu en azından protestan bir müslümanlık icad etmeye kalktı (zira robespierre bile toplumun bir inancı olması gerektiğini söylüyordu) ama bu aşı da tutmadı ve proje şimdilik rafa kalktı. Ama Türk solcuları halkın dinine olan düşmanlıklarını gizliden gizliye sürdürmeye devam ettiler.
 
Aslında belki de böyle olmalıydı. zira Kur'an'da var olan ayetlerin her birine iman edebiliyor olmak bir süre sonra sizi sistem düşmanlığına itebiliyordu. Zira İslam sadece namaz kılmak ve oruç tutmak değildi. Toplumsal emirleri ve sosyal sorumluluk yükleme özellikleri de vardır. Bu, aynı zamanda Kur'an'ın kanun koyuculuk yönünden kaynaklanıyordı.
 
Bu şekilde, İslam, bazı yönleriyle solcu bir din olmasına rağmen, türkiye solcuları ile anlaşamadı. Bunun en önemli nedenlerinden biri de Türkiye solcularının LAİKLİK fikrini anlamıyor ve dini her zaman kontrollerinde tutmak istiyor oluşlarından kaynaklanıyordu. İslam ise kontrolden uzak ayrı bir kontrol sistemiydi.
 
Sonuçta kendini müslüman zanneden ve aynı zamanda "kahrolsun şeriat" diyerek kendi dinlerine hakaret eden cahiller türediler. Zira şeriat sistem demekti. Bu sistem müslüman olan insanın dünya görüşünü düzenleyen Kur'an'dan başkası değildi. Yani hem Kahrolsun Kur'an diyeceksiniz hem de müslüman olduğunuzu iddia edebileceksiniz. Bu, sürekli şarap içip sarhoş olmak istemeyen adamın durumuna benziyor.
 
Kısaca Türk solu dünya solunun hiçbir tarafında değildir.
Kendi koyduğu kuralları bile tanımayan, anlamayan oldukça karmaşık ve girift bir yapısı vardır. Bu durum onun jakobenliğinden kaynaklanır. Bu jakobenliğin bir sonucu olarak, prizmatik bir kitleye hitap ettiğini düşünse de aksine tek tip bir insan modelini benimser ve kendine örnek olarak seçer. Bunu kemalist olarak adlandırır ve dünya solunun kabul etmeyeceği ölçüde milliyetçi ve devletçidir.  "Halka rağmen"dir, halk için olduğunu varsayar, fakat aslında sevdiği, benimsediği, korumak istediği ve sürdürmek zorunda olduğu tek şey SİSTEM'dir.
 
Biraz daha ileri giderek şunu da söyleyebiliriz, Türk solu sistemi korumak için, ulusun ve vatanın varlığını bile riske atar. Yeterki dini olarak kabul ettiği sistem bir şekilde sürsün. İlla bağımsız bir devlet ve ulusa ihtiyaç yoktur aslında, gerektiğinde bunu diasporada sürdürmeyi de göze alırlar. Tıpkı İttihat ve Terakki'nin Fransa'da yaptığı gibi... Düşman olarak gördüğü sisteme karşı dost edinemeyeceği kimse yoktur.
 
İşte bizler, bu yüzden, kendimizi dünyaya bakınca solcu olarak adlandırsak da, Türk solunun vatanhaini olduğunu düşünüyor ve Türk solunu temsil ettiğini söyleyen her gruba -makro olarak olmasa da, bilinçlilerine ve sistem koruyucularına- bu gözle bakıyoruz.
 
Sunusi fazıl ONAY
BOSTANCI 99'ers
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/4/2007 - Herşey Türkiye için

Kategori: siyaset
HERŞEY TÜRKİYE İÇİN
 
Hiç haklı çıktığımıza bu kadar sevinmemiştik herhalde.
Ocak ayında, yıllardır söylediğimiz birşeyi kayda geçirmiştik. Abdullah Gül cumhurbaşkanı demiştik.
 
Çok sevinçliyiz. Halka rağmen meydan doldurmaya çalışanlara gaz yapmıştır bu durum. Edebimizle sustuk laikçilere karşı, sabrettik, kaç kişi olduklarını merakla bir de site kurmuşlar, kursunlar dedik.. Demokrasi tahammül sanatıdır, yeri geldiğinde en aptalına bile tahammül edeceksin.
İsrail zulmünü protesto için çağlayanda düzenlenen mitinge katıldık, tandoğanın 4 katı olan bu meydanda, yemin ediyorum ki, ne sağa ne sola kımıldayabiliyordunuz.
 
Ey entel lümpenler, hayatınızda yüzbin görmediğiniz için 70bin kişiyi milyon zannettiniz normaldir, hattızatında milyon olsanız neye yarar, sizin zihniyetiniz seçimlerde %17 oy almış.. Meydanları doldurmak en doğal hakkınız, bağırıp çağırmak, protesto etmek en doğal hakkınız.. Sizin rezilliğiniz, kendinizi millet yerine koymanız, bu millet AKPARTİ'ye sizden daha çok teveccüh ediyor, kör müsünüz?
 
Neyse,
Biz çok sevinçliyiz.
Türkiye Cumhuriyetinin millet yararına en çok iş yapan başbakanı, Cumhurbaşkanının da en kralını getirdi (korkmayın şaka, monarşi yok)
Özal'dan sonra bu ülkenin II. Cumhurbaşkanıdır kendileri. Bu ülkenin ilk sivil ve halktan cumhurbaşkanı rahmetli Özal olmuştu; Süleyman Demirel oligarşinin ve derin devletin, Sezer de halktan kopuk bürokrasinin ve elitistlerin Cumhurbaşkanıydı. Abdullah Gül bu cumhurun başkanı.
Allah'ın izniyle, Türkiye'nin artık sırtı yere gelmez.
Dinsizliklerini laiklik ile kamufle etmeye çalışanlar artık çankaya'da konutta namaz kılınıyor olmasına çok bozuluyorlardır, ama şeytan bile biliyor bir ömrünün olduğunu, bunlar ecelleri gelmeyecek mi zannediyorlardı?
 
Şimdi Ocak ayındaki yazımızı hatırlayalım:
 
 
İŞTE BİZİM TAHMİNİMİZ!
 
Bostancı99'ers olarak Cumhurbaşkanının Abdullah Gül olacağını düşündük.
Recep Tayyip Erdoğan Başbakan olarak kalır; Ali Babacan Dış işleri bakanı olur. Zaten baş müzakerecinin Ali Babacan olması da durup dururken alınmış bir karar değil, bu bakanlığa bir hazırlıktı tahminen. Sonuçta, seçimlerin ardından Ak Parti tekrar tek başına iktidar olur, anayasa değiştirilir, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yasalaşır, en sonunda da yarı başkanlık sistemine ilk adım atılmış olur.
 
Herkesin fikir beyan ettiği bu durum karşısında biz de tarihe bir not düşelim istedik.
 
BOSTANCI 99'ERS
 
***
Şimdi, gazete yazarlarını okuyoruz da, hala kendilerini bir halt zannedip yüzsüz yüzsüz Erdoğan'ın neden aday olmadığını yazıyorlar. Çok biliyorlar ya işin eğrisini doğrusunu. Yılların siyaset yazarları bile şok oldular, neye uğradıklarını şaşırdılar ama biz şaşırmadık. Çünkü biz kibir akvaryumunda yaşamıyoruz. Biz başbakanımızı tanıyoruz. Bu yüzden daha AKPARTİ seçimi kazandığında, Abdullah Gül başbakan olduğundan beri Cumhurbaşkanının kim olacağını biliyorduk.
 
Bir gazetecinin uzanan mikrofonuna "baban başbakan oldu, ne diyorsun?" sorusuna Abdullah Gül'ün oğlunun verdiği cevap tıpa oluyordu oligarşi faşistlerine. "Başbakanlık Recep Amcamın hakkıydı, üzgünüm ama ileride olacak inşallah". Bu cevap, farklı bir aile terbiyesi ile yetişen laikçilerin kolay anlayacağı bir cevap değildir, ama biz aynı aileden geliyoruz biz anlarız.
 
Bu cevap evin sofrasında konuşulan konuyu özetliyor, yol arkadaşlığının, kardeşliğinin tipik bir özeti. Daha başka sırlar da var ama onları açıklamanın sırası değil. Buraya kadarını zaten, ahireti olmayan, gördüğü herşeye kendi çıkarı yönünden bakan laikçilerin anlaması mümkün değil. Onlar şimdilerde Allah'ın örtünme ayetinin çankaya'da uygulanmasına gıcık olmuşlar, işleri dertleri o, ya Allah'a düşmanlar ya da Müslüman'a
 
Öyleyse Merhum Akif'in şu mısrasını hatırlatıyorum:
Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne... Acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne...
 
HERŞEY TÜRKİYE İÇİN
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

ethnocentric.. (siyasi ve mizahi unsurlar aynı bünyede aşırı dozda)

Son yazılarım

Kızım Geldi
seçimler bitti, kim sevinsin?
seçimler bitti, kim sevinsin?
Doğuma Doğru
Üstad-ı Azam Ahmet Nejdet Kompüter'den Diplomasi dersleri
Terörizmin Hindistan'da Verdiği Önemli Mesaj
Başbakan Gürledi; Ne Oldu? Ne Olur?
uyuan ideoloji
Vay, Ben Neler Gördüm!..
AK PARTİ VE ABD.
Fısıldaşmayın, mert olun.. (Alevi kardeşlerimizi uyandıralım)
İŞGAL
Başsavcının bana anlattıkları!..
SENDEN NEDEN NEFRET EDİYORUM!..
İrtica Amerika'da
Biz, İmamlara rağmen cemaatmişiz!!!
Şii ve sünni Ayırımı (tarihin kısa özeti)
Atatürk Türkiyesi
Gerçekçi bir seçim sonuç analizi
AKP muhalefetliği mantığı ve edebi aşmış
Dünya Solu ve Türk Solu
Manşetleri ile Sözde Rejim Bekçileri
Atatürk''ün Mirası
Herşey Türkiye için
Aşk ne zaman biter?

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
S:N:S:Y Ciddiyet

Kategoriler

Arkadaşlarım

mansur
hocaileessek
islamyurdu
incesan
solcularbirligi
horseracing
ruyatabirler
kisamesaj
makyajvebakim