16/4/2007 - Aşk ne zaman biter?
AŞK NE ZAMAN BİTER ?
Karısını çok seviyordu.
Nasıl sevmesin.. yıllarca aynı yastığa baş koymuşlar beraber büyük sevinçler ve büyük hüzünler yaşamışlardı. Karısı çok güçlü bir kadındı. Kocasına her zaman destek olmuş ve en büyük felaketleri beraber karşılarken bir kere bile şikayet etmemişti.
Evlenmeleri de bir garip olmuştu. O zamanlar yaşıtı bir kıza gönlünü kaptırmıştı. Ama çok fakirdi istetemiyordu. Aslında kızın da onda gönlü vardı, hatta kızın babası onu pek severdi. Ah şu fakirlik yok mu, hatta sahipsizlik..!
Babasını hiç görmemişti, annesini ise en ihtiyacı olduğu zamanda kaybetmişti, henüz 6 yaşındaydı dedesinin yanına taşındığında çok geçmeden onuda kaybetti. 8 yaşında yapayalnızdı. Kendisi gibi fakir amcası yanına aldı ve yetiştirdi. Hayat bütün sevdiklerini elinden almış ve ona ölene kadar sırtında taşıyacağı bir gariblik elbisesi giydirmişti adeta.
Sevdiği kız başkasıyla evlenince yine yutkundu, hep yaptığı gibi, tıpkı küçükken annesizliğini hissettiğinde ya da birisi babasından bahsettiğinde olduğu gibi yine acı acı yutkundu..
Ama çok yakışıklıydı.. Nereye gitse kızlar göz ucuyla süzerlerdi hep onu.. o ise pek umursamazdı.
O gün de pek umursamamıştı.. yani karısı ona evlenme teklifi ettiğinde, şöyle bir baktı düşünmeden halimi biliyorsun der gibi, ve kabul etti.. çok çabuk evlenmişlerdi.. gürültüsüz patırtısız..
Karısını çok seviyordu
Evlendiklerinde karısı zengindi, birkaç sene içinde talihsizlikler birbirini kovaladı.. ilk çocukları erkekti, ilk ölen de o oldu. Fakirlik, garibanlık evlendiği kadının da yakasına yapışmıştı, bulaşıcı bir hastalık gibi kemirmişti onları.. Tek tek kaybettiler evlatlarını..
Karısı bir kere bile şikayet etmedi halinden.. felaketler geldikçe daha sıkı sarıldılar birbirlerine..
Ve bütün şehri saran o büyük kıtlıkta kaybetti karısını, bir sabah güneş cansız bedenine doğdu hayat arkadaşının. En son amcasını kaybettiğinde teselli olmuştu hanımı kendisine, şimdi ise teselli eden bir küçük kız..
Gözyaşlarıyla evin kapısından dışarı çıkıp ufka bakmıştı.. Evlerin arkasında heybetli tepeler gözüküyordu olanca ihtişamıyla.. Yumruklarını sıktı.. O an tutamadı kendini ve ilk kez seslendi tepelere "şu başıma gelenleri sana yükleselerdi paramparça olurdun..!"
Aşkını bir çiçek gibi gömdü torağa, ve küçük kızla uzaklaştılar oradan ve o şehirden ağlayıp birbirlerine sarılarak..
Aradan yıllar geçmiş ve ısrarlara dayanamamış tekrar evlenmişti işte..
Yeni bir şehirde yeni bir hayat..
küçük evinde kendisinden epeyce küçük hanımıyla yaşıyordu.. mutlulardı.. etraflarında hep sevdikleri vardı, sadece sevdikleri. Hayat eskisi kadar acımasız değildi sanki..!
İşte yine birgün, öğleden sonra yakıcı güneşten bunalmış bir vaziyette evine çekilmiş dinleniyordu. Karısının kucağına başını koyarak uzanmış birbirlerinin sessizliklerini dinliyorlardı. Onu tekrar mutlu günlerine döndüren karısının elleri saçlarında geziniyor, huzur içine işliyordu.. derken kapı çaldı, bir an da irkildi.. kapı değişik vurulmuştu ve bunun onu kadar ürküttüğünü karısı da sezmişti.. Ve dışarıdan gelen "girebilir miyim" sesiyle sapsarı oldu.. artık yaşlı bir adamdı ama çevik bir hareketle doğrulurken, gözlerinin yaşlanmış olması karısının gözünden kaçmadı..
İçeri girmek isteyen, eski karısının ona çok benzeyen yeğeniydi, uzun zamandır görmemişti onu.. kapıyı çalış tarzı ve izin isteyen sesiyle bir anda 20 yıl geriye gitti. Karısı bu gidişi farketmişti. Kocasının eski hanımını hep kıskanırdı gerçi ama şahid olduğu bu olayla pes etti. Ve onu kıskanmaya bile hakkı olmadığına hükmetti. Kocasının kendisini ne kadar sevdiğini biliyordu, ağzından tek bir kötü söz çıkmamış ve evliliği boyunca karısına hep gülümseyen gözlerle bakmıştı ama şu anda bu yaşlar büyük bir aşkın ve kesin bir mağlubiyetin işaretiydi. Bir kapı sesi 20 sene sonra bir adamı bu şekilde titretebilir miydi, ağlatabilir miydi..
Bu aşkla yarışmamaya karar verdi artık.
***
"Rüyamda öldüğünü gördüm, telaşla ağlayarak uyandım ve bir rüya olduğu için buna şükrettim, sonra kendime geldim..., aslında sen çoktan ölmüştün... üstelik ben buna çoktan alışmıştım"
Siz böyle bir aşk yaşadınız mı, bunları anlayabiliyor musunuz bilemiyorum ama..
bu aşığı tanıyorsunuz değil mi?
Tabi ki tanıyorsunuz. O, sizin Peygamberiniz Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Vesellem.
Çektiğiniz her sıkıntının kat kat fazlasını çekmiş olan nebi..
Mübarek başına pislikler saçılan, taşlara tutulan, açlığını gizlemek için karnına taş bağlayan nebi..
Vahiy geldiği zaman korkusundan ne yapacağını bilemeden evine koşup korkusunun şiddetiyle acziyet ve çaresizlik içinde bir battaniyeye sarılıp titreyerek kendini saklamaya çalışan..
"Ey örtüsüne bürünmüş de yatan..." ayetine muhattap..
ümmet olarak bütün yükümüzü, acılarımızı ve sorumluluğu sırtlamış nebi..
* "Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir." (Tevbe 128)
************
Bu yazıyı aşk da bir gün biter diyen çok bilmişler için yazdım.. Kaynağı berbad olanın istikbali de berbad olur..
Gerçek aşk bitmeyendir.
Sunusi Fazıl ONAY
|