Nereye kadar mutlu

Siyasette yapılan tartışmalar ve günlerin getirdiklerine bakınca ister istemez siyasi, sosyal hatta ekonomik bütün sorunların altında sindirilememiş bir devlet ideolojisi yattığını görüyorum. Bu sorun terziye elbise ısmarlayıp elbise gelmeden kilo almaya benzemiyor pek. Bu sorun daha çok jargonların ifadelerinin zamanla değişmesinden kaynaklanıyor.

1910 yılında duvara asılacak bir sözün 2010 yılında kavgaya neden olması tamamen yitirilen anlam ile alakalı diye düşünüyorum. Kendini Kemalist yahut Atatürkçü olarak lanse eden bir zümrenin bugün ülkeyi bölme noktasında eylem sağladığı maalesef açık. Ne acıklıdır ki, dil özgürlüğüne bölünme tehlikesini işaret ederek karşı çıkan siyasetçiyle aynı tehlikeyi işaret ederek dil özgürlüğünü savunuyoruz.

Tarihin hiçbir döneminde etnik milliyetçilik birleştirici bir unsur olmamıştır, tabi kötü örnekleri saymazsak. Mesela Cengiz Han’ın liderliğinde birleşen Moğollar yaptıkları tahribatla dünyanın modern çağa ulaşmasına asırlarca engel oldular ve bugün yoklar. Hangi etnik birliktelik dünyaya huzur verdi? Almanların siyasi bütünlüğü sağlamaları Avrupa’yı, Japonların istikrarı ise Asya ve Pasifik’i kana bulamadı mı? Ve ikisinin karşısında da çok uluslu güçler yok muydu? Dünyanın şeytanı hep tek millet mehdisi de çok ulusların koalisyonu olmadı mı her zaman?

Orta Avrupa’da ve Balkanlar’da İslam’ı seçerek din değiştiren bir kişinin dedikodusu “Türk olmuş!” diyerek yapılırdı eskiden. Yani Türk demek Müslüman demekti Avrupa jargonunda. Bu durum Barbaros Hayrettin Paşanın Afrika’sında da böyleydi. Hıristiyan İspanyollarla birlik olan Müslüman Berberi ve Arap melikleri, Hıristiyanlarla koalisyonu bitirince Türk oluyorlardı birden bire. Demek ki enternasyonal bir ifade idi Türk kimliği, sadece bir din ya da salt bir ırk değil. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözü, Lozan’da azınlık değil kurucu unsur olarak kabul edilen Kürtleri rahatsız etmemişti o zamanlar. Zira bu Türkler hem Türkçe hem Arapça, hem Zazaca, hem Kürtçe, hem Boşnakça konuşuyorlardı, hatta İbranice, Lazca, Çerkezce, Abhazca ve Gürcüce konuşanları da vardı, hatta Rumca ve Ermenice konuşanları da!

Hürriyet gazetesinde bir ibare dikkatinizi çekmiştir, “Türkiye Türklerindir” yazar, ne gariptir ki bunu söyleyen adam Türk değildir. Hatta birkaç kuşak ötede ailesi İbranice konuşur! “Türkiye Türklerindir” sözü de rahatsız etmemişti Kürtleri ne de olsa onlar da Türk’dü. Ta ki anayasada Türklüğün tanımı yapılıncaya kadar. O zaman anladılar Kürtler Türk olmadıklarını. Hatta o zaman anladılar bazı Türkler Türk olmadıklarını. “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözü işte o zaman öksüz kaldı.

Türkçe konuşan insanlar dünyanın topraklarına adalet ve huzur dağıtırlardı eskiden. 16.yy’da Hırvat veya Abhaz komutan Arnavut, Boşnak ve Türk askerine Türkçe hücum emrini verdiği zaman Cermen köylüsü tiranlıktan kurtulacağına sevinirken, doksanlı yıllarda gece yarıları Hakkari’nin bir mezrasında kapı eşiklerinde duyulan Türkçe sesler ise yataklarında büzülmüş olan yavruları korkudan titretir oldu.

Biz bardağı bile yıkadıktan sonra ters çevirir koyardık, zira içi boş olan şey pislikle, toz toprakla dolar. İçi boş bırakılan bir hilafet müessesesi nasıl bile nasıl Abbasi’den Yavuz’a geçmişse, mayosunu giyip denizde kulaç atmaktan başka bir fonksiyonu olmayan Abdulmecid’de de kalamaz ve milletin kudretli meclisine tevdi edilirdi. Ve içi boş bırakılan bir “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözü de dağa taşa yazılınca ülkede birlik sağlanmazdı elbette.

* Otuzlu yıllarda Van’da Türkçe bilmeyen Kürd’e, Mardin’de Arap’a zorla Türkçe ezan dinletmek ve yabancı oldukları bir lisanla ibadet ettirmek ne kadar mantıklıydı?

* CHP’nin köy enstitülerinde mezurayla kafatası ölçmek kimin icadıydı? Bütün bunları yapan sözde Türk milliyetçileri bölünmemeyi mi amaçlamışlardı gerçekten?

* Şeyh Sait cumhuriyete isyan etti diyenler, nasıl bir mantıkla bu tezatı savunurlar, cumhuriyetten başka bir şansı var mıydı ki bu milletin? Yoksa Şeyh Sait kendi babasının adına bir ülke mi kuracaktı?

* Milliyetçiliğin verdiği bütün tahribata rağmen bu ülke sırf mazisinin hatırına birlik ve beraberlik içinde yaşamıyor mu?

* Atatürkçü olduğunu her fırsatta deklare eden bir kısım kadın erkek aslında var güçleri ile farkında olmadan bu ülkeyi bölmeye hizmet etmiyorlar mı?

* Osmanlı’nın Lazistan mebusları, Kürdistan mebusları gönül rahatlığıyla önce Türk olduklarını ifşa ederlerken bugün Türkiye cumhuriyetinde bir kısım insan neden “biz Kürdüz” deyip dağa çıkıyorlar ya da ayrı parti kuruyorlar?

* Resmi ideoloji Ziya Gökalp’i Kürtken Türk kabul ediyor da, ömrünü Türk’e ve İslam’a hizmete adamış Said-i Nursi neden otorite tarafında her fırsatta Said-i Kürdi olarak lanse ediliyor?

* Ve Doğudaki Azerbaycan kardeş olarak kabul görüyor da güneyde, Irak’da kurulması muhtemel bir Kürdistan neden bizi korkutup rahatsız ediyor, ne o kardeş değil miydik biz?

Sen “ne mutlu Türk’üm diyene” sözünün içini 16.yy’da ki harçla doldur, ben altına imza atarım; yoksa hakim tepeye yazıp köylünün gözüne sokmakla ne Türk mutlu olur ne de Kürt!

Kendini Atatürkçü ya da Kemalist zannedenlerin aslını ifşa etmek için şunu da soralım: Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türkler ve Kürtler tarafından kurulan bu devlete Atatürk Türkiyesi denmesi sizi hiç mi rahatsız etmiyor? Hani Atatürk bu milleti soyadlarından kurtarmıştı ve herkes eşitti? Bir soyadı gidip başka soyadı mı geldi?

* Bu ülkeyi harbe sokup yenik çıkartan da parlamento ve siyasi partiler değil miydi? O zaman soyadlarının hatta gariban padişahın ne kabahati vardı?

Demek ki sistem değişse de zihniyet değişmediği sürece devrimler havada kalıyor. Önce birey olarak bağımsız olacağız ki, toplum olarak hür olabilelim ama sizin zihniyetinizde birine biat etmek varsa, ve bu 80 yıllık cumhuriyete karşı 3000 yıllık hakanlık kültürünüzle genlerinize kadar işlemişse bugün minnettar olduğunuz kurucunuza, yarın otorite sağlayan siyasi liderinize ve en sonunda hükmeden bir tirana ya da diktatöre de biat edersiniz.

Devrimler vicdanlarda ve beyinlerde olmadığı sürece bağımsızlık şarkıları ile dans eden ve kendini hür zanneden, başkanının oturduğu saray ile övünen tipik Asyalı diktatörize cumhuriyetçiklere dönersiniz. Yaşınız da 100’ü geçmez, benden söylemesi. Dünya Tarihi 100 yaşını aşamamış ulus devletler çöplüğüdür, inanmayan açıp okusun.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !