S:N:S:Y // CİDDİYET günlük siyasi gazete

11/2/2009 - Üstad-ı Azam Ahmet Nejdet Kompüter'den Diplomasi dersleri

Kategori: mizah

Sevgili Dostlarım,


Bu yazıyı yine baskılardan bunaldığım için yazıyorum. Biliyorsunuz daha önce de beni cumhurbaşkanı olarak görmek istediğiniz için yazmıştım. Bu sefer Davos'daki rezalet üzerine, gelen ricalardan ötürü isteyenlere diplomasi dersi vereyim dedim.


Tabii ki Başbakanımızın İsrail Cumhurbaşkanına layık gördüğü muameleyi hep birlikte hiç beğenmedik. Bu bizim örf ve adetlerimize hiç mi hiç yakışmadı. Öncelikle, salona girdiklerinde başbakanın nazikçe kendisinden yaşça büyük olan Simon'un elini öpmesi gerekirdi (ben ona Simon derim, hatta keyfim yerindeyse “lan simoviç” diye takılırım kendisine); malum-u aliniz, bizde önce büyüklerin eli öpülür, değil mi? Simon'un da yine nazikçe Erdoğan'ın çenesinin altını avuçlayıp “maşallaa maşallaa el öpenlerin çok olsun” demesi gerekirdi. Tabi Burda Simon'u hoş görüyoruz, zira önce Erdoğan Simon'un elini öpmeyerek saygısızlık yaptı.


Gelelim oturuşa, büyüklerin yanında bırak ayak ayak üstüne atmayı biz oturamazdık bile, öğrencilerim Mesut'la Ecevit'i, hatırlayın nasıl da hazırolda beklerlerdi Bush'u. Işte nezaket ve görgü budur. Erdoğan burada da bizden eksi puanı aldı.


Hiç unutmuyorum, yine sefirlik günlerimin birinde, bir ülkeye gitmişiz, büyük ricalarımız olacak.. Bir ara ev sahibi devlet başkanı su istedi de görevliler duymadı sanırım, hemencecik diplomasi atağı yaparak suyu koşup getirdim, tabi üzerini bir peçete örtmeyi de unutmadım ve bardağı en altından tutarak uzattım. Bu ziyaretimizde ricalarımız yerine gelemedi malesef ama başka bir ülkedeki resepsiyonda bu devlet başkanı beni hemen tanıdı ve büyük bir güvenle benden soğuk şampanya istedi. Bakınız, bu yabancılar güvenmedikleri adamdan bir şey istemezler. Şimdi ben sanmıyorum ki herhangi bir devlet başkanı bizim başbakandan su istesin, kabuklu yemiş bile istemez, niye? Güvenmez de ondan. Demek ki neymiş, güven duygusu diplomaside en önemli şeymiş..


Yine birgün Kore'deyiz, güneyde yani, kurtuluş yıldönümü resepsiyonu.. Yanıma çekik gözlü biri geldi, birşeyler diyor anlamıyorum. Hemen büyük bir saygıyla ellerimi birleştirerek huzurunda eğildim, şimdi bu onların kültürü, biz de biliyoruz yani.. Neyse, bu bir afalladı önce baktı ki saygıda önde gidiyorum, hemen o da eğildi çakal. Ben daha çok eğildim, o da eğildi.. diğer konuklar da takdirle beni izliyorlar, hemen oracıkta golü attım, secdeye kapandım.. Daha önce de görmüştüm babannem namaz falan kılardı, ordan biliyorum.. Neyse, bu tabi kaldı öyle, secdeye de kapanamadı.. Sonra baktım millet dağılıyor meğersem garsonmuş bu, yemek başlamış da içeri çağırıyormuş, ama nasıl kötü bir ingilizce aksanı anlatamam.. Gerçi iyi olsa da anlatamam, ben ingilizce bilmiyorum, ama fransızcam sular seller gibi.. Velhasıl kelam, o adam güney kore başbakanı olsaydı bugün Kia'sıydı Hyundai'siydi bir SsanYong'uydu hepsine ucuz ucuz biniyor olacaktık, efendime söyliyeyim.


Fransızca demişken birgün Mitterand'ın eşi gelmişti de kendisine “Je'taimme” demiştim, gül gül öldük sonra. Bu fransız korumalar artık ne anladılarsa bi giriştiler bana, topkapı sarayında ağzıma gözüme indiriyorlar. Şimdi bu fransada cezayirliler, faslılar, tunuslular falan var, sanırım korumalar da onlardan, anlamadılar yaptığım espiriyi.. halbuki “size aşk hissediyorum” diyorum, şaka yani.. Diplomaside espiri çok önemlidir, bak sonra bu bayan Mitterand bir mahçup oldu, giderken beni sormuş, ben tabi o sırada koruma müdürü ile merkezdeyiz, özürler falan.. neyse çok güldük sonra, 5-10 karton sigara, viski falan verdim de gönlünü aldım, olur böyle yanlış anlaşılmalar.


Erdoğan da Davos'da konuşmasına başlarken “Mişon, Solomon bir de Temel trende gidiyorlarmış...” babında bir fıkra kelamı edip havayı yumuşatsa böyle olmazdı, değil mi? Tabi bunlar vizyon isteyen işler. Bu israilliler zaten yorgun adamlar, tonlarca bomba atmışlar, kolları kopmuş, önce streslerini alacaksın, sırtlarını sıvazlayıp “he.. he..” diyeceksin. Yoksa ülkemizin itibarı zedelenir, tamiri mümkün olmayan işler olur. Çıkarlarımız zarar görür. İşte biz 80 küsür senedir bu ince oyunları, büyük ustalıklarla kıvırdığımız için bugün Türkiye dünya diplomasisinde en ön sırada yer almaktadır.


Hiç unutamam, hatırladıkça da gözlerim dolar, Birleşmiş Milletler'e üye ülkeler toplantısında fotoğraf çektiriyoruz Amerikan Başkanı'nın tam yanındayım böyle omuzlarımız değdi değecek, hatta biraz sürttürmeye de çalışmıyorum değil, hemen ingiliz başkanı girdi aramıza, bak, nasıl kıskanıyor beni, yanımda olmak istiyor, derken Almanya Şansölyesi girdi, Fransa derken benim bu sağ yanımı paylaşamıyorlar. Aman aman, Polonya, Çin, Çekoslovakya, Zaire, Nijerya, Uruguay derken dünya liderleri paylaşamıyorlar benim yanımı efendime söyliyeyim.. Hülasa, resim çekiliyor artık, ben, inanırmısnız en üst sıra (ki sekiz sıra var) en soldayım, yanımda da Guatemala fahri büyükelçisi, sanki kurayı o kazanmış gibi, dünya liderleri paylaşamamışlar yani beni. Amerikan başkanı birinci sırada ortalarda kalmış.. Tabi bu teveccüh şahsıma gösterilmiş bir lütuf değil, temsil ettiğim ülkeye bir kompliman adeta.


Ya, biz işte böyle günler gördük, yaşadık. Lakin bu Davos'daki olanlar beni ziyadesiyle üzdü, çok mütehassıs oldum. Umarım uygun bir zamanda fırsatını bulabilirsem Başbakanımıza da bu konudaki tecrübelerimi şahsen aktarabilirim.


Şimdilik bizden bu kadar, tekrar görüşmek üzere, hoşçakalın benim aziz dostlarım.


Ahmet Nejdet Kompüter

(emekli dip. siv. atş. asil kişi)

 

Sayın A. Nejdet kompüterin Cumhurbaşkanlığı adaylığım başlıklı yazısı için lütfen buraya tıklayınız

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/4/2007 - Bilelim Öğrenelim Köşesi: Hamilelik

Kategori: mizah

Son bilimsel gelişmeler ışığında Hamilelik

(nam-ı diğer) Psikopat Hamileler
(bu yazı erkek okuyucularım için kaleme alınmıştır)
 
Yeni konumuzla yine beraberiz aziz okuyucularım. Bu hafta sizlere hanımların sinsice kullandıkları en mühim silahlarından biri olan hamilelik hakkında bilgiler vereceğim.
 
Herşeyden önce şunu belirtelim, hamilelik bir hastalık değildir. Kadınlar zaten hasta ruhlu ve psikopat oldukları için hamilelik de bu psikopatlığın ayrılmaz bir parçasıdır.
Hamileliğe tıpta sayko adı verilir, 3 ana döneme ayrılır ve bu dönemlerin çeşitli psikopatlıkları şunlardır:
 
I. 0-4 aylık dönem:
En zararsız dönemdir. Fakat, hanımefendinin hazırlığı ve strateji geliştirmesi için çok önemli dönemdir. Sizi tartarlar, sevimli gözüküp arkadan vurmaya çalışırlar. En ufak bir pürüzde hamileliklerini hatırlatırlar.. Ağız tadıyla dövemezsiniz bile. Yalnız fazla üstünüze gelmezler, malum kürtaj tehlikesi var. Onun için bu dönemde çok sinsi hareket eder köftehorlar. Saykoların bu sinsi hareketlerine tıpta emrah adı verilir.
 
II. 4-9 aylık dönem:
Hadi geçmiş olsun, hayatınız kaydı.. Bu dönemde ruhunuzu teslim etmeniz işten bile değil. Hanımefendimiz karnındaki garip şişlikten güç alarak bir kaplan gibi üzerinize atlayacak, bir sırtlan gibi kanınızı emecektir. Fazla debelenip boşuna yorulmayın, sonuç zaten belli.. Siz enerjinizi sabahın dördünde şehrinizdeki açık manavlardan kivi, erik, ananas; ya da nalburlardan 12'lik civata, zımpara kağıdı falan aramaya saklayın, zira bunların neye aşereceği de belli değil. Hadi iyimser tahminle tropikal bir meyvaya aşerdi (ki avokado en tehlikelisidir) ve diyelim meyvayı buldunuz, getirdiniz.. Yiyeceğini mi sanıyorsunuz? Yanıldınız.. Binbir zahmetle aldıklarınızı sırayla kafanıza atmaya başlayacaktır (sayko işte.. bu sebeple konserve tercih etmiyoruz). Boşuna üstüne yürümeyin, zira doğum sancısı ya da tekmeleme gibi birşey uydurup sizi kolayca safdışı edecektir. Kendinizi bir anda kaşınız kanarken hanımınızın sırtına yastık koyarken bulursunuz. (bu duruma tıpta isim koyma çalışmaları devam ediyor, gelişmelerden haberdar edeceğim)
Bu dönemde dayak atmayı bayağı özleyeceksiniz, aklınıza bile getirip kendinizi heveslendirmeyin, yastık tekmeleyin.
 
III. 9 aylık ve sonrası:
Bebeği elinize alınca sevgili hanımefendinin bütün yaptıklarını unutup, intikam almaktan vazgeçersiniz, buna tıpta asimilasyon adı verilir, işte bu onun en müthiş taktiklerinden biridir. Sizi bu şekilde oyalayıp loğusa döneminde de tepenize çıkma çalışmalarını azimle sürdürür. Siz -afedersiniz- salak salak bebeği seversiniz, ama bilmiyorsunuz ki o bebek size çok yakın gelecekte neler yapacak.. İşte bu da kadının son silahıdır ki en etkilisi de budur. Artık kadın kutsal savaşını bebeğe devretmiştir. Hayırlı, uğurlu olsun, el birliğiyle oyuldunuz..
 
ŞİMDİ N'OLACAK?
 
Tamam tamam ağlamayın.. Ne yapalım son pişmanlık zarar vermezmiş. Siz de sayın hamilemizi kendi silahı ile vurun; yani durumdan faydalanın. Şunu asla aklınızdan çıkarmayın, bir hamile önce kendini düşünür (genelde boğazını). Onu bu dönemde sevimli dev bir balona dönüştürmek sizin elinizde. Dikkat edin, karnı burnunda ve her zaman aç bir hamilenin sizinle ilgilenmeye pek isteği olmayacaktır; tabi aç olduğu sürece.. Yani gecenin üçünde markete diye çıkıp pavyon taverna dolaşmak sizin elinizde, aklınızı kullanırsanız bu cehennem ızdırabını cennet günlerine dönüştürebilirsiniz, sizi takip edemeyecektir.
 
İkinci önemli husus, ne olursa olsun, iki eliniz kanda bile olsa doğum esnasında hanımınızın yanında olun.. zira bu manzara insana büyük keyif verir. Dokuz ay boyunca sizi hayatınızdan bezdirip intiharın eşiğine sürükleyen hanımefendinin çığlıkları, en tatlı meladiden daha huzurlu ve keyif vericidir. Sizin yapamadığınız herşeyi el kadar bir bebe yapıp bütün intikamınızı alacaktır. Tabi sonra o bebe saf değiştirip hanımınıza yaptığının on katını size yapacaktır ama olsun, zevk almaya çalışın şimdilik. Bebeğin bu dönekliğine tıpta asimilasyon adı verilir (evet isim koyucuların hayal güçleri pek iyi değil), bu değişim sütten kaynaklanıyor tabi.
 
Benim size tavsiyem hanımınız hamile kalınca ufak bir dünya turuna çıkın (gerçi ufak bir dünya bulmak da zor) ve 6 yıl kadar gelmeyin ancak bu şekilde daha az acıya katlanabilirsiniz, yine de siz bilirsiniz. Sonuçta siz de bu acıları hakediyorsunuz.
 
Son olarak araya sızan bazı feminist kardeşlere bunun bir mizah yazısı olduğunu hatırlatmak için bir espri yapayım:
Hamileler ne ile yaşar? Ham ile!
İğrenç oldu, tamam, derhal kapıyorum.. Hoşçakalın değerli dostlarım
 
Opr. Dr. Sunusi Fazıl ONAY
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/4/2007 - Tarihte 4 Haziran.. (başka yerde yok..!)

Kategori: mizah
Tarihte Bugün - 4 Haziran -
 
35578 (MÖ) ilk devlet olan A.'da ve dış temsilciliklerde yontma taş devrinden cilalı taş devrine geçiş törenlerle kutlandı. Törenin ardından hala taş yontan 4 kişi tutuklanarak mahkemeye sevkedildi. Sanıklar hakkında irticai faaliyet suçundan 36 yıl ağırlaştırılmış hapis cezası isteniyor.
 
18 yahudiler Hz İsa'nın babasını arama çalışmalarına son verdiler.
 
54 Roma polisi irticai faaliyette bulundukları gerekçesiyle Çam ağacı süsleyip hindi kesen 20 kişiyi göz altına aldı.
 
61 Ünlü Galyalı savaşçı ve düşünür Asterix hayata gözlerini yumdu.
 
64 Kıbrısta büyük orman yangını
 
210 Roma senatosunda erkeklerin türban takmaları yasaklandı, çıkan olaylarda 2 senatör hafif yaralandı.
 
340 Ünlü gladyatör Aritoldus kariyerinin zirvesinde çıktığı turnenin 4. ayağında polermo'da gıda zehirlenmesinden öldü. Ünlü gladyatör henüz 32 yaşındaydı.
 
452 Kavimler göçü sebebiyle meydana gelen zincirleme kazada Oleg Van Mutter yönetimindeki vizigot kervanı ile gaylord funkel yönetimindeki cermen kervanı çarpıştı. Yolda gerekli işaretlemeyi zamanında yapamayan kaza yeri ekibi 240 kervanın daha birbirine girmesini engelleyemediler. Her iki tarafta toplam 400 aşkın ölünün bulunduğu bildirilirken aşağı saksonya eyaleti dükü Herman Guntherin kazayı yara almadan atlattığı ve yakınlarının da iyi olduğu elimize ulaşan bilgiler arasında. gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.
 
453 Kavimler göçü esnasında yol verme anlaşmazlığından çıkan kavgada ostrogotlar ve basklılar birbirine girdiler. Flemenklerin de zarar gördüğü olayda çok sayıda ölü ve yaralı bulunuyor. Flemenk grup başkan vekili Mister Dam, araçlarının ağır hasar gördüğünü ve ilerleyebilmelerinin mümkün olmadığını, bu sebeple oldukları yere yerleşeceklerini bildirdi. Derhal kurulan şehire törenle Amsterdam adı verildi.
 
524 Türkler pastırmayı icat ettiler, aynı gün yarım ekmek köfte ve ayran bulundu
 
525 Constaninople birinci lig takımlarından meşalebahçe klübü başkanı Asos ilidrum görevinden istifa etti. Yaptırdığı kollezyum dışında klübüne hiçbir sportif katkısının olmadığını itiraf eden eski başkan ağlayarak istifa ederken çark edeceğinin de sinyalini verdi.
 
634 99luk tesbih icat edildi.
 
803 Endülüslü Arap bilimadamları yaptıkları araştırmalarda 18 açılı diş fırçasını buldular. Söz konusu diş fırçası kuyruk sokumuna kadar ulaşabiliyor.
 
1010 İngilterede erkeklerin don giymesine karar verildi, karar iskoçyada büyük protestolara sebep oldu.
 
1118 Fransada büyük abdestini yola yapıp da üstüne tüy dikmeyenlerden 50 frank ceza alınması kararlaştırıldı.
 
1794 Amerika, kitle imha silahı bulundurdukları gerekçesi ile Cherokeelere savaş ilan etti. Bilindiği gibi amerika tümleşik illetleri, apaçileri de aynı gerekçe ile saldırıp yoketmişler ve toprağa gömülü halde 8 adet balta bulmuşlardı.
 
1938 Hitler, 1918 yılında sona eren dünya savaşına "birinci" denmesi için birleşmiş milletlere yazılı başvuruda bulundu. Başvuru reddedildi. Hitler bunu gurur meselesi yaptığını açıkladı.
 
1943 Portekizli araştırmacılar  ilk defa çaya bisküvi batırdı.
 
1957 siz çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdanmışsınız kelimesi ilk kez kullanıldı.
 
1958 Dünyanın en gizli istihbarat örgütü kuruldu, hangi ülkeye ait olduğu bilinmeyen örgütün ismi açıklanmadı.
 
1959 Amerikada zencilerin güneş kremi kullanmaları serbest bırakıldı.
 
1960 Mahalle maçlarında ilk kez 3 korner 1 penaltı uygulamasına geçildi.
 
1984 Dünyanın en tanınmayan adamı Sri Lanka'da hayata veda etti, merhumun ismi açıklanmadı.
 
1988 Ünlü yazar Sunusi Onay'ın kaleme aldığı dev eser "Ziraat Mahsulleri ofis boyu esmer olmalı" adlı roman ilk norveçce baskısını yapmasının ardından Romanya da satışa sunuldu. Bu eser romanyada en çok satan norveçce eser olma özelliğini taşıyor. Eserin romence baskısının da norveçte satılıyor olması akıllarda soru işaerti bırakıyor. Menejer Ali İhsan Dikbaş (Aliksan) bunun tatlı bir tesadüf olduğunu dile getirdi.
 
1992 Tüm dünyada kimsenin ölmediği ve kimsenin doğmadığı en enteresan kısır gün ilan edildi.
 
2003 Fenerbahçe cumhuriyeti BM'ye üyelik başvurusunda bulundu, başvuru kaale alınmadığı gibi, genel kurulda da gülüşmelere sebep oldu. Bilindiği gibi FB'nin uzayda da bir yıldızı bulunuyor. Aziz Yıldıvımın kalbinin çok kırıldığı ve bu olay üzerine nato'ya başvuru yapmayı da ertelediği bildirildi.
 
2006 bütün bunları uyduran Sunusi F. Onay prensesiyle sözlendi. 
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/4/2007 - Gişe rekoru kıracaktı bu filmler!..

Kategori: mizah

VİZYONSUZ FİLMLER KUŞAĞI

("sanat sanat içindir" sinema klübü sunar)

 

*Diagonal prenses ve kasımpatı cüceleri -bilimkurgu

Peter Nowarchsk'in aynı adlı romanından beyaz perdeye aktarılan film, kuruyemiş toplamak için ormana giden, matematikçi bir kızın cüceleri çam fıstığı zannetmesiyle başlar, aslında cüceler devrimcidir, ve komünizmi getirecek bir robot yapmak üzeredirler, matematik işlemci konusunda tıkanmışlardır ve olaylar gelişir...

 

*Botanik teyze ve sistem mühendisleri -çocuk sineması

haşarı sistem mühendislerinin, botanik teyzenin yaptığı kuzu kulağı ve ebegümeci salatasını gizlice yemesiyle başlayan olaylar, başarılı bir kurguyla seyirciye aktarılmış. sette geçirdiği bir kaza sonucu yaşama veda eden genç yönetmen Hamsin Toto'nun ilk ve son filmi.

 

*Aromalı seyehatler 1 (kıymetli kavun monako'da) -erotik

Oleg Van Ottoburger'den,  Bulgar fetişizminin, fransız otantizmiyle şiire dönüştüğü enerjik bir başyapıt. Kıpkırmızı izleyeceksiniz.

 

*Etnik kavurma bayatlamaz -romantik gerilim

Düğün yemeği ve lanetli kavurma kazanına düşen 3 letonyalının ve aşkı için kendini feda eden bastilyalı bir kızın gerilim dolu öyküsü. Yönetmen Hristo Elgurveytensteniew

 

*Ahlaksız eksperin şaşırtan teklifleri -aksiyon

Roman Hidzingildenbrauver yine bir aksiyon denemesiyle karşımızda. Bu sefer uzakdoğu sporlarına meraklı bir muhasebe şefinin, kız arkadaşına sulanan mali müşaviri takip etmesiyle başlayan olaylar, illegal bir konserve fabrikasına rastlamasıyla gelişir. Sağlıksız ortamda üretim yapan tesisin muhasebe kayıtları birden bire yok olmuştur, ve kahramanımız kendini olayların içinde bulur.

 

*Panelde gördüm seni -melodram

Ünlü operet Bruce Yu'nun ilk film denemesi. Ticaret odasında başlayan aşk, bilgi işlemdekilerin ilgisini çeker, ve olaya insan kaynakları da girince durum iyiden iyiye içinden çıkılmaz bir hal alır. yer yer portekiz halk müziğiyle işlenmiş enfes bir sinema resitali 

 

*Tek kaş kontese karşı 1 (bir başla iki tuş) -erotik animasyon

japon animasyon sanatının öncülerinden Tikimatsukotinarikutanene Takanomuroşikolotapoturo'nun seks kokan çizgileri sinemaseverlerle tekrar buluşuyor. Tek kaş (oranakorum), kontesi (oramako) kendine iyice aşık etmiştir, ama kendisi de Hanoi yapı fuarında gördüğü stand girl'e (buramako) aşık olmuştur.. ikisini de mutlu etmenin bir yolunu acaba bulabilecek midir? bizce bulabilecektir... ama nasıl? bizce çok kolay... dur söyleme! tabiki söylemeyeceğiz, gidin izleyin... oldu 

 

*Hıçkıran hafızın uçurtması -dini gerilim

Tövbe eden pornocu yönetmen Darb'ül Endam'ın bir iyi niyet filmi olan h.h.uçurtması, Lübnanlı sinemaseverlere geçen yaz sunulmuş ve büyük beğeni kazanmıştı. Bu sezon tekrar kurgulanan filmde karakterleri daha oturmuş gördük ve hanesine bir puan daha yazdık. Cevşen yazarak geçimini sağlayan küçük İdris teheccüd namazına kalktığında baş ucunda deccali görür, aslında o, üzerinde deccal resmi olan bir uçurtmadır. acaba gerçekten de öyle midir? Korku hıçkırığına tutulan hafız uçurtmasından tırsmakta ama yine de onu uçurtmak için can atmaktadır, bir süre sonra bildiği dualardan bazılarını unuttuğunu farkeder...

 

*Jurimanjular pergeli ne bilsin -coğrafi keşif

Mikronezya federasyonuna bağlı Pohnpei adasında yaşadıkları sanılan jurimanjuların mayonezle ilk tanışmalarını anlatan bu film adından da anlaşılacağı gibi, yanlış isimlendirilmiş bir belgesel. Yönetmenin ya değişik bir mizah anlayışı var, ya da çektiğini zannettiğimiz filmi izlememiş.  Yönetmen Heptenfield'ın diğer eseri "çölde vaftiz töreni" adlı filminin konusunun da, okyanusta kaybolan misyonerler olduğunu görünce şaşırmıştık. Ama izlenmeye değer diyoruz.   

 

*Aromalı seyehatler 2 (kaprisli enginar bristol limanında) -erotik

Oleg van Ottoburger bu filminde şansını fazla zorluyor; Norveç bandıralı kuru yük gemisinin kaptan kamarasındaki zigon sehpanın sol arka bacağına aşık olan enginar, söz konusu bacağı diğer üç bacaktan kıskanmakta ve huzursuzluk çıkarmaktadır. Bir süre sonra hangisinin sol arka bacak olduğunu bilemediğini farkeder. yoksa hepsi ile birlikte olmuş mudur? Yuh artık daha nelerdir. En sonunda bir orgy ile bu işi çözümlemek ister.  

 

*Subaşının dışlanmış kapasitesi -tarihi aksiyon

Göz yaşıyla izleyeceğiniz bu heyecanlı tarih kurgusunu bizlere usta yönetmen ve senarist Engin Hoşamiral ulaştırıyor. Niğbolu savaşına katılmak için yola çıkan subaşı (aykut irmik) yolda filipinli bir kıza (adult content) gönlünü kaptırınca savaşa geç kalır, ve orda tanıştığı bir adam sayesinde mason olur. köyüne dönünce bir loca açmak ister ama köylüler ona tavır alırlar. Kahveyle cami arasına köprü yapması da işe yaramaz, üstelik meydan kapandı diye köylüler iyice hınçlanırlar..

 

*Hoppala yavrum engizisyon -dinsel taciz

Bir peder, bir torbacı, bir basın sözcüsü ve bir tuhafiyeci bir otel odasında deri kıyafetler içerisinde kafalarında külah ve ellerinde pırasa demetleri ile yakalanırlarsa ne olur. Tabiki sonları engizisyon olur. İtalyanın küçük bir kasabasında gelişen olaylar, lirik bir anlatımla izleyiciye aktarılmış. Alman asıllı italyan yönetmen ve misyoner Pierre Luici Matheus'dan hristiyanlık üzerine eşsiz bir doktrin 

 

*Stilimi seveyim hayri bey'den plevne izdüşümleri -tarihi dram

Plevne düşmek üzeredir, ruslar her yönden kaleyi top ateşine tutmuşlardır. Ama yılların eskitemediği erkek kuaförü Hayri Bey hala elleri titremeden sinek kaydı traş yapabilmektedir. dizanteri olan oğluna ilaç parası bulabilmek için kale düşmeden esnafdan alacaklarını toplamak zorundadır. Yönetmen Bahri Filizlifidan plevne muhasarasının hiç bilinmeyen perdelerini aralamaya devam ediyor. Bu filmde savaş yıllarındaki Plevne ekonomisini inceleme fırsatı bulacaksınız.

 

*Mum kokulu kadınlar -ay pardon

Pardon bunu yanlış şeyettik, biz anlayamadık zaten bu filmi...

 

*Tek kaş, kontese karşı 2 (içimde bir ahşap sevgisi var) -erotik animasyon

Adını ve soyadını söylemekten nefret ettiğimiz usta japon yönetmen ve animasyoncu'nun "tek kaş kontese karşı" üçlemesinin 2. filmi olan "içimde bir ahşap sevgisi var" adlı öyküde, kahramanımız oranakorum, bu sefer kontesin(oramako) eltisi ile tanışır (ormandakodula birikikishi). Oranakorum'un eltiye olan ilgisi kontesi çılgına çevirir ve şatonun büyücüsüne yaptırdığı büyüyle Oranakorum'un bazı organlarını ahşapa çevirir. Fakat kontes bilmeden iyilik yapmıştır. Böylece kahramanımız bütün şatoyu sıradan geçirmeye kalkar.. Bu filmi izlerken yorulacaksınız..   

 

*süne zararlısı I (traktörle geldiler) -korku-gerilim

Türk korku edebiyatının gölgede kalmış ustalarından Bezir Sincap'ın "Kımıllar her yerde" adlı romanından beyaz perdeye 2 bölüm halinde uyarlanan "süne zararlısı" serisinin ilk filmi "traktörle geldiler" yönetmen Hurşit Dün tarafından sinema literatürüne kazandırıldı. İmece usulü öldürülen zalim Ragıp ağa ve çetesi tekrar köye döndüler ama bu sefer süne zararlısı olarak. Bakalım bu kez ne gibi zalimlikler yapacak süne ragıp. boşuna patlamış mısır aramayın, bu filmi izlerken tırnaklarınızı yiyeceksiniz.

 

*Süne zararlısı II (ithal gübrelerin istilası) -korku-gerilim

Serinin ikinci ve son olduğunu tahmin ettiğimiz bu bölümünde, şehirden tarım mühendisi olarak köye gelen ihtiyar heyeti azası rüstem beyin oğlu ibik'in, aslında tarım değil jeofizik mühendisliği okuduğu ortaya çıkar ve ibik'in köy meydanında bi güzel dayak yemesiyle hikayemiz başlar. İsmi dolayısıyla zaten kötü bir çocukluk geçiren ve psikolojisi bozuk olan İbik,tarlada zalim süne zararlısı Ragıp Ağayla karşılaşır, ve "dur şunu termal suların yakıcı etkisi ile öldüreyim de, babamın tekrar gözüne gireyim" demesiyle ortam gerginleşir. Planını yapar ve Ragıp'ı üzerine çekmek için, (fazla da masraf olmasın diye) çinden ucuz ithal gübre getirir. Ama bu gelen acaba Ragıp'ın en has adamı gübre Emrah mıdır? (e öyledir herhalde yoksa niye yazalım durup dururken). bu korku dolu serüven seyirciyi yıpratıyor doğrusu, kalbi zayıf olanlar izlemesin. Bu film için +18 ve -70 diyoruz. Ben uyarayım, sonra geceyi hastanede geçirip bana küfretmeyin. Allah muhafaza şimdi bi yaşlıya falan izletirsiniz sonra helvasını yapmak zorunda kalırsınız, sonra fıstığıydı irmiğiydi uğraş dur. Hiç çekilmez.

 

*Papaz efendi, sütlacım nerede!  -dini komedi

Yaşanmış bir hikaye, enfes bir senaryo. "katil havlular" filminin efsanevi ışıkçısı Alvarez Elpanço'nun ilk yönetmenlik deneyimi, oldukça başarılı bir mizahi anlatım... meksikalı sütlaç seven cüce papazlar konfederasyonu başkanı peder Gonzoldo, yaklaşan seçimler öncesi bir hayli sinirlidir. Yeni işe başlayan sakar zangoç Kertevez'in aslında cüce olmadığını öğrenir. Eğer bunu azalar duyarsa skandal olacaktır. Fakat manastırın sinsi ahçısı Kanıra durumun farkındadır ve sinsi sinsi sütlacını pişirmeye devam eder. Ve birgün üst rafa koyduğu bir sütlacın yerinde olmadığını görür. peki sonra neler olur. Gülmekten bağırsaklarınız düğümlenecek, böbrekleriniz düşecek, en iyisi izlemeyin derim ben. Ama şimdi daha da meraklandınız siz, kesin izlersiniz. Siz bilirsiniz..

 

*Bahtsız jeneratör: Tevekkeli -Bilim kurgu-Dram

10 kva trifaze manuel benzinli bir jeneratörün Dizel olma hayaliyle Belucistana yaptığı bir yolculukta başına gelen olaylar, didaktik bir dille seyirciye aktarılıyor. Minik Tevekkeli'nin çinli üreticilerle yaşadığı sorunlar toplumsal bir yaraya ışık tutacak, "Ormanların Gümbürtüsü" adlı filmin ünlü yönetmeni Fak Yu'dan yine acıklı bir serüven. Özellikle kült filmlerden hoşlananlar için bire bir diyoruz ve geçiyoruz.

 

*Olaya farklı açıdan yaklaşanlar I -Macera

İddialı yönetmen Kutadgu Bilig modern moğol sinemasının nevrotik çizgilerini taşıyan bu filminde seyirciye sorular yöneltip izlerken düşündürüyor, aksiyon sevenleri eyleme geçirtiyor, hatta izlerken poğaça yapmaya kalkan ev hanımları görülüyor. Bu film sinema dünyasında bir ilk olma özelliği taşıyor, Büyük Usta Alpert Unga'nın "Her Hıyara Tuz Alıp Koşanlar" adlı şiirinden beyaz perdeye aktarılmış olması filmi daha da ilginç kılıyor. Doroti başarılı bir gazetecidir, ama bayan değildir, babası zamanında ondan hiç hoşlanmadığı için i.neliğine bu ismi koymuştur. Yılın en başarılı gazetecisi dalında jüri özel ödülünü almak için ismi anons edilir. Ama, sahneye çıktığında sunucu Memedali beey onunla çok pis t.şak geçer, millet gülmekten yarılır. Doroti yerin dibine girer. Ve aynı dertten muzdarip arkadaşı Margırıt'la bir çete kurup toplumdan intikam almaya yemin eder. O sırada çetesine katılan Muhsin adında bir kıza aşık olur. Ama Muhsin'in gerçek ismi Muhsin değildir. Muhsin, "Zübeyir" olan ismini değiştirerek çeteye sızan bir FBI ajanı göçmen kızcağızdan başkası değildir. Masmavi gözler falan, belli işte, göçmen.. olaylar aniden gelişir..  

    

*Ben Neden Müstesnayım, Bily? -western

Western sevenler bu filmi özellikle kaçırmasınlar. Yönetmen Media Player'dan yer yer mizahi unsurlarla süslü eşsiz bir sinema klasiği. Film müziklerini ise ünlü country grubu "Herıld aga ve yandaşları" yapmış. Fritz çok yetenekli, kabiliyetli, neşe dolu bi çocuktur. Fakat neye kabiliyeti olduğu bilinmemektedir. Posta arabasının sürücüsü Bily ona bir söz verir. Beraber güneye gidecekler ve onun neye kabiliyeti olduğunu bulacaklardır. Ama Bily düğün telaşından verdiği sözü unutur. Fritz ise ona hatırlatmaya utanır ve gizlice posta arabasına biner. Ama bindiği araba Kızılderili reisi Koşan Hödük'ün arabasıdır. o da hep koştuğu için (o zaman niye araba alıyon.. hödük işte) bu Fritz salağı arabada kalır hep. Kasabalı başlar aramaya. Bily de der ki "valla bravo, çok kabiliyetli bir çocuk, süper saklanmış".. Ama bu Fritz'i tatmin etmez.. O, başka dünyalara açılmak istiyordur aslında. Artık içindeki benliği başkalarıyla da paylaşmak istiyordur, bu yüzden kovboy olmaya karar verir.

 

ÜNLÜ ELEŞTİRMEN VE SANAT YÖNETMENİ SUNUSY'NİN FİLM TANITIMLARI DEVAM EDECEK...

şahsen ben edeceğine inanıyorum...

Tüm eleştiri ve önerileriniz için :  sunusy@gmail.com

Sizin filmlerinizi de bekliyoruz..

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/4/2007 - Cumhurbaşkanlığı Adaylığım

Kategori: mizah
Sevgili okuyucularım,
Yoğun baskılardan bunaldığım için bu yazıyı kaleme alıyorum.
 
Sizlerden gelen onbinlerce telefon, mail, sms, güvercin ve taşa sarılı kağıt sonucu evim altüst oldu, telesekreterim kilitlendi, şebekem patladı, başım yarıldı ve evim kuş pisliği içinde. İnanın büyük bir stress yaşıyorum, tabi duygulanmadım da değil. Özellikle oturma odasının camını kırıp da içeri giren ve 16ya 9 plazmamın içerisinden çıkardığım bir mesajda yazılı olanları aynen aktarıyorum:
 
"Sen bizim tek umudumuzsun, senin varlığınla bu cumhuriyet ilelebet payidar olacaktır, bizleri riyasetinden mahrum etme..." gerisini anlamadım mesajın bundan sonrası yanık.
 
Bakın sevgili dostlarım,
Ben sadece sıradan bir TC vatandaşıyım. Yani elimde sihirli bir değnek yok. Zaten böyle bir değneğim olsa Cumhurbaşkanı olmadan da bütün kötülükleri yokeder, yanlışları düzeltir ve Galatasarayı her sene şampiyon yapardım. Size kendi başınızın çaresine bakın da demiyorum, çözüm basit: bir kaşık suya iki damla sirke ardından zencefille ovulup sarımsaklı balla sıvanacak... pardon bu başka birşeyin çözümüydü. Bunun çözümü o kadar basit değil. Ama imkansız da değil.
 
Eğer beni cumhurbaşkanı olarak görmek istiyorsanız anayasada ufak değişikliklere gitmeniz gerekecek. Öncelikle Cumhurbaşkanını halk seçecek. Görev süresi 2+2 yıl olacak. Makam aracı ferrari olacak ve Galatasaray Kadıköyde fenere yemeden 8 tane atacak (7 atmıştı). Bütün bu şartlar sağlandıktan sonra bana gelin ve sizi müreffeh memleketler seviyesine çıkarayım, mazotu 1 ytl yapayım, emekliye 14 maaş vereyim, öys'yi kaldırayım.
 
Ayrıca rakip olarak Deniz Baykalı istiyorum, ama o yaşlı ömrü yetmeyebilir. O zaman en azından Bedri Baykam olsun.  Muhalefette bu adamlardan birine ihtiyacım var kendi imajımı da düşünmek zorundayım. Ayrıca benden uzunla çalışmam onu da belirteyim.
 
Ben yine de sizlere, başka bir aday öneriyorum. Bence Cumhurbaşkanı AURELLIO olsun. Bakınız, vatandaş olduktan sonra milli takımda neler yapıyor, feneri de kurtardı, ülkeyi mi kurtaramayacak. Yalnız bir sorun var: hanımı zenci!
 
Biliyorsunuz ki hanımı başörtülü, kırmızı kaşkollu, fenerli, miyop ve zenci olanlar cumhurbaşkanı olamıyor. Demek ki bu da olmayacak, artık tıkandım kaldım, zira kuzeni esmer, röfleli ve kaşar olanlarla, kayınçoları primitif ve obsessif olanlar da cumhurbaşkanı olamıyorlar. Aday bulamıyoruz işte görüyorsunuz. Nedense kimsenin aklına şu tüzüğü değiştirmek de gelmiyor (tabi tüzük varsa) neyse artık işte durum bu. Ama merak etmeyin madem bana bu kadar güveniyorsunuz, birşeyler düşüneceğim. Ben sizi yalnız bırakmam.
 
Şimdilik hoşçakalın benim pek aziz dostlarım.
 
Ahmet Nejat Kompüter
 
 
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

ethnocentric.. (siyasi ve mizahi unsurlar aynı bünyede aşırı dozda)

Son yazılarım

Kızım Geldi
seçimler bitti, kim sevinsin?
seçimler bitti, kim sevinsin?
Doğuma Doğru
Üstad-ı Azam Ahmet Nejdet Kompüter'den Diplomasi dersleri
Terörizmin Hindistan'da Verdiği Önemli Mesaj
Başbakan Gürledi; Ne Oldu? Ne Olur?
uyuan ideoloji
Vay, Ben Neler Gördüm!..
AK PARTİ VE ABD.
Fısıldaşmayın, mert olun.. (Alevi kardeşlerimizi uyandıralım)
İŞGAL
Başsavcının bana anlattıkları!..
SENDEN NEDEN NEFRET EDİYORUM!..
İrtica Amerika'da
Biz, İmamlara rağmen cemaatmişiz!!!
Şii ve sünni Ayırımı (tarihin kısa özeti)
Atatürk Türkiyesi
Gerçekçi bir seçim sonuç analizi
AKP muhalefetliği mantığı ve edebi aşmış
Dünya Solu ve Türk Solu
Manşetleri ile Sözde Rejim Bekçileri
Atatürk''ün Mirası
Herşey Türkiye için
Aşk ne zaman biter?

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
S:N:S:Y Ciddiyet

Kategoriler

  • aktuel
  • din islam
  • mizah
  • siyaset
  • Arkadaşlarım

    Mansur
    HocaileEssek
    islamyurdu
    solcularbirligi
    incesan
    horseracing
    ruyatabirler
    makyajvebakim
    kisamesaj