Bizim Gazeteciler ve Onlara Maruz Kalan Zavallı Biz

 

Bizim* gazeteciler ve onlara maruz kalan zavallı biz..

 

O kadar sıkıldım ki artık rencide etmek pahasına isim vererek yazıyorum, yüzsüzlük gibi olacak ama peşinen de helallik istiyorum.

 

Sıkıldım, çünkü haklıyken haksız çıkmaktan yoruldum. Adap üslup bilmez kimselerin tartışma programlarında “beni” rencide etmelerinden yoruldum. Karşı tarafın kurşunu işlemez bana, ama bunların uzattığı gülün dikeni çok canımı yakıyor.

 

Al sana örnek:

Abdurrahman Dilipak’ı dinliyorum.. Okumayı tercih ederim.. Gereksiz bir kibarlık, saçma sapan bir şövalye ruhuyla konuşuyor, hak ve adalet dağıtıyor konuşmalarında. Gurur yaptığını zannediyor ama karşısındaki bile onun mütevazılığına şaşıyor. Zaten Dilipak’ın amacı şaşırtmak ve program bitiyor, herkes şaşkın, bizler haklı ve ezik, her zamanki gibi.. Ama Dilipak şövalye; bilmem yayından sonra karşısındaki 5 para verir mi bu şövalyeliğe. Biz izleyiciler yine tatmin olamamış Dilipak’ın şövalyeliği ile avunuruz artık. Bir de alicenap ki sormayın, affediveriyor eskileri, barışa yelken açıyor hesapta, biz ilkeliz intikam istediğimiz için.. Dilipak’ın zeytin dalları gözümüzü çıkarıyor artık. Birileri ona affetmenin de bir had işi olduğunu hatırlatmalı.. Kendi ayağına basanları affet ama bizi incitmek için senin ayağına basıyorlarsa, sen affedecek son insansın, bilmem anlatabildim mi?

 

Aha bir diğeri:

Serdar Arseven yayındaysa şamar oğlanı olacak demektir. Zira karşısında muhakkak bir edepsiz olur ve o edepsizle bizim Arseven tükürük yarışına girer, kendisi edepsiz olmayı da beceremediği için muhakkak mağluptur. En galiz hakaretleri alır çiğner yutar, cevap verdiğini zanneder, ama yaptığı sadece laf yarıştırmaktır. Seviyesizliğin içinde boğulur, bizi de boğar. Ona şunu hatırlatmalı: biri sana küfrederse mikrofonu çıkar suratına at, cevap verme.. Zira cevap vermek küfrü kaile almak ve o seviyeye inmektir. Üstelik sen ancak başarısız bir küfürbaz olabilirsin. Edebin ahlakın izin vermez bu başarıya. O halde bırak bu işleri, bizi de daha fazla alçaltma.

 

Bak bu nispeten daha hafif, zararı sadece kendine:

Yener Dönmez hep doludur, tam doludur.. Onun söyleyecekleri ve ifşa edecekleri çokları rezil-ü rüsvay eder. Ama imha etmek çok kolaydır, düşmanları yayın esnasında bir palavra sallayıp Dönmez’i savunmaya geçirirler, Dönmez makineli tüfek gibi konuşmaya başlar, ne karşısındakini dinler ne de moderatörü. İzleyici, yani biz şok oluruz, içimizden “ulan sus da asıl konuya gel” deriz.. Ama Dönmez’in dümeni bozuktur, Dönmez dönemez, böylece karşısındaki kurnaz da asıl söylenecekleri engellemeyi başarmış olur, program biter, biz yine tatminsizlik ve hayret içinde kanal değiştiririz.

 

Sevgili Nevzat Taşdemir Hocamız vardı, beni en çok fıtık edenlerin başında gelirdi, münakaşa da o kadar kibardı ki onu izlerken televizyon ekranı çatlamasın diye bant takardık. En olur olmaz, gülünecek iftiralara bile samimiyetle yaklaşır ve karşı tarafı teskin ederdi. Yine tefrit yine tefrit! Hoca can yakmaz, yaraya pansuman da yapmaz, ancak taş atanın yorulan bileğine masaj yapıp bir dahaki taş atmayı geciktirirdi, onun da faydası buydu işte.

 

Örnekler biter mi?

Rasim Ozan Kütahyalı’dan kim memnun? Diyaframını ayarlayamadan konuşması, çok konuşması, karşısındakini dinlemiyor imajı vermesi, her söze müdahale etmesi ve durmaksızın cevap yetiştirmesi, daldan dala atlaması. Nedeni çok basit! Adam o kadar zeki ki, ağzınızın açılış şeklinden vereceğiniz cevabı anlayabiliyor, inanılmaz bir hafızası ve birikimi var, yeri geldiğinde boşaltmak için sabırsızlanıyor, onunla tartışırken karşı tarafın IQ’su çoğunlukla yetmiyor ve gereksiz tartışmalar çıkıp konu dağılıyor. Kütahyalı maalesef stratejisiz saldırıyor, düz adam, tuzak kurmuyor. Biraz heyecanını dizginleyebilse çok faydası olacak bizlere.. Bu şekilde sadece antipatik bir cevher..

 

Mehmet Baransu var mesela, rica ediyorum sadece yazsın, konuşunca anlaşılmıyor, o da Arseven gibi hakaretlere maruz kalıyor ve maalesef cevap vermeye çalışıyor, veremiyor. Susmuyor, susamıyor, freni patlıyor ve konuşurken karşısındakini dinlememesiyle oluşturduğu kakafoni yalnızca irrite ediyor, söyleyeceklerinin hiçbir hükmü kalmıyor. Kısacası kendi ayağına kurşun sıkmada son derece mahir.

 

Şu yaşa hürmet olayı en tiksindiğim istismarlardan biri. Hepimiz 3 buçuk milyar yaşındayız, baba oğul – ana kız aynı yaştayız, bunu anlayın artık. O yüzden M.Şevket Eygi hakkında yazacaklarıma kızmayın. Bu adamı kim dolduruyor, ne amaçla dolduruyor bilmiyorum ama internet herhalde en çok bu adamcağıza zarar veriyor. Ne olduğunu bilmediği hususlarda iyice inceleme yapmadan onu bunu tekfir etmek maharet değildir. Bizden olmayanların programlarında arzı endam edip inceden tiye alındığını fark etmeden bizi uyandırmaya çalışma çabaları hoş olmuyor. Samimiyetle yazıp ve çukurlar kazıp kendisinin düşmesi sıradanlaştı, kibir ve enaniyet asalet değildir. Kadayıfın üzerine kaymak isteyen müslümanı azarlayıp 3 saat kahve seremonisini lokumlarına varıncaya kadar betimlemesi bizim için ilginç değil.  Buna rağmen kaliteli bir malzemedir ekran için, ne zaman çıksa seyredilir, amaç buysa eğer, başarılı…

 

Ali Bulaç hep sıkıcı çünkü avam adamı değil,  Kadir Mısıroğlu enaniyet abidesi,  Eş durumundan gazeteci olanı gördük de tesettür yüzünden gazeteci olmuş 2 isim var, birinin fikri yok anca patronunun tasdik memuru, öbürünün de konuşma yeteneği yok! bu çaba ne için anlamadım, yaz kardeşim okuyan okur. TV’ye çıkıp bohemyadan pastel pastel konuşmaya çalışmak üstelik de felaket bir bilgi ve dilbilgisi eksikliği ile bu çabayı sürdürmek ne demektir?

 

Daha yazacak çok kişi var, bir kere biz bu isimleri seviyoruz, sahip çıkmak zorunda olduğumuzu hissediyoruz, tabii ki de icbar değil his..

 

Ben Türkiye’de “bilmiyorum bir araştıralım” diyen bir din âlimine rastlamadım (elbette yok anlamına gelmez). Hemen herkes fetva verebiliyor, ictihad yapabiliyor! Belki de sorulan soruların sığlığı yüzündendir! Bilemem.. Ben Türkiye’de fikir tartışmaları esnasında fikrini ve safını değiştiren kimse de görmedim. Yiğit Bulut sayılmaz. Zira o fikrini değil safını değiştirdi, eskiden muhalefet ederek kendince yol gösteriyordu, şimdi destekleyerek yol gösteriyor; bu gayet normal, muhalefet ettiğinizin alternatiflerinden bir umudunuz yoksa desteklemeye mecbur kalırsınız!

 

Tek bir isim daha vererek bu yazıyı sonlandırayım zira kesmezsem bitmeyecek: Kim ne derse desin, fıtratı gereği erkek egemen bir dünyada yaşıyoruz, her meslekte erkekler mahir, hatta kadınlığa has bazı antik mesleklerde bile eski erkeklerin.. neyse bu cümleyi tamamlamak istemiyorum, şunu demek istiyorum: keşke Gülay Göktürk erkek olsaydı.

 

Televizyona çıkan gazeteci ve yazarların bu işi amatörce spontane yapmalarını anlayabilirim, ama bu işe profesyonel yaklaşan yukarıda zikredilen cümle zevatın kurs görmesi, bu işe kalkışmadan evvel birazcık kişisel, psikolojik ve stratejik eğitim almaları nafile bir gayret mi olur? Bizlere hiç mi faydası dokunmaz? En azından gelip bana danışın be kardeşim(!), inanın hiç değilse pozisyonunuz güçlenir!

 

(*) Türkiye’de Sağ olarak lanse edilen aslında coğrafyaya göre mesela ABD’de sol olabilecek olan, milli ve manevi değerlere (hangi milliyet ve maneviyatın ürünü olursa olsun) sosyal demokrasi kadar önem veren ama milliyetçi ve sosyalist olmayan bizler!

 

Fazıl Sunusi ONAY

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !