8/11/2007 - Biz, İmamlara rağmen cemaatmişiz!!!
Bu yazı bir öfke refleksidir. Genelleme yapılarak yazılmıştır, haysiyetli ve dini bütün imamlarımızı baştan tenzih ederiz. Ama bazen öyle bir yazmanız gerekir ki tokat gibi şaplasın silkelesin ve adamı kendine getirsin, bu bizim haddimiz değil belki ama haddi olanlara cesaret versin diye yazdık işte.
Acımız ve öfkemiz büyük, lütfen bunu dikkate alarak okuyun ki, art niyetimiz olmadığı anlaşılsın...
Ortaçağ hıristiyanlığını ve hıristiyan dünyasını az çok bilirsiniz. En azından filmlerde rastlamışsınızdır. Şişko, koca göbekli, bitip tükenmek bilmeyen mal mülk ihtirasına sahip, hatta dünya zevklerine fazlaca düşkün din adamı motifleri hıristiyanlarca sinema endüstrisinde çok kullanılır. Bu papazlar ihtirasları sebebi ile elde edemedikleri kadınları cadılıkla suçlayıp yakarlar, fakir köylünün 2 kuruş parasına bile vergi adı altında göz ve el koyar. Dini inançları ve hatta köylülerin kanını sömürür, emer kötü niyetli kara cübbeli canavarlardır ortaçağ papazları!..
Bir müslüman olarak, papaz bile olsa, bir din adamını filmlerde bu şekilde görmek hiç hoşuma gitmezdi. Zira bazı fikir yobazları bütün din adamlarını aynı kefeye koyar ve işte sizin imamlarınız da böyle diyebilirdi sanki...
Tabi bütün bunlar masum filmlerdi. Ortaçağ hıristiyanlığı anlatılırken bu dekor çok ilgi çekici olabiliyordu, hatta ileri gidip bazı yönetmenler papazları sübyancı olarak da gösterebiliyorlardı. Ya bizim yönetmenlerin de canı çekerse ve imamları bu şekilde göstermeye kalkarlarsa... Malum, gazetecilerin yapmadığı şey değil, eşeği çalınan imamı Cumhuriyet gazetesi “İmam eşek çaldı” manşetiyle duyurmuştu okurlarına. Sokak ortasına yere battaniye serip sevabına çocuklara Kur'an öğreten adama Milliyet gazetesi sapık muamelesi yapmıştı. Bütün bunları biliyoruz da, ya gazetecilerin yaptıklarını sinema ve dizi yönetmenleri de yaparsa? İşte bu soruyu düşünerek filmlerde gördüğüm kötü papaz dekorundan hoşlanmıyordum.
Peki bizim imamlar ne durumda?
Başıma geldiği için söylüyorum, daha camide para toplanırken, kaç para toplandığını ilan eden ve deftere geçiren imam tanıyorum.. Belki de keramet sahibidir para kutusu cemaatin arasında dolaşırken tahmin edip de kayda geçirmiştir? Camiye aldığı makinayı 2 katıyla fatura ettirip daha sonra kim bilir kaça satan imam biliyorum. Bu imamları koruyan kollayan müftü biliyorum. Eskiden anadoluda bazı imamlar faizsiz bankacılığa şiddetle karşı çıkarlardı, sebebi rantın gitmesi. Çünkü köylüler faizden korkar ve paralarını banka yerine güvendikleri köyün imamına verip saklamasını isterler, imam da parayı işletir ve parayı arttırarak saklardı. Faizsiz bankacılık çıkınca köylüler parayı buralara yatırır oldular, imamlarımız sermayesiz kaldılar...
Hüseyin Üzmez ağabeyimiz anlatmıştı; bir yazıhanede sohbet ederlerken ezanın okunduğunu duyup hep beraber kalkmaya niyetleniyorlar ama içlerindeki bir imam efendi hiç istifini bozmuyor. Hüseyin ağabey soruyor: birader sen namaza gelmiyor musun? Birader durumu izah ediyor: ben 15 gün yıllık izindeyim! Şaka gibi, inşallah şakadır (keşke olsa)..
Ortaçağ hıristiyanları sefildi, pisti, fakirdi, hastalıklıydı ve zalimdi.. Milyonlarcası kıtlıktan ve hastalıktan hatta pislikten öldü gitti. Ne zaman ki o filmlerdeki uğursuz papazlardan kurtulup dürüst din adamlarına kavuştular, işte o zaman modernleştiler ve fersah fersah yol aldılar. Öbür dünyaları ateşler içerisinde ama hiç değilse bu dünyada insan gibi yaşama olanağına kavuştular. Bir de İslam dünyasına bakınız: Uyuşukluk, pislik, tembellik, hırsızlık, fuhuş.. geçen bir dergide okumuştum taliban gittikten sonra eşcinselliğin başkenti yeniden Kandahar olmuş!
Diyanetin paralı namaz kıldırma memurları gerektiğinde grev yapabilecek kadar dünyalık bir mesleğe sahip olduklarını ispatlıyorlar. Tabi çoluk çocukları var, en doğal hakları, ama bu mesleği biraz fazla dünyalık yapıyorlar gibime geliyor, belki layıkıyla yapsalar gökten bıldırcın ve kudret helvaları ile besler Rabbim onları, noldu işlerine gelmez mi? Inandıkları kitap öyle söylüyor ama!
Ben, diyanetin imamının soru sorulmadan hiçbir köfteye maydonoz olmadıklarını ve olmayacaklarını öğrendim. Kitap gibiler, aç oku.. ama açmazsan bir faydasını da görmezsin, Allah rızası için bir uyarı yapmazlar vazife çıkarıp... “Türbelere gidip mum yakıp çaput bağlamayın, bağlayacaksanız biz de oraları yıkarız!” dediklerini hiç duymadım. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının savaş açtığı taassup olanca hızıyla devam ediyor yani. Halkımız hala ölülerden medet umuyor, ne yapsınlar dirilerden bir hayır görmediler ki..
Bizim imamlar milleti camilerde toplayacaklarına, ibadet bitince apar topar çıkarıp kapıları kilitliyor.. “Vatandaş! Siyaseti de muhabbeti de gel camide yap, çocuğunu da getir bahçesinde top oynasın..” diyemiyor. Adı üstünde Camii.. Türkçesi Cem evi.. yani toplanma yeri.. her türlü muhabbet burada olur, ticaret de, siyaset de, ibadet de, eğlence de, spor da.. olan İslami usule göre olduktan sonra düğün dernek de camide kurulur tabi ki.. ama bu imamlar camileri hayatımızdan çıkarıp bir namaza izin veriyorlar çok şükür, yakında onu da yasaklayıp camileri müze yaparlar, hiç yapmadılar mı sanki?
Ama vatandaş aptal değil..
Bizim de kendi cem evlerimiz yani camilerimiz var işte.. Bizler cemaatleşip bu ruhu devam ettirmeye çalışıyoruz, kendi aramızda iyiliği emredip kötülüğü yasaklıyoruz.. Allah'ın emrettiği gibi münafığın cenaze namazını kılmıyoruz. Biz ölümüzü yıkamayı da biliyoruz tesbih namazı kıldırmayı da, bu imamın değil her müslümanın görevi yoksa imamlarınız söylemedi mi? Işte cemaatleşmeye ve cemaatlere, tarikatlara karşı olanlar asıl bu ruha karşılar. Ortaçağ hıristiyan dünyası şu an uzay çağının islam dünyası gibi.. biz bunu kırmaya uğraşıyoruz, bunu diyanetin imamları ile yapmak biraz zor olacak, daha cesaretlerini toplayıp “Bre densizler haddinizi bilin, Allah'ın emri olan başörtüsü ile uğraşmayın, başlarım resepsiyonunuza da kamusal alanınıza da, kainat Allah'ın kamusal alanıdır” diyemediler değil mi? Ya da magazin, paparazi programlarına “yapmayın ayıptır, bre kuldan utanmaz Allah'tan korkmazlar..” dediler mi? Ama bir telefon açın sorun söylerler..
Eskiden hoşgörü de vardı.. Oruçlunun yanında yemek içmek ayıptı, şimdi hoşgörüyü sadece benden istiyorlar.. Sigarasını oruçlu burnuma üfleyen denyo bakışımdan rahatsız olup, beni arkadaşlarına şikayet ediyor “yiyecek gibi baktı bana..” diye zırlıyor. Be hey densiz, oruç tutmuşsun tutmamışsın bana ne, ben senin medeniyetsizliğine acırım, yerlerde sürünen ahlakına tükürürüm gıyaben.. Ramazan'da gözlerimi yaşartan ihtiyar Ermeni bir amcanın sözüyle bitiriyorum.. “Evlat sen ramazanın, orucun ne olduğunu asıl bana sor.. Kamyonetin diresiyon simidinin altına girip kan ter içerisinde yemek yiyip 2 büklüm içerdim bir sigarayı, oruçlu tiryaki görüp de özenmesin diye...”
Sen Ermenideki bu ahlakı daha müslüman geçinen kokanaya verememişsen vermek için de mücadele edememişsen, (ya da o kokoşun anasına babasına), daha ne imamlık yapacan allasen..
Sunusi Fazıl ONAY
(www.genckalem.org 'da yayınlandı)
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
22/10/2007 - Şii ve sünni Ayırımı (tarihin kısa özeti)
“Emir Sultan’ı duymuşsunuzdur, duymamış olanlar varsa kendilerine azıcık kızsınlar ve biraz okusunlar. Yıldım Beyazıd’ın ordusunda da savaşmış cengaver bir evliyamızdır. Sultanın kızıyla evlendikten sonra, Sünni Sultan’ı Şii Timur’la yapacağı savaştan vazgeçirmeye çalışır. Buna hanımı çok içerler ve şöyle der: “Senin gibi bir evliyanın duası onun arkasındayken, babamın yenileceğinden mi korkuyorsun?” Buna Emir Sultan’ın verdiği cevap düşünebilenler için korkunçtur: “Sen Timur’un arkasında kimler var biliyor musun?” Nitekim savaş olur, Yıldırım yenilir. Emir Sultan atına atladığı gibi Ankara ovasına gider ve kurulan yüzbinlerce çadırla bembeyaz olmuş ovada Timur’un çadırını bulur, içeri girer. Ne konuştuklarını tarih yazmıyor ama 1 saat sonra bütün Şii Müslüman Türk-Moğol ordusu başlarında Timur olduğu halde Anadolu’yu terk etmek üzere hareket eder.”
Neden Sünni bir mezhep seçtiğinin bilincinde bir Sünni Müslüman olarak, bugün Şii ve Sünnilik arasında ortaya çıkarılmak istenen bir çatışma ortamında safımı belli etmek ve bu ayrımı bilinçaltında yapan kardeşlerime bir referans olması için kısaca bir tarihi özet geçeyim istedim:
Bugün bu coğrafyada İslam hakim din ise bunda Şiiliğin ve Mutezilenin katkısı olmadı diyen kesinlikle yanılır. Mutezile bir ara Abbasi halifeliği zamanında İslam devletinin resmi mezhebi olarak cihad mefkuresini afrikaya ve orta asyaya da taşıdı, daha sonra ise tasavvuf akımları ile yerini Eşariliğe bıraktı. Bu tarihten sonra fikri ayrılık ilk defa devlet ayrılığına dönüştü ve Fatimiler gibi bir takım Şii ve mutezile devletleri ortaya çıktılar. Ortak bir eleştiri olarak iki mezhep de birbirini Ümmet-i Muhammediye’ye layık görmedi ve her biri diğerini terakkinin hatta imanın önünde engel olmakla suçladı. Bu da apaçık bir fitneyi ateşlemekten başka bir işe yaramadı.
Şiiler sünnilere göre daha cihad yanlısı ve daha sert, tavizsiz olmalarıyla meşhurdular. Bu sertliğin kaynağı ise Emevi devrinin başlarında Haricilerden gördükleri terördür. Yezid’in halifeliğinde, Yezid’e ihanet eden komutanın görevden azline intikam olarak Kerbela’da Peygamber torunlarının üzerine yürümesi ve onları şehid etmesinin verdiği cesaretle, Hariciler Emevilere ve Hz Ali’ye açıkça lanet etmeyen her müslümanın gavur olduklarını ve katlerinin vacip olduğunu söyleyebiliyorlardı. Bütün bu olaylar ve şehadetle yaşanan büyük şok sonucu ortaya çıkan Yezid’in politik başarısızlığı, Şiiliği bir cemaat şuuruna sahip olmaya sürükledi. Hz Ali’nin ölümünden sonra da Şiiler bu hakaretlere dayanmanın İslami olmadığına kanaat getirerek saflarını açıkça belli etme yolunu seçtiler. Bazı radikal şii gruplar, ehli beyt’e sevgisi olmayanın Müslüman olamayacağına hükmettiler (nitekim bu Sünnilerce de doğru kabul edilir). Fakat bu sevgide aşırıya kaçan bazı Şii gruplar bütün şii olmayan Müslümanları kafir ilan ettiler. Hatta bazı mübarek kabirleri alternatif Hacc yeri haline getirdiler.
Bunun zıttı daha sonra ortaya çıkan Sünni mezheplerde de görüldü, onlar da Şiiliği sanki sapık bir mezhepmiş gibi göstermeye azmettiler. Bu konuda İbni Teymiye’nin karşı çıkmasına rağmen bazı Selefiler ve Vahhabiler de çok ileri gidip, işi Hz Ali’ye dayandırıp O’nu sanki suçluymuş gibi göstermeye kalktılar. Onların arasından Peygamberin kabrini yıkıp yok etmeye kasteden Müslümanlar (!) da çıktı.
Şii alimleri ümmetin daima en hararetlileri olmuşlardır. Zira onlar sadece kendi halklarına değil gayri Müslim alimlerine karşı da konuşuyorlardı. Geliştirdikleri itikadi metodu Müslüman olmayanlara da sunarken, müthiş tartışmalara giriyor ve İslam’ın savunuculuğunu üstleniyorlardı. Özellikle Budist ve Hindu alimlerle yaptıkları tartışmalar entelektüellerce takip ediliyor ve bu tartışmaların kitapları yazılıyordu. Daha sonra bu tartışmaların bir başka etkisi görüldü, Mutezile İslam’ı kıyasıya savunup galip çıkarken, özellikle kader, kaza ve gayp alemi konusunda Budist ve yunan filozoflarının rasyonalist görüşlerinden de etkileniyorlardı. Onların düşünceleri kafalarda yeni soru işaretlerini tahrik edip tefekkürü arttırıyordu. Bu hal, zamanla Eşariliğin doğmasına sebep oldu. Yani bizim anladığımız anlamda Sünniler, bu tarihten sonra Mutezileden ayrılan imamlar sayesinde kuruldu. İmam Eşari ve İmam Maturidi bunlara en güzel örnektir.
Bu sebeple biz ilk mezhep olarak, meşhur Sünni alim İmam Azam Ebu Hanife’nin hocası olan İmam Cafer’in “Caferiliğini” görürüz. Şiilerin Devlet başkanı seçimi haricinde umumdan itikadi bir farkları olmadıkları açıktır, mutezileyi benimsemiş olan Şiilerle ise büyük farklar mevcuttur. Fakat Caferilik bu yönden mutezileden de uzaktır.
Kısaca, Eşariler (yani sünniler) namaz kılıp dua ederek kendi içtimai hayatlarını düzenlerken, Mutezile ve Şii imamları yunanlılarla, Çinlilerle ve hintlilerle tartışmalara katılıyorlar ve İslami cihadı felsefe alanında da sürdürüyorlardı.
Her ne kadar özellikle kader konusunda büyük itikadi farklar olsa da, Şiilik ve Sünnilik bugünkü manalarında Ümmetin iki ekolüdür. İslam’ı savunan ya da savunduğunu zanneden bir kimse asla bu iki ekolden birine laf atıp fitneyi sürdürmeye çalışmaz. Sünniler, genelde ehli kitap Hıristiyanlara karşı savaşırken, Şiiliğin kitapsız Budistlerle yaptıkları savaşları görmezden gelemeyiz. Yavuz Sultan Selim her ne kadar haça ve Şiiliğe savaş açmış olsa da, Safevilerin Şah İsmail’i de aynı şekilde Sünni emperyalizmine ve Budistlere karşı amansız savaşlara girdiğini unutmayalım.
Bizim burada fikir yürütüp yargılayan değil, tefekkür edip düşünen kullar olmamız gerekir.
Sapık Şii mezhepleri nasıl Hz Ali’yi ilahlaştırmaya çalışıyorlarsa, Hz Ali’ye ve hatta haşa İslam’ın peygamberine hakaret eden sapık mezhepler olduğunu unutmayalım.
En azından şunu hatırlayalım, Hz Hüseyin’in mübarek başı gövdesinden ayrılırken onunla beraber şehit olanlar kimlerdi?
Ve hatta şunu bir kendinize sorun, Şiiliğe düşman olan ve İmam Hüseyin’i şehit edenler kendilerine Müslüman demiyorlar mıydı? Peki onlar hangi mezheptendiler?
Ümmeti Muhammed’in birliğine engel olmaya çalışanlar hangi mezhep ve ırktan olurlarsa olsunlar zail olup gidecekler ve öbür dünyada altına girecek bir sancak da bulamayacaklardır.
Ahmet Yeseviler, Hacı Bektaşi Veliler, Mevlanalar, Yunus Emreler kol kola olacaklar ama tefrikacılar ve fitneciler sadece alevlerin koluna girecekler. Özellikle, hiçbir sahabeye dil uzatmayan, bunu aklından geçirecek olsa bile derhal tövbe eden Sünniler için, Şii kardeşlerine dil uzatmak kendi kendileri ile çelişmek anlamına gelir. Mezhebini bilen bir Sünni Şiilerle kardeş olduğunu da bilmek zorundadır.
Allah’ını seven onun Habibini de sever, Resulullahı seven onun arkadaşlarını ve sevdiklerini de sever, bütün bunları seven Ümmet-i Muhammed’i sever…
Sunusi Fazıl ONAY
(www.genckalem.org 'da yayınlandı)
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/4/2007 - Dinler Arası Diyalog - Acaba Saçmalık mı?
Dinler Arası Diyalog - Acaba Saçmalık mı?
Fethullah Gülen Misyonu ve Dinler Arası Diyalog
Bugüne kadar sayfamda genelde bulunduğumuz topluma karşı özeleştiri niteleğinde yazılar yazdım. Kabahati genelde toplum olarak kendi üzerimize aldım, zira şeytan şeytanlık yapmakla suçlanamaz. Çizdiğim mukaddesatçı ve "ölçülü milliyetçi" çizgimin gereğince, okuyanlar tarafından doğal olarak sınıflandırıldım. Fakat "mensubu edildiğim sınıftan" hiç memnun değilim, zira bu sınıfta saygı duyduğum hocalarım, fikir önderleri ve yoldaşlarım genelde dinler arası diyalog tezini saçma hatta islam'a ve milli değerlere karşı bir hareket olarak görüyorlar. Onların muhakkak kendilerine göre haklı gerekçeleri var. Fakat ben ise şiddetle tam aksi yönde, dinler arası diyoloğu destekliyorum.
"3 semavi din, 3 İbrahimi din ve 3 vahiy dini" adları altında 3 dinin mensublarının tek Allah'a iman etmeleri referans alınarak bir diyalog ortamı oluşturulmasının kesinlikle sonuna kadar taraftarıyım. Üstelik neyin ne olduğunu bilerek böyle düşünüyorum, yani benim de haklı gerekçelerim var:
Zira 3 din yoktur. "Allah indinde din Din-i İslam'dır" ayeti kerimesini hepiniz bilirsiniz. Dünyada tek din, tek vahiy dini, tek İbrahimi din vardır, o da İslam'dır. Gerisi yalandan ibarettir, din adına uydurulmuş ya da saptırılmıştır. Eğer böyle olduğuna inanmasak Müslüman olmazdık. İşte, ben buna rağmen bu diyaloğu destekliyorum!
Fikirlerine saygı duymadığınız insanlar, saygısızlık gördükleri zaman sizi dinlemek istemezler ve sizi terkederler. Fakat onları bir şekilde ikna edip karşınıza oturtabildiniz mi, artık gözü ve kulakları sizdedir. Karşınıza oturma amacı ne olursa olsun, konuştuğunuz zaman ister istemez sizi dinleyeceklerdir. Onların konuşmalarından ise korkmanıza gerek yok. Şu unutulmamalıdır ki, siz gerçeği konuşuyorsunuz ve yalnızca hakikatı söylüyorsunuz, onlar ise atalarının uydurduğu fikir ve kelimelerle konuşuyorlar. Eğer kendi dininizden şüpheniz yoksa diyaloğa da karşı çıkmanız saçmadır, anlamsızdır. Kendi laflarınızı sadece kendiniz dinlemeniz kimseye birşey kazandırmaz. Tebliğ de, İslamın cihad gibi unutulmuş şartlarından biridir. Tebliğ yapmayanın, yapana karşı olmasını sadece hasetlik olarak görüyorum. Ve bana göre "Diyalog" bir tebliğ ortamı oluşturmaktan başka bir şey değildir.
Diyaloğa karşı çıkış bence İslami değildir. Peygamberin, Medine yahudileriyle yaptığı anlaşmayı hatırlayın, faaliyetleri serbest bırakılan Mısırlı misyonerleri hatırlayın. Evet, belki de Rasulullah'ın müşriklerle Hudeybiye anlaşmasını imzalaması gibi, bizim de gücümüzü kazanana kadar kardeşlerimizi bir süre daha zinciler içerisinde bırakmamız gerekebilir. Bu hiçbirşey yapmayıp zincire mahkum olmaktan evladır. Anlaşma metninden itiraz üzere silinerek çıkarılan "Muhammed Rasulullah" yazısını hatırlayın. Hani Hz. Ali edebinden silememişti de Peygamber "o kelimeleri bana göster de sileyim" buyurmuştu. Şartların Müslümanları taviz verecek durumda bırakmaları normaldir, imtihandır. Bunu bu duruma düşerken düşünecektik. Şimdi atacağımız her geri adım "ileriye doğru atılacak yüz adım aşkına" olmalıdır.
Bu diyalogda taviz verilmesinin, Hz. İsa'ya iftira atanlarla saygı içerisinde aynı sofrada oturulmasının sebebi, onları aşkla ve şevkle sevmemizden değil, derdimizi anlatabilecek ve tebliğ yapabilecek ortamı sağlama imkanını ortaya çıkarabilmektir.
Siz içerde başörtüsü, türban, laiklik, demokrasi tartışmaları yaparken, Fethullah Gülen Hocaefendinin dünya çapında 1000 okul projesi ile İslam dini ve Türk kültürü tamamen siyasetten uzak bir biçimde yayılıyor, genişliyor. Yarın bu okulların öğrencileri dünyayı yönetmeye başlayacaklar ve o içi boş mason masallarını millete korku salmak için yazıp yayanlar hayrete düşecekler. Bir elli sene sonra inanmışlar dışında mesuliyet sahibi genç bulamayacaksınız, zira diğerleri şehvet, alkol ve uyuşturucunun batağında kıvranıyor olacaklar. Her türlü ahlaksızlık ve hayasızlıktan uzak bu gençler hem İslamın hem de insanlığın yüz akı olacaklar.
Diyaloğa gelince, bırakın onu da her sene 1 milyon dindaşını İslam'a kaptıran hıristiyanlık dünyası düşünsün. Siz kendi bindiğiniz dalı kesmeyin.
Hatta bu konuda misyonerliğe bile sıcak bakıyorum ve yasaklanmasına karşıyım. Rabbini ve dinini tanımayan müslümanın bu konuya ilgi duyarak hıristiyan olmasında bir sakınca görmüyorum. Zira bu konuya ilgi duyan kişi eğer ilgisini muhafaza edebilirse er geç doğru yolu bulur. Noelde şampanya patlatan ve bize yobaz diyen cahil müslümanın zaten bu kafayla bizim safımızda işi yok. Nicelik değil nitelik önemlidir. Bir hıristiyan her zaman bir ateistten ve "dinini bilmediği için dinsiz olduğundan haberi olmayan kimseden" evladır. Bugün içimizde kendini müslüman zanneden bir çok dinsiz bulunmakta, bu tamamen cahillikten kaynaklanıyor, eğer siz bu kişileri İslam ile doyurmazsanız onlar da açlıklarını başka bir din ile gidermeye çalışacaklardır. Hem (sözde milli eğitim politikalarıyla) Kur'an eğitimini yasaklayıp hem de misyonerliğe kızmak akıl alır iş değil. Eğer bu politikalarla ulaşılmak istenen agnostik bir toplumsa, bunu çok güzel başardığı kesin.
Unutmayın ki, "İslam" tek doğrudur. "Hak geldi ve batıl zail oldu, batıl her zaman zail olucudur" ayetine iman ediyorsanız, yani kendi dininizden şüpheniz yoksa, diyaloğa da karşı çıkmazsınız.
Bunu keşke aramızdaki bazı düşünme özürlüler idrak edebilseydi de böyle açıkça söylemeseydik, maalesef "Harp hiledir" hadisini hep hatırlatmamız gerekiyor, o zaman da çabalarımız sekteye uğruyor. Keşke insanlar konuşmadan önce düşünseler, fikir sahibi olmadan önce bilgi sahibi olabilseler.
Durumumuzu hep şöyle gördüm:
"Cılız düşman güçlenmek için cepheden kaçarken, galip komutan düşmanı kovalayıp yok edebilmek için kendi askerini ikna etmeye çalışıyor".
Bu tartışmalar bize sadece vakit kaybettiriyor.
Sunusi F. ONAY
|
|
Yorum (28) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/4/2007 - İnsanın yaşlanmasına güzel bir örnek: Hıncal Uluç
Yobazlık yaşlanınca yükselişe mi geçiyor?
Takip ettiğim bir yazar Hıncal Uluç.
Çevremde ve değişik çevrelerde henüz herhangi bir sevenine rastlamadım.
Mantıklı ve realist düşünmek adına genelde bu adamcağızı insanlara karşı savunurken buluyorum kendimi. Herkes, çok şey hakkında fikri olan insanın ukala olduğunu düşünür. İnsanlar genelde karşılarındakini sadece tek bir konuda otorite olarak görmek isterler; yemekten, sinemadan, sanattan, spordan ve siyasetten bahsederken aynı anda otoriteliğe soyunmanız muhakkak yadırganır. Ne kadar hakkını verirseniz verin sadece bir ukalasınızdır ve görüşlerinize hep bir önyargı ile yaklaşılır.
Bu zatın tespitlerini ve yorumlarını dinlerken, söylediği şeylerin mantıklı olması yüzünden genelde avukatı kesiliyordum. Fakat, öyle bir hata yaptı ki artık ben bile avukatı olamam!
Bu hatayı aslında uzun süredir yapıyordu, ama bu sefer gaza gelmiş olmalı çünkü ölçüyü iyice kaçırdı. Özellikle son birkaç senedir o hep eleştirdiğimiz faşist laik dinozorlardan biri oldu çıktı Hıncal.
Kendini fazla önemseyen bir adam olmasını yaşına bağlıyordum..
Yaptığı doğru tesbitleri yerin dibine sokarcasına, o müthiş egosuyla insanları eleştirmesine, nezaketi bir tarafa bırakarak sorumlulardan yılışık bir şekilde küstahça cevap istemesine ve kendini sürekli kaf dağında görmesine de aldırmıyordum. "Ulan sen kimsin, sana cevap vermeye, seni adam yerine koymaya mecbur muyum lan ben" diyesi geliyor insanın!
Ama son yazısı her laik faşistte görmeye alıştığımız bir düzeysizlik ürünü. Belki de bu sayfaları sadece ben okuyorum, gazetenin koca sayfasını nasıl da işgal etmiş diyenlere inat. Ama yine de, önemsiz biri de olsa onun bilgisinde birinden beklemediğim satırları okudum bugün. Hem üzüldüm hem de cehaletine şaşırdım. Bir insan koca bir ömrü bu kadar mı boş geçirir kardeşim. Sporun her dalından, her sanat etkinliğinden ve sosyal aktiviteden anlayacağına birazcık dinini öğrenseydin ya be adam. Kendine faydası olmasa bile en azından cahilce konuşmaz, dindar adamı da üzmezdin bu kadar.
Ne demiş Hıncal da bu kadar üzülmüşüz?
Ürdün kraliçesiyle bizim başbakanın eşini kıyaslamış, kıyafet bazında (dış görünüş, kabuk her zaman önemlidir Hıncal'a göre)
Yazıda Ürdün'ü İslam devleti Kraliçesi olarak tanıtmış, bu en önemli hatası, zira Ürdün dandik bir ingiliz sömürgesidir, İslam devleti değildir. Kraliçeye Peygamber sülalesinden demiş, ki değildir, Haşimilerin gelini ve bir Arap'tır sadece. Her Arap'ı peygamber sülalesinden sanıyor, hem olsa ne olacak, Cehennemde sürünen Ebu Leheb'de peygamberin amcası değil mi? (çok bilmiş laikler "nerden biliyorsun" diyecekler, bkz. Tebbet suresi)
Cahillere yazdığı bu yazının gerçeklerini iyi bilir Hıncal, ama puan kazanmak adına böyle saptırır işte. Cahiller okusun da puan versinler Hıncal'a. Maksat açık saçık kendi halinde dolaşan Kraliçeyi övmek değil, bizim tesettürlü hanımla dalga geçmek. Diyor ki: "Birisi moda dergilerine girecek bir şıklık içinde.. Başına da bir eşarbı öylesine atmış.. Saçları, gerdanı açıkta.. Hayatı boyu hiç örtünmemiş. (marifet ya!)
Öteki tam bir Suudi Arap kadını.. sıkma başlı ve neredeyse çarşaflı.. Sonradan örtünmüş.. Hangisi, hangisi?" Yani biri laik Türkiyenin ikinci leydisi öbürü Ürdün İslam devletinin kraliçesi, kıyaslayın diyor. sonunda da ekliyor, densiz:
"Çok inançlı ve iyi bir müslümanım, kimse şüphe etmesin.. Ne var ki ben demokrat değil cumhuriyetçiyim. Tarikatçi tekkeci değil Atatürkçüyüm!.. Bu resimlere baktıkça içim kararıyor, kim ne derse desin!.. Pek çokları gibi!.."
Ya şimdi bir küfrederdim ben bu adamın dinine de, ben cumhuriyetçi değil demokratım, yani bana yakışmaz. İngilteredeki gibi demokrat bir monarşiyi bin kere tercih ederim faşist bir cumhuriyete (mesela Libya cumhuriyeti).
Sadece bir şey tavsiye ediyorum Hıncal'a ve diğer içleri kararanlara, çamaşır suyu içerlerse içleri beyazlar, olmadı tuz ruhu, hadi afiyet olsun" Milletin dinine saldırıp "Ben atatürkçüyüm" diyenler hesapta hedef gösteriyorlar ama yemezler. Kesin yalakalığı da açık açık söyleyin ne bok olduğunuzu, değil mi?
Sevgili Hıncal (kimin sevgilisiysen)
Senin çok inançlı iyi bir müslüman olmanı anlayamıyorum, anlamak da istemiyorum, neden anlatmak ihtiyacı hissediyorsun, söylediklerin İslam'a karşı oldu için değil mi? Senin neye taptığın ve ne kadar taptığın beni alakadar etmez ama kes sesini ve benim inançlarımın ismini verme o inandığın "dandik dine".
Biz Müslümanlar, kadının nasıl örtünmesi gerektiğini senden değil, moda kitaplarından hiç değil, bizzat Kuran'dan öğreniyoruz ve bizim ahirette yüzümüz kararacağına sen ve senin gibi gözü elalemin karısında olan aşağılık deyyusların içleri kararsın, razıyız.
Sen git de bir gör suudi kadını nasıl kapanıyor, neden bu kadar meraklısın onu da anlamadım ya, ayrıca kapanmak sadece suudilere değil tüm müslüman kadınlara emredildi, aç "dinimin" kitabını da bir oku, lazım olur, cahil cahil dolaşma.
Bizim kadınlarımız moda dergilerine girmek için uğraşmıyorlar, Allah rızası için giyinip örtünüyorlar, bana vereceğin örneklere ihtiyacım yok, Allah o kraliçeye de hidayet nasip etsin. (yalnız İslamda saltanat yoktur). insanların kafalarıyla değil kıyafetleriyle ilgilenenler aynı özeni yazın beygirlerle, karpuz kabuklarına da göstersinler, beraber kemirsin dursunlar.
Açıklar açık olarak rahat, kapalılar da kapalı olarak, ancak sizin gibi densizler hariçten gazel okuyorlar nedense.
Daha evvel Burhan Felek, Abdi İpekçi, Deve (çölaşan) gibi bir çok cahil gördüm. Herhangi bir dini bilmeden "mensubuyuuuuz, babamız hacı hoca" diye naralar atıyorlardı, ama bu adamcık biraz biliyordu bu dini, bu yüzden bayağı bir üzüldüm.
Yoksa söylediklerini kimsenin kaale aldığı yok, biliyoruz. Herkes ihtiyarlığına verip anlayışla karşılıyor.
Neyse Hıncal, yaş olarak benden bi 40 yaş büyüksündür herhalde, ama ben senin amcan sayılırım, lafımı dikkate al derim. Bizim töremizde büyüğe saygı esastır, ama büyüklük meslekle, makamla, yaşla olmaz, kafayla olur.
"Eğer inanıyorsanız üstün olan sizsiniz" Ayet-i Kerimesi geldi şimdi aklıma, bir de maide suresinde bir ayet var okuyunca titremiştim: "Allahın indirdiğiyle hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileridir.."
Sunusi F. ONAY
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
ethnocentric.. (siyasi ve mizahi unsurlar aynı bünyede aşırı dozda)
Kategoriler
aktueldin islammizahsiyaset
Arkadaşlarım
• Mansur • HocaileEssek • islamyurdu • solcularbirligi • incesan • horseracing • ruyatabirler • makyajvebakim • kisamesaj
|