Embed

Bir Hurma Ağacı

 

Bir Hurma Ağacı

Ariflerdendir.

İrfan sahibi olmak ile ilim sahibi olmak arasındaki farkın ispatıdır. 

Bu bahsettiğimiz özel ağaç 1400 küsür yıl önce yaşamış ve ölmüştür. Mezarının nerede olduğu gayet bellidir, fakat başında ağlayanı yoktur. Önemseyeni ise çoktur, hakkında kitaplar, makaleler ve şiirler yazılmış dünyadaki tek ağaçtır. 

Hurma ağacı biyolojik açıdan insana benzer. Bebeklik, çocukluk, gençlik, olgunluk ve ihtiyarlık dönemleri vardır. Bu dönemlerde kendini ifade ediş tarzı farklıdır. Sinir, stres ve hatta neşe sahibi olabilen bir ağaç türüdür. Moralinin bozuk olup olmadığını belli eder. Kafası vardır, eğer kesilirse ve hatta şiddetli bir darbe alırsa kök ve gövde sağlam olsa bile ölür. 

Farklı huyları da vardır. Bir hurma ağacı diğer bir hurma ağacına benzemez.

Bahsettiğimiz hurma ağacı ise ömrünü tamamladıktan sonra kütük olarak diriltilmiş bir ağaçtır. 

Peygamberliğini ilan etmiş bir Kimse’nin yeni yurdunda topluluklara hitap ederken dayandığı bir kütüktür artık. İddia sahibi o Kimse’nin hitap ettiği topluluk o kadar genişler ki, artık insanlar O’nu görmekte zorlanır olurlar ve bir kürsü inşa etmeye kalkarlar. Kainatın yaratıcısının sevgilisi olduğu iddia edilen Kimse o kütükten ayrılıp kürsüden seslenmeye başladığında ise dayanılmaz, iç burkan bir feryad ile kütük ağlamaya başlar. Telaşlanan insanlar başına bir felaket gelmiş çocuk araşırlar, çünkü o zamanlarda da kütüklerin ağlaması alışıldık bir hadise değildir!..  

Neden sonra, ağlamanın kütükten geldiğini keşfedince, Peygamber olduğunu iddia ettiği için bir şehirde taşlanan, buna rağmen şehre azap getiren melekleri “ileri de belki çocukları hidayete erer” diyerek geri çeviren Kimse kürsüden iner ve eliyle kütüğü sıvazlayarak sakinleştirir. Ağlaması dinen kütüğe etrafındaki insanların şaşkın ve korkulu bakışları arasında sorar: “Sana ne oldu?”

Bu basit sorunun cevabı da oldukça basittir. “ben terk edildim”

Kütüğün önce duygu ardından ses ve ifade yeteneği sahibi olması etraftaki insanları hayrete düşürse de merak hayrete galip olmuş ve insanlar kulak kesilip 1400 yıl sonra bize ulaşan bu muhabbeti dinlemeye başlamışlardır:

-          seni kim terk etti

-          sen, hergün bana yaslanıp insanlarla konuşurdun, artık bir kürsün var ve beni terk ettin.

Sevenler bilirler, ayrılık her ne kadar zor olsa da hasret olunan şeyin yanıbaşında olması ve kokusunun gelmesi çok daha zordur. Ve demek ki eşyayı dile getirecek kadar da zormuş..

Peygamber olduğunu söylediği için evinden yurdundan kovulan, tüm sevdikleri ile beraber ambargolara tutulan ve eşini bu yüzden kaybeden, açlıktan karnına iki taş bağlayan, ümmeti cennete girmedikçe kendisinin de girmeyeceğini ilan eden bu Kimse, kendisine aşık olmuş olan bu kütüğe iki teklif sunar: “ister misin Rabbime yalvarayım da seni sağlam bir ağaç olarak yeniden diriltsin ve hep yanımızda ol; ya da ister misin Rabbime yalvarayım da seni cennette yeşertsin?”

İşte irfan sahibi bir arif olduğunu şu verdiği cevapla deklare eder hurma ağacı kütüğü. Kolaydır orada arif olmak. Bir peygamberin yaslandığı kütük bile edep irfan sahibi olur tabii ki. Kütük kadar olamayan ilim sahibi alimler çoğunluktadır muhtemelen. Cennetle müjdelenmiş bir köpek olan Kıtmir kadar şanslı olabilmek fırsatı vardır bu kütüğün önünde. Ve o kütük bu iki teklifi de umarsızca reddeder…

“Beni göm ey en Sevgili.. beni bitir.. ben daha iflah olmam.. beni göm ki ben çürüyeyim, toz olayım toprak olayım..

Ben bugün senin nurunun lezzetini tatmışım, dünyada bir fani olmak istemem. Ben seni cennette beklerken mekanım cehennem olur, sonundaki ödül de acımı hafifletmez, ben yanmışım bir kere gittiğim yere de ancak alevimi götürürüm..”

Peygamber olduğundan zerre şüphe edilmeyen, dünyada her saniyesi ve anı yazılı olan tek şahıs olan, doğumundan ölümüne kadar gölgede kalmış, bilinmeyen, ilan edilmemiş tek bir salisesi bile olmayan bu Kimse, gözyaşları içinde kütüğü adeta defneder. Hemen yanıbaşına, vaaz verdiği yere.. Defneder ki din günü, yani öc günü, yani kıyamet günü geldiğinde bir zamanlar ruh taşımış ve şimdi toz toprak olmuş her insan bedeni parmak uçlarındaki izlere varıncaya kadar yeniden inşa edildiğinde o kütük de bedenlensin..

Bedenlensin..! tefekkür edelim bu kelimeyi..

O ALLAH Kİ DÜŞÜNÜP TUTASINIZ DİYE SİZE ÖĞÜT VERİR “nahl-90”

Rab, insana öğüt verirken bile düşüncesizce itaat istemiyor. Elbette düşünen (düşünmeyi becerebilen) insanlar o öğütleri tutarlar diye de ifade ediyor, demek ki tefekkür itaatten önce geliyor fakat itaatsiz bir tefekkür ancak hedeften saptırıyor. Zira bu öğütler ancak tutulsun diye veriliyor. Bu yaratılmış insana yaratıcısının duyduğu saygıdır. Öyle bir yaratıcı ki kendisini inkar edeni de saygıyla rızıklandırır, din gününe kadar.

Ve o din günü bedenlenmeyi uman, çünkü bu vaadle müjdelenen bir kütük yatıyor Medine’de. Mescid-i Nebevi’de..  

Sunusi Fazıl ONAY

10.11.10

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !