S:N:S:Y // CİDDİYET günlük siyasi gazete

22/10/2007 - Şii ve sünni Ayırımı (tarihin kısa özeti)

Kategori: din islam

“Emir Sultan’ı duymuşsunuzdur, duymamış olanlar varsa kendilerine azıcık kızsınlar ve biraz okusunlar. Yıldım Beyazıd’ın ordusunda da savaşmış cengaver bir evliyamızdır. Sultanın kızıyla evlendikten sonra, Sünni Sultan’ı Şii Timur’la yapacağı savaştan vazgeçirmeye çalışır. Buna hanımı çok içerler ve şöyle der: “Senin gibi bir evliyanın duası onun arkasındayken, babamın yenileceğinden mi korkuyorsun?” Buna Emir Sultan’ın verdiği cevap düşünebilenler için korkunçtur: “Sen Timur’un arkasında kimler var biliyor musun?” Nitekim savaş olur, Yıldırım yenilir. Emir Sultan atına atladığı gibi Ankara ovasına gider ve kurulan yüzbinlerce çadırla bembeyaz olmuş ovada Timur’un çadırını bulur, içeri girer. Ne konuştuklarını tarih yazmıyor ama 1 saat sonra bütün Şii Müslüman Türk-Moğol ordusu başlarında Timur olduğu halde Anadolu’yu terk etmek üzere hareket eder.”

 

Neden Sünni bir mezhep seçtiğinin bilincinde bir Sünni Müslüman olarak, bugün Şii ve Sünnilik arasında ortaya çıkarılmak istenen bir çatışma ortamında safımı belli etmek ve bu ayrımı bilinçaltında yapan kardeşlerime bir referans olması için kısaca bir tarihi özet geçeyim istedim:

 

Bugün bu coğrafyada İslam hakim din ise bunda Şiiliğin ve Mutezilenin katkısı olmadı diyen kesinlikle yanılır. Mutezile bir ara Abbasi halifeliği zamanında İslam devletinin resmi mezhebi olarak cihad mefkuresini afrikaya ve orta asyaya da taşıdı, daha sonra ise tasavvuf akımları ile yerini Eşariliğe bıraktı. Bu tarihten sonra fikri ayrılık ilk defa devlet ayrılığına dönüştü ve Fatimiler gibi bir takım Şii ve mutezile devletleri ortaya çıktılar. Ortak bir eleştiri olarak iki mezhep de birbirini Ümmet-i Muhammediye’ye layık görmedi ve her biri diğerini terakkinin hatta imanın önünde engel olmakla suçladı. Bu da apaçık bir fitneyi ateşlemekten başka bir işe yaramadı.

 

Şiiler sünnilere göre daha cihad yanlısı ve daha sert, tavizsiz olmalarıyla meşhurdular. Bu sertliğin kaynağı ise Emevi devrinin başlarında Haricilerden gördükleri terördür. Yezid’in halifeliğinde, Yezid’e ihanet eden komutanın görevden azline intikam olarak Kerbela’da Peygamber torunlarının üzerine yürümesi ve onları şehid etmesinin verdiği cesaretle, Hariciler Emevilere ve Hz Ali’ye açıkça lanet etmeyen her müslümanın gavur olduklarını ve katlerinin vacip olduğunu söyleyebiliyorlardı. Bütün bu olaylar ve şehadetle yaşanan büyük şok sonucu ortaya çıkan Yezid’in politik başarısızlığı, Şiiliği bir cemaat şuuruna sahip olmaya sürükledi. Hz Ali’nin ölümünden sonra da Şiiler bu hakaretlere dayanmanın İslami olmadığına kanaat getirerek saflarını açıkça belli etme yolunu seçtiler. Bazı radikal şii gruplar, ehli beyt’e sevgisi olmayanın Müslüman olamayacağına hükmettiler (nitekim bu Sünnilerce de doğru kabul edilir). Fakat bu sevgide aşırıya kaçan bazı Şii gruplar bütün şii olmayan Müslümanları kafir ilan ettiler. Hatta bazı mübarek kabirleri alternatif Hacc yeri haline getirdiler.

 

Bunun zıttı daha sonra ortaya çıkan Sünni mezheplerde de görüldü, onlar da Şiiliği sanki sapık bir mezhepmiş gibi göstermeye azmettiler. Bu konuda İbni Teymiye’nin karşı çıkmasına rağmen bazı Selefiler ve Vahhabiler de çok ileri gidip, işi Hz Ali’ye dayandırıp O’nu sanki suçluymuş gibi göstermeye kalktılar. Onların arasından Peygamberin kabrini yıkıp yok etmeye kasteden Müslümanlar (!) da çıktı.

 

Şii alimleri ümmetin daima en hararetlileri olmuşlardır. Zira onlar sadece kendi halklarına değil gayri Müslim alimlerine karşı da konuşuyorlardı. Geliştirdikleri itikadi metodu Müslüman olmayanlara da sunarken, müthiş tartışmalara giriyor ve İslam’ın savunuculuğunu üstleniyorlardı. Özellikle Budist ve Hindu alimlerle yaptıkları tartışmalar entelektüellerce takip ediliyor ve bu tartışmaların kitapları yazılıyordu. Daha sonra bu tartışmaların bir başka etkisi görüldü, Mutezile İslam’ı kıyasıya savunup galip çıkarken, özellikle kader, kaza ve gayp alemi konusunda Budist ve yunan filozoflarının rasyonalist görüşlerinden de etkileniyorlardı. Onların düşünceleri kafalarda yeni soru işaretlerini tahrik edip tefekkürü arttırıyordu. Bu hal, zamanla Eşariliğin doğmasına sebep oldu. Yani bizim anladığımız anlamda Sünniler, bu tarihten sonra Mutezileden ayrılan imamlar sayesinde kuruldu. İmam Eşari ve İmam Maturidi bunlara en güzel örnektir.

 

Bu sebeple biz ilk mezhep olarak, meşhur Sünni alim İmam Azam Ebu Hanife’nin hocası olan İmam Cafer’in “Caferiliğini” görürüz. Şiilerin Devlet başkanı seçimi haricinde umumdan itikadi bir farkları olmadıkları açıktır, mutezileyi benimsemiş olan Şiilerle ise büyük farklar mevcuttur. Fakat Caferilik bu yönden mutezileden de uzaktır. 

 

Kısaca, Eşariler (yani sünniler) namaz kılıp dua ederek kendi içtimai hayatlarını düzenlerken, Mutezile ve Şii imamları yunanlılarla, Çinlilerle ve hintlilerle tartışmalara katılıyorlar ve İslami cihadı felsefe alanında da sürdürüyorlardı.

 

Her ne kadar özellikle kader konusunda büyük itikadi farklar olsa da, Şiilik ve Sünnilik bugünkü manalarında Ümmetin iki ekolüdür. İslam’ı savunan ya da savunduğunu zanneden bir kimse asla bu iki ekolden birine laf atıp fitneyi sürdürmeye çalışmaz. Sünniler, genelde ehli kitap Hıristiyanlara karşı savaşırken, Şiiliğin kitapsız Budistlerle yaptıkları savaşları görmezden gelemeyiz. Yavuz Sultan Selim her ne kadar haça ve Şiiliğe savaş açmış olsa da, Safevilerin Şah İsmail’i de aynı şekilde Sünni emperyalizmine ve Budistlere karşı amansız savaşlara girdiğini unutmayalım.

 

Bizim burada fikir yürütüp yargılayan değil, tefekkür edip düşünen kullar olmamız gerekir.

 

Sapık Şii mezhepleri nasıl Hz Ali’yi ilahlaştırmaya çalışıyorlarsa, Hz Ali’ye ve hatta haşa İslam’ın peygamberine hakaret eden sapık mezhepler olduğunu unutmayalım.

 

En azından şunu hatırlayalım, Hz Hüseyin’in mübarek başı gövdesinden ayrılırken onunla beraber şehit olanlar kimlerdi?


Ve hatta şunu bir kendinize sorun, Şiiliğe düşman olan ve İmam Hüseyin’i şehit edenler kendilerine Müslüman demiyorlar mıydı? Peki onlar hangi mezheptendiler?

 

Ümmeti Muhammed’in birliğine engel olmaya çalışanlar hangi mezhep ve ırktan olurlarsa olsunlar zail olup gidecekler ve öbür dünyada altına girecek bir sancak da bulamayacaklardır.


Ahmet Yeseviler, Hacı Bektaşi Veliler, Mevlanalar, Yunus Emreler kol kola olacaklar ama tefrikacılar ve fitneciler sadece alevlerin koluna girecekler. Özellikle, hiçbir sahabeye dil uzatmayan, bunu aklından geçirecek olsa bile derhal tövbe eden Sünniler için, Şii kardeşlerine dil uzatmak kendi kendileri ile çelişmek anlamına gelir. Mezhebini bilen bir Sünni Şiilerle kardeş olduğunu da bilmek zorundadır.

 

Allah’ını seven onun Habibini de sever, Resulullahı seven onun arkadaşlarını ve sevdiklerini de sever, bütün bunları seven Ümmet-i Muhammed’i sever…

 

Sunusi Fazıl ONAY

(www.genckalem.org 'da yayınlandı)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2009-08-13 17:54:29 - tavsiye

Yazan: isimsiz
arkadaş çoğu palavra yazdıklarının ilimsiz nasıl yazı yazıyon sen hoca değilsin nasıl millete vaaz eder gibi yazı yazıyon. kendini ehli sünnetten çıkarabilirsin hakka hizmet ettiğini zan edip şerre hizmet ediyorsun haberin olsun
Bağlantı

2008-04-16 12:05:54 - tam da denk geldi

Yazan: sunusy
işte yazımın ispatı kardeşim..
anlamadan dinlemeden yorum yaparsan öfkenin tuzağına işte böyle düşersin. seninle aynı fikirde olduğumuz halde beni amerikancı olarak tanımlaman sadece senin ne kadar cahil olduğunu ispatlar.

işte maalesef bu durumdayız. cehalet hem sünnileri hem şiileri sarmış, birbirlerine amerikancı diyip saldırrak amerikaya nasıl hizmet ettiklerinin farkında değiller. cehalet gözünü kör etmiş okuduğunu da anlamıyor.
Bir de Şia peygamber zamanında da vardı diyip Allah'ın resulünün vahiy katibini haşa aşağılamaya çalışıyor. İslamda ruhban sınıfı hiç olmadı ve olmayacak ayetullahlara duyrulur.
Hz Ali efendimiz peygamberimiz vefat ettiğinde 30 yaşında bir gençti bilmem haberi var mı kardeşimin..

Asıl amerikancılık budur işte, müslüman kardeşine amerikancı diyerek saldırmak.
Bağlantı

2008-04-15 20:07:36 - cevap

Yazan: isimsiz
birincisi kardeş az bir şey okudum ve gerçekle bağdaşmayan şeyler söylüyorsun hepsi palavra hz peygamberi gören ashap deyip koruyorsunuz muaviyeyi muaviye büssürü insanın kanını dökmedimi be cahil şialık peygamber efendimiz zamannında bile vardı şialar ehlibeyt sevgisi olanlara denir onların taraftarlarına denir sen bunları yazarken herhalde kendinizden bahsediyorsunuz birincisi cihat islamın farzlarındandır sizinle savaşanlarla savaşın siz bu farzı ihmal edip insanları yanlış yollara sürüklüyorsunuz filistinin hali belli cihadı geri pilana atanların sonu sen kaç para aldında amerikalılardan bu palavraları sıkıyorsun amerikan uşağısizin gibi satılmış insdanlar yüzünden islam bu halde yazıklar olsun diyorum sadece
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

ethnocentric.. (siyasi ve mizahi unsurlar aynı bünyede aşırı dozda)

Son yazılarım

Kızım Geldi
seçimler bitti, kim sevinsin?
seçimler bitti, kim sevinsin?
Doğuma Doğru
Üstad-ı Azam Ahmet Nejdet Kompüter'den Diplomasi dersleri
Terörizmin Hindistan'da Verdiği Önemli Mesaj
Başbakan Gürledi; Ne Oldu? Ne Olur?
uyuan ideoloji
Vay, Ben Neler Gördüm!..
AK PARTİ VE ABD.
Fısıldaşmayın, mert olun.. (Alevi kardeşlerimizi uyandıralım)
İŞGAL
Başsavcının bana anlattıkları!..
SENDEN NEDEN NEFRET EDİYORUM!..
İrtica Amerika'da
Biz, İmamlara rağmen cemaatmişiz!!!
Şii ve sünni Ayırımı (tarihin kısa özeti)
Atatürk Türkiyesi
Gerçekçi bir seçim sonuç analizi
AKP muhalefetliği mantığı ve edebi aşmış
Dünya Solu ve Türk Solu
Manşetleri ile Sözde Rejim Bekçileri
Atatürk''ün Mirası
Herşey Türkiye için
Aşk ne zaman biter?

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
S:N:S:Y Ciddiyet

Kategoriler

Arkadaşlarım

mansur
hocaileessek
islamyurdu
incesan
solcularbirligi
horseracing
ruyatabirler
kisamesaj
makyajvebakim