16/4/2008 - İŞGAL
Yazı Boyutu:
Bugün size bir dostunuz olarak çok acı şeyler söyleyeceğim. Size bir işgalden bahsedeceğim ama bu işgal sandığınız gibi bir vatanın değil bir milletin işgali. Koskoca bir ülkeyi nasıl laboratuvara çevirip bireylerini tek tek işgal ettiler.
Vatanının çamuruna, kayasına can veren, kan veren milletin toprağına hiç dokunmadan bir milleti toptan nasıl işgal ettiler, sesli düşüneceğim.
Herşey meşrutiyetle başladı diyenler çıkabilir.
“Bu millet partizanlıkla tanıştı. 3000 yıldır kıldan çadırlarda ya da kerpiçten evlerde hakanına bağlı yaşayan halk siyasetle tanışınca olanlar oldu” diyenler çıkabilir. Siyaset, karşı tarafa zaferi tattırmamak uğruna vatanı nasıl ateşe atar geçmişte gördük “bugün de görüyoruz”. Bizler bir siyasi partinin yenilgiye uğraması adına Edirne'yi düşmana teslim etmemiş miydik Balkan savaşında.
Ya da cumhuriyet ve demokrasi bizi bozdu diyenler çıkabilir, “Dağdaki çobanla benim oyum neden eşit?” diye sormuyor muydu mankenlerimiz ve hatta büyük gazetelerimizin aydın yazarları!
“Ekonomik kriz çıkacağı falan yok, partiyi kapatma davasını bir açtıralım sonra ortalık karışır” demiyor muydu ulusalcı aydın abimiz!
Bazıları da suçu Atatürk'e atabilir, “Alfabeyi değiştirdin, ülkede bir gecede alim kalmadı” ya da “eski öğretmenler yerine sadece alfabe bilen halk evlerinden çıkma, komünist, ırkına ve dinine yabancı hem ahlaksız hem Allahsız yeni öğretmenler türedi, onların yetiştireceği gençlik bu kadar olur işte” diyenler çıkmaz mı?Dilin kemiği yok, pekala çıkabilir...
Bizim milletimiz suçlu aramayı çok iyi bilir, sadece kendi suçunu göremez. İşte suçluyu da böyle geçmişinde, atalarında arar.
Magazin programlarını eleştirir, çünkü eleştirebilecek kadar seyrediyordur. Hatta sorsanız, belki sırf eleştirmek için seyrediyordur. TV karşısında “şu rezillerin haline bak” der, çünkü rezillik görmek ilgisini çekiyordur hala...
“Şeriat istiyorum, adalet istiyorum” diye bağıran adama sormak lazım, sen kendi evinde şeriat ilan ettin de evine jandarma girip zorla televizyonu mu açtırdı? Senin dinine söven televizyondu aslında, açmazsın o kanalları sövdürmezsin dinine, ama dediğim gibi rezillik görmek ilgimizi çekiyordur hala...
***
İtalyan “Barış Gelini”nin akibetini görünce üzüldüm, yıkıldım, lanetler okudum, ama şaşırmadım.. zira rotasını öğrendiğimde zaten biliyordum başına gelecekleri.. Peki neden yıkıldım o zaman, bir kez daha haklı çıktığım için mi, dünyaya rezil olduğum için mi, yoksa bir insan tecavüze uğrayarak öldüğü için mi?
“Benim insanım yapar, italyan gelin. Ben biliyordum” dedim.
Ve sinirle başladım saymaya:
Benim insanım kalbiyle, beyniyle övünmez, oğlunun pipisiyle övünür.
Benim insanım eteği rüzgarda kalkan bir kadın görünce başını çeviren adama eşcinsel muamelesi yapar.
Benim insanım karısından başka kadına dokunmayan adama yobaz der.
Bekaretini karısına saklayan erkeği adam yerine koymaz.
Benim insanımın cinsel organı genelde ağzındadır, cümlelerinde edat olarak kullanır.
Karısını aldatmayana kılıbık der.
Kocasını aldatan kadını ise öldürür.
Reklamın güzel kızlısını sever.
Çağa uymuyor diyerek imam hatip düşmanlığı yapar.
Evladını kuran kursuna göndereni hakir görür, herkes baleye göndersin ister.
“Ben başörtüsüne karşıyım, o zaman kimse takmasın, yasak olsun” der, “ulan madem karşıyım ben takmayım da başkasından bana ne” demez.
İşte 80 küsür yıldır eğittiğimiz ve görmek istediğimiz insan modeli bu, diye düşündüm.
Milli eğitimde 80 yılda değişen tek şeyi söyliyeyim mi size?
Eskiden ayağa vururdu hocalar, şimdi ele ve yüze vuruyorlar finlandiya'nın sıra dağlarını ezberletirken..
Bir falaka vardı anlata anlata bitiremedikleri, hiç görmedik.. ama öğretmen dayağından kulağı patlayan çocuğu hep beraber gördük gazetelerde..
Sınava hazırlanmaktan düşünmeyi, hayal kurmayı unutturuyorlar çocuğa.
Benim milletim eskiyi kötülemekten ya da aşırı yüceltmekten bugününü göremiyor. Bütün padişahlarımız evliya, ve Atamız milleti yoktan var eden hatasız, kusursuz bir halık (haşa) Her yanımız abartı. Ve işte cinayetlerimizde öyle.
Kestirme yola girip şu düşünceye saplandım sonra:
Evladından dinini peygamberini saklayayım diye uğraşırsan işte böyle üç kuruş için adam kesen, sokakta gördüğüne tecavüz eden, bebeğe bile işkence yapan ahlaksız bir nesil yetiştirirsin.
İşte görmediğimiz işgal budur, bizi bizden koruyacak askere muhtaç olacağız diye korkuyorum. Benim insanım yukarıda saydıklarım elbette değildir. Hem zekidir, hem çalışkandır, hem de imanlıdır. Ama yukarıda saydıklarım da uzaylı değildir.
Şimdi aktüel bir soru sizlere:
Din dersleri kaldırılsın mı?
Cevap:
Tabi ki kaldırılsın,
Sen Ey ...
Bugüne kadar neyi layıkıyla yapabildin ki okulunda öğreteceğin Allah'a inanacağım..
Evladıma kendi dinini en iyi ben öğretirim
Çünkü benim evimde zaten şeriat var...
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/3/2008 - Başsavcının bana anlattıkları!..
Başsavcı, Ak Parti'nin kapatılmasını isteyerek hazırladığı iddianameyle bana çok şeyler anlattı.
Siz bunlara komplo teorileri de diyebilirsiniz. Burada ayrıntıları ile madde madde yazıyorum ki tarihe bir not düşmüş olalım. İddianame içeriğine ise hiç deyinmeyeceğim. Buyrun birbirinden farklı 8 komplo teorisi, olan biten herşeyin kısa ve 8 farklı özeti:
1. Son müdaafa taarruzu:
Statüko elinde kalan tek kale ile sistemi müdaafa için son bir gayretle taarruza geçiyor. Önce sözde deliller toplandı ardından dava açıldı. Bir başsavcı kazanamayacağı bir dava açmaz! Deliller her ne kadar zorlama ve hatta uydurma olsalar da, daha önce 367 zorlamasını halka yedirebilen oligarşik mafya şimdi de 8 koluyla bu iddianameye sarılır ve partiyi kapatır. Önleyemedikleri halkın yükselişini bu şekilde durdurup cumhuriyetin sahibi olmaya devam eder. (cumhurbaşkanı da ceza alırsa Sabih Kanadoğlu padişah seçilsin!..)
Bakın bu iddianame bizlere neleri unutturdu?
- mhp ordu ile barıştıktan hemen sonra açılan bu dava ordu ile chp arasındaki kavgayı unutturdu!
- Eski genel kurmay başkanının yenileri hakkında yaptığı hakaret dolu açıklamaları unutturdu!
- Youtube'a düşen savcının rezilliklerini, küfürlerini ve Erdoğan Teziç'in faşistliğini unutturdu!
- Şak diye youtube'un tekrar kapatılmasını unutturdu!
- Asıl unutturmak istediğini, yani ERGENEKON'u unutturdu! Onun yeni faillerini unutturdu!
2. Anlaşma zemini hazırlığı (referans 28 şubat'ın kandırılmış Erbakan'ı):
Başsavcı da bilir bu iddiaların bu partiyi kapatamayacağını ama hukuk katledilerek verilen kararlar az mı bu ülkede? Bir para cezası çicat ederler mecburen, Ak partinin mallarına el koyarlar, partiyi serbest bırakırlar. Bunu partiyle anlaşarak yaparlar, yani derler ki sen şu ERGENEKON dosyasını bir kapat, biz de seni açık bırakalım.Ama bu davanın çocuk oyuncağı olmadığını ispatlamak için sana bir ceza vermemiz de gerekecektir, en fazla paranı alırız, sen de sıyrılırsın biz de, kabul etmezsen partini alırız elinden ona göre. (referansa dikkat!..) Ne de olsa ERGENEKON daha çevik bir isime ulaşmadı değil mi? Evet, çok çevik bir isime ulaşmadan da kapatılması gerek.
3. Ak Partiye hayat öpücüğü:
Tam da mükemel organize edilen barışçı ve ne istediğini bilen, üstelik hedefe de ulaşmış bir emekçi mitinginden sonra, aydınlarla, liberallerle arası açılmış ve belki gerginlik yüzünden biraz kamuoyu desteği sallanan bir Ak Parti etrafında kurulan yeni bir sevgi ve bağlılık çemberi.. Statükoya ve oligarşiye karşı tek umudumuz Ak Parti'dir slogan-gerçeğinin tekrar halka ve dünyaya hatırlatılması..
4. Ak Partiyi Aklama çalışması:
Ey millet!
Amerikancı ve vatanhaini diye suçlanan bu parti, böyle bir suça zerrece değinilmeden sadece laiklik yüzünden kapatılmanın eşiğine getiriliyorsa, artık anlayın ki Ak Parti'nin böyle bir suçu, günahı yoktur ve hiç olmamıştır. Söyleyin bana: daha tanımı bile doğru düzgün yapıl-a-mamış bir ilke mi daha önemlidir, yoksa Türkiye Cumhuriyetinin ve aziz milletinin bekaası mı? Bu dava sadece varlığıyla bile Ak Parti'yi gönüllerde beraat ettirmemiş midir?
5. “Bizim CHP ve sol kesim adam olmaz” ifşaatı:
Askerden (darbeden) ümidini kesen anarşist siyasetçi ve bürokratik elit hala böyle anti demokratik davalara ve dayatmalara, icatlara bel bağlıyorlarsa, e-muhtıranın ardından yapılan seçimlerin sonucuyla bile adam olamadıklarını, hatta hiç ders almadıklarını bu davaya gösterdikleri tepki ile ispatlıyorlarsa bu tam anlamıyla bir adam olunamayacağının itirafı ve bir ifşaatıdır.
6. Bu dava bir Avrupa Birliği sürecinin daha tamamlanmasının ilk adımıdır.
Erdoğan'ın zekasını iyi bilirsiniz! Soğukkanlı, disiplinli, intikamcı ve hesapçıdır, ama asla eyyamcı denilemez. (baş rakibinin tersine). Bu davadan önce parti kapatma hususunda anayasada köklü bir değişiklik yapsa idi, kamuoyu onu DTP'yi ve dolayısıyla PKK'yı koruyup kollamakla itham edecekti. Oysa şimdi kendilerine atılan bir çamurla bu işi kendi lehine yapmış izlenimi vermiş olacak. Burada amaç parti kapatmaları tarihe gömmektir, ama bunun siyasi sorumluluğu çok ağırdır, Başbakan bu şekilde kendini muhalefete karşı korumaya almış olur ve artık yasa çok rahat geçebilir.
Yoksa Tayyip Erdoğan da zaten böyle bir hazırlığın 2001'den beri yapıldığının farkında ve tedbirini de alırdı değil mi? Ama o sadece 5 yılda parti kapatma sürecini biraz zorlaştırdı o kadar, asıl faaliyet ve köklü değişiklik şu andan itibaren “anayasada” yapılabilir.
7. Safları netleştirmek:
Tansel Çölaşan bir gün önce boşuna konuşmamış, rektörler boşuna diklenmemişler, Savcı boşuna küfürler yağdırmamış edep haya tanımadan, Teziç boşuna ayaklar altına almamış seviyesini.. Mehmet Ali Birand boşuna üniversitelerde Abbas güçlü ile çirkefleşmemiş boşuna, Ali Kırca boşuna saf değiştirmemiş ana haber bülteni palyaçoluk olan bir kanala giderek... ve ilk icraatı da gizli kamera çirkefliği üstelik (hatta kendisi pornografik gizli kamera muzdaribiyken!..)
Dikkat et ey milletim, bu dava bir kesim tarafından önceden gayet iyi biliniyormuş. Yoksa Deniz Baykal neden Genel Kurmay başkanına dolaylı olarak amerikancı desin, Türk silahlı kuvvetlerine hakaret etsin. Yani darbe yapmayacağı kesin olan silahlı kuvvetlerle köprüleri atsın! Hatta emekli paşalar neden ordumuzu töhmet altında bırakmaya çalışıp bir yerlere sinyal yollasınlar...
İşte bu yüzden darbeyi biz yaparız mantığıyla, “kahrolsun demokrasi, başlarım cumhuriyete bu ülkeyi ankadaki 11 padişah yönetir” diye yırtıyorlar kendilerini (mealen)..
Atatürk “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” demiş. Ama bu Atatürkçülerin hiç umurunda değil. Yasama yürütme ve yargı güçler ayrılığı olarak denge unsuruydu ama CHP zihniyeti ve onun beceriksiz siyasetçileri yüzünden artık güçler ayrılığı yargıtay, danıştay ve anayasa mahkemesi oldu. Yargının yasama ve yürütmeye müdahalesi ayyuka çıktı.
Ama bu son durumla herşey netleşti. Artık bataklık kurudu, atacak çamurda kalmadı, kimin ne olduğunu iyi biliyoruz artık. Saflar çok net ve farklar çok derin.
Başkomutan ve Cumhurbaşkanı, siyasetüstü bir makamda olan Abdullah Gül de iddianamede olacak, dokunulmazlığı olduğunu bileceksin ve uygulayamayacağın bir ceza verip hala resepsiyonlarda eteğini tutacaksın... bu nasıl olacak bir izah edilsin bakalım...
MHP'ye gelince:
Devlet Bahçelinin açıklamasına kadar bütün MHP'liler CHP'li Onur Öymen dinazorluğuyla olaylara bakarak yalanlarla durumu çarpıtıyorlardı, bir zil takıp oynamadıkları kalmış hatta bir vekil “hiçbir suç cezasız kalmaz” diyerek televizyonlarda kına teşrifatı yapıyordu ki, Devlet Bahçeli yine herkesi şaşırttı ve başta kendi vekilleri olmak üzere ağzı yüzü oynayan herkese büyük bir demokrasi dersi verdi.
Bahçeli, bizim alışık olduğumuz bir siyasetçi değil. MHP'ye baktığımızda var olan bir Bahçeli gerçeği az da olsa umut vaadediyor hem de Deniz Bölükbaşı gibi statükocu elitlerin çokluklarına rağmen.
8. Kafa karışıklığı:
Benim bu ülkenin başbakanına, meclis başkanına, cumhurbaşkanına sonsuz saygım ve derin sevgim var. Silahlı kuvvetlere ve genel kurmay başkanına da hakeza öyle... E bunlar da devlet zaten...
Ama şimdi başbakanına ve cumhurbaşkanına siyaset yasağı getirmeye kalkıyorsunuz, meclis başkanının partisini kapatıyorsunuz, Genel Kurmay başkanına yalancı, silahlı kuvvetlere amerikancı diyorsunuz..
Yahu bana izah edin, siz kimsiniz? Benim bildiğim ne kadar devlet organı varsa hepsi ile kavgalısınız.. O zaman siz devlet düşmanı değil misiniz? Tanrı mı zannediyorsunuz kendinizi, nedir?.. Sizi yargılayacak, huzur bozduğunuz için cezalandıracak kimse yok mu, yahu?
Çünkü gayet açık ki yasaklayarak ve bir yasağı sürdürerek ülkeyi kamplara bölmeyi amaçlıyorsunuz, ekonomik kriz çıkararak yeniden yazarkasa atılan, kepenk kapatılan, esnafın intihar etmeye kalkıştığı günlere dönmemizi istiyorsunuz!
Sizler sadece Aydın Doğan'ın istediklerini istiyorsunuz, eğer güçlüyseniz hakikaten, gidin de bu halkı değiştirin, ya da beceremiyoranız lütfen gidin ve başka bir ülkenin başına bela olun, bu millet sizlerden yeteri kadar çekti.
CHP'yi kınıyorum. Hukukun CHP'li olmasını kınıyorum, yargıtayın, danıştayın, rektörlerin CHP'li olmalarını kınıyorum.
DSP üyesi bir anayasa mahkemesi üyesinin, ülkemin iktidar partisi hakkında vereceği kararı çok merak ediyorum.
Sunusi Fazıl ONAY
Not: An itibariyle başsavcımızın keyfi ülkemize 22 milyar dolara mal olmuş.. hayırlı olsun..
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/2/2008 - SENDEN NEDEN NEFRET EDİYORUM!..
Nefret ediyorum çünkü sana bir “his” duyacak kadar ehemiyet gösteriyorum, zira birlikte yaşamaya mecburuz. Senden nefret ediyorum ve bunun en önemli sebebi seni sevmeyi senin yüzünden başaramamam. Yani, ben seni sevmek istiyorken senin buna engel olmaya çalışman ve seni sevmemi imkansız kılman.
Halbuki sen benim kardeşimdin. Farklılıklarımızla birarada yaşarken sen benim farklılıklarıma tahammül edemedin. Senin gibi olmamı istedin. Tabii ki ben de içten içe senin benim gibi olmanı isterdim, ama bu senin kendi seçiminle olmalıydı.
Sonra bu başörtüsü meselesi çıktı ortaya..
Neydi bu mesele? İnandığım dinin açık bir emrini uygularken senin yasaklamanla karşılaştı bacılarım. Sen hepimizin senin gibi günahkar olmamızı istedin. Bizse “gireceğimiz günahlara kendimiz karar verelim” dedik.
Sonra sen bunun dini bir mesele olmadığını söyledin, “hem, biz de müslümanız” dedin! Senin müslümanlığın beni en başından beri ilgilendirmiyorken benim müslümanlığım seni neden ilgilendiriyorduki? İnandığını söylediğin kitap:
“Başörtülerini yakalarının üzerine kadar indirsinler- Nur 31” diyorken,
“Mü‘minlerin hanımlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıkacakları vakit) cilbâblarını üzerlerine almalarını söyle. -Ahzâb 59” diye buyururken sen hala “hayır böyle bir emir yok diyebiliyorsun ya!
Ve hala da bizim gibi müslüman olduğunu iddia ediyorsun.. (ve hala bu beni zerre kadar ilgilendirmiyor..)
Sonra sen bu konuyu dini olarak tartışamayacağımıza hükmettin..
Zira biz müslümanlar 1400 yıldır peygamberin emirlerine uygun olarak örtünmeye çalışıyoruz ve dünyanın her yerinde bu böyledir, bunu dinimin kurallarıyla oynayarak başaramazdın..
Ve bir “Kamusal Alan” meselesi çıkarttın ortaya..
Kamusal alanda örtünemezsin..
Ama Allah bize “ evet kamusal alanda emirlerimi uygulamayın” demiyor ki.. Üstelik savcılık kararı yoksa sadece insanın kendi evi kamusal alan değildir.. Yani sokaklar bile kamusal alan.. Şımarık bir çocuk gibi, “O halde devlet daireleri diyelim” dedin.
E devlet hastaneleri, mahkemeler, karakolllar, vergi daireleri hatta camiler bile devlet dairesi.. Buralar Allahsız mekanlar değil ki, oralara sığınıp Allah'ın emirlerini uygulamayalım...! Sonra bazıları hizmet alanlar ve hizmet verenler diye bir ayırım yapılsın dediler. Yani hizmet alanlar Allah'ın kulu, hizmet verenler değil...miş gibi... Bir aklı evvel de çıkıp “ Yahu devlet mi büyük Allah mı? İnsanların şu 60-70 senelik kuralları mı önemli Allah'ın ucunda cennet ve cehennem olan sonsuz süreli kuralları mı?” diye sormadı..  Ardından yine sizlerden biri şöyle demek istedi: “Yahu o kadar günaha giriyorsunuz, bir taneye de bizim için girin örtmeyin başınızı..!” Bu en delikanlıcasıydı..
“Peki, neden senin için günaha girecekmişim” diye sormadan direk reddettik. Zira biz önceki günahları işlerken sebep kendi nefsimizdi oysa şimdi Allah'ın yerine başkalarının dediklerini kabul ederek ilahi prensibimizden taviz verecek ve hatta Allah'ın yerine başkasını koyarak müşrik olacağız.. Peki, bize bunu emredenler ve tavsiye edenler nedir müslüman mı? Kim Allah'ın emirlerinin aksini emredebilir? Tabi ki tağutlar.. Ve onlar hakkında Kur'an'da çok hüküm var! Sadece şunu söyleyeyim: İnsanoğlu hüsrandadır ama birbirlerine Hak ve Sabr'ı tavsiye edenler hariç (asr suresi) Bilindiği gibi Hak ve Sabr Allah'ın isimleridir, bizler sadece Rabbimizi tavsiye edenlere uymakla mükellefiz. Tabii ki beklenen oldu ve sen bunu bir laiklik meselesi yaptın. Halbuki Laiklik devleti yönetirken halka din ve ırk gözetmeden hizmet götürme prensibiydi.. Din ve devlet işlerini birbirine karıştırmamak.. Halbuki şu devlet elini çekmedi bir türlü dinimizden. Ezanlarımıza karıştılar 10 küsür yıl yasakladılar, camilerimizi saman deposu yaptılar, Kuranlarımızı arap harfiyle yazılmış diyerek meydanlarda toplayıp yaktılar ve şimdi de elleri bacılarımızın türbanında.. İşte ben de senden tam bu yüzden nefret ediyordum.. Sen şaklaban oldun batının elinde.. onlar gibi olmaya çalışarak kraldan fazla kralcı oldun. Hiçbir dini ve milli bir prensibin kalmadı, bütün değerlerin altüst oldu, mübarek bayramını şeker bayramı yaptılar, sana yılbaşı diyerek kendi noellerini kutlattılar, onların danslarını müziklerini öğrendin, onların dilini kültürünü öğrendin, onların dininden farklı değil yaşadığın sözde İslam, tek fark onlar arasıra kiliseye giderler (çoğu da ateisttir zaten) Onların alfabesi, onların takvimi, onların ölçüleri, onların adaleti, hukuğu... Ve Allah bile kendi mübarek ismini aldı dilinden.. Tanrı dedirtti...!
Ey kardeşim, Hepsi üzerine bir numara büyük geldi.. onlar gibi medeniyet sahibi, liberal ve demokrat olamadın sonuçta.. Halbuki alman gereken sadece ilimdi.. Ve sen o hariç her türlü kepazeliği aldın..
Senden nefret ediyorum, zira bu kepazeliğe beni de alet etmek istiyorsun, koyun olmamı istiyorsun. Benim bundan sonra en fazla bir 40 sene ömrüm var, 40 sene İNSAN olarak yaşar sabreder, ondan sonra da Büyük Dost'a kavuşur sonsuza kadar mutlu mesut yaşarım diyorum sana. Allah'ı olmayanın efendisi çoktur.. Siz kendi derdinize yanın artık.. Allah Muntakim'dir, intikam alıcıdır. Yarın beraber oldukların “bana ihanet ettiğin gibi” sana ihanet edecekler, ama inadından vazgeçip geri döndüğünde her zaman güvenebileceğin kardeşinin nefretinin de sönmüş olduğunu göreceksin. Zira biz Allah rızası için sever, Allah rızası için nefret ederiz. Bu sana son sözümdür. Benim gibi olmasanda bana saygı duy, hiç değilse benim sana duyduğum kadar duy. Çünkü biz herşeye rağmen kardeşiz.. Sen ne kadar Rabbine isyan etmekte özgürsen, ben de o kadar kul olmakda özgürüm.. Bunu aslında hiç unutmaman gerekirdi!
Sunusi F. ONAY
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/1/2008 - İrtica Amerika'da
Yalan Haber Servisi (YHS) Gururla Sunar: İrtica Amerika'da
İnsan düşünebilmesi ve hayal gücüyle muteber bir yaratıktır. Öyleyse şimdi hayal edelim. Amerikada 1930-2007 yılları arasında koparılan irtica yaygaralarını sanki yaşıyormuşuz gibi düşünelim bakalım ortaya ne gibi komik saçmalıklar çıkacak..! (ama unutmayın dünyada bir ülkede bu haberlerin hepsi gerçekti)..!
1. İrticayla mücadele sürüyor.
Nebraska cumhuriyet savcılığı ev ve iş yerlerine yapılan baskınlarda ele geçirilen eski yazı (latince) kitapların sahiplerine 24 yıl ağır hapis cezası istemiyle dava açtı. Ele geçirilen dava konusu kitaplar belediye önündeki meydanda jandarma kontrolünde yakıldı.
2. Bu nasıl öğretmen.
Pensilvayada latince okuma yazma öğreten bir papaz ve öğrencilerinden ondördü çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı, bir çoğu hiç serbest kalamadı.
3. Çan sesi yasaklandı.
Bundan sonra insanları kiliseye çağırmak için saksafon kullanılacak.
4. İrticacının sonu.
Saksafon kanununa muhalefetten tutuklanan bir papaz hücresinde kalp yetmezliğinden ölü bulundu.
5. Hala varlar.
Arkansas'da bir Kiliseye dalan güvenlik kuvvetleri içeride bulunan latince eserleri topladılar olay anında kilisede bulunan cemaat şiddet kullanılarak dağıtılırken papaz ve avanesi tutuklandı.
6. Provakatörler işbaşında.
Pazar gününün tatil olmasını isteyen newyorklulara ateş açıldı 4 kişi hayatını kaybetti çok sayıda yaralı var.
7. Merhamet zaaftır.
Teksasda erkeklerin kovboy şapkası takmaları bayanlarınsa eldiven giymeleri yasaklandı. Karara muhalefet eden bir kovboyun başına şapkası çivilendi.
8. Küçük irticacılar.
Los Angles'da bulunan california papaz ve rahibe okulundaki rahibeler dini kıyafet giydikleri gerekçesiyle okula alınmadılar. Karara protesto eden yaşları 12 ile 16 arasında değişen yaklaşık 300 kadar rahibe polis tarafından coplatılarak dağıtıldı, bazılarının saçlarından çekilerek yerlerde süründürüldüğü gözlendi. Kahraman amirin birkaç sene sonra başka bir eyaletin valisi yapılarak ödüllendireleceğine kesin gözüyle bakılıyor!
9. Hadleri bildirildi.
Oregon'da koynunda haçla askeri bir törene iştirak eden kişiler derhal alandan kovuldu.
10. Toleranssızlar.
Yaklaşan paskalya bayramı Nevada'da gerginliğe sebep oldu. Halk, mübarek bayramlarına çukulata bayramı diyen idarecilere ateş püskürüyor.
11. Müslümanların yaklaşan ramazan bayramı bütün Amerika'da heyecana sebep oldu.
Mc Donaldslarda pide kuyrukları gözleniyor, sokaklar süslendi her yerde “hoşgeldin ya şehr-i Ramazan” yazıları dikkat çekiyor. Bu durum tabii ki yobaz irticacı Amerikalıları çıldırtıyor. Bazı yobazların sokaklarda ve dükkanlardaki Mevlana figürlerine taş attığı haberleri geliyor. Ama olsun, her yer yeşil beyaz süslenmiş her yerde ay yıldız ışıklar var, görsellik ve estetik muhteşem.
12. Hassas Başkan.
Amerika birleşik devletler başkanı yayınladığı bildiride müslümanların ramazanlarını tebrik etti. Aynı güne denk gelen paskalya yortusu içinse laiklik uyarısında bulundu. Ülkenin yüzde doksanının katolik olmasına rağmen başkanın bu kadar cesur ve kaba olması aydınlarımızın sevinçten gözlerinin yaşarmasına sebep oldu.
13. Şu kadına haddini bildirin.
Amerikan senatosuna boynunda haçla gelen bir kadın yuhalandı ve alkışlarla protesto edildi. Neredeyse bütün meclisin katıldığı protesto sonrası haça öfke kusan temsilciler heyeti başkanı “bu kadına haddini bildirin” dedi.
14. İrticayla mücadele hafife alınıyor.
Paskalya bayramı geçtiğimiz yıllara göre bu yıl oldukça sakin geçiyor. Kestiği hindinin tüylerini NASA'ya bağışlamayıp manastıra hediye edenler hakkında bilindiği üzere 3 ay hapis cezası uygulanıyordu. Nedense bu sene ilk defa bu kural uygulanmadı yoksa İrtica hortladı mı? İdarecilerin bu aymazlığı kafaları bulandırıyor. Bilindiği gibi NASA bağışlanan hindi tüyleri sayesinde Ay'a ayak basmış ve Mars'a araç göndermişti.
15. Kolorado'da tanklar yürüdü.
Yahudilerin Lübnandaki hıristiyan falanjistleri katletmesini protesto eden bir tiyatro gösterisi sebebi ile tiyatroya izin veren colorado beldiye başkanı tutuklandı, Kahraman komutan coni bununla yetinmeyerek şehrin meydanında tanklar yürüterek yahudi düşmanı amerikalılara gözdağı verdi.
16. Laik başkan iş başında.
Başkanın mübarek noel tatilinde düzenlediği resepsiyonda halkın gözünün içine baka baka zemzem içmesi yobaz Hıristiyanların öfkesine sebep oldu.
17. Sorumlu yayıncılık.
Her noel olduğu gibi bu noelde de basınımız kutlamalar yerine kesilen ağaçları manşet yaptılar. Bayramlaşan insanlar yerine ağaçların ve tatil trafiğinin haber yapılması oldukça manidar bulundu. Bilindiği gibi basınımız tarafından her dini gün ve bayram öncesi sapık tarikatlar kurmaca tiyatral çekimlerle halka özenle tanıtılıyor, yazılı ve görsel medyada yaklaşık yüz yıldır din, sevgi ve hoşgörü kelimeleri aynı haberde birarada kullanılmamaya özen gösteriliyor.
18. Taviz yok.
Alabama mahkemesi fes kullanmayanlar hakkında örnek bir karar vererek kanuna muhalefet edenler hakkında idam cezası istemiyle dava açtı.
19. New Jersey'de infial.
Bölgede bulunan askeri yetkililer şehir meydanında büyük bir Benjamin Franklin heykelinin olmamasını irtica olarak yorumladılar. Şehrin en işlek meydanında yollar daraltılarak buraya bir heykel yapılması kararlaştırıldı. Resmi tatillerde artık askeri ve idari yetkililer buraya gelerek trafiği kapatacak ve çiçek koyacaklar. Bu törenlerle amerikanın nasıl süpergüç olduğu dünyaya bir defa daha gösterilecek.
20. Sanatı da laikleştirip modernleştirdik.
26 Kasım 1934 günü ilan edildiği üzere amerikan müziği yasaklanarak Türk müziği devlet müziği olarak kabul edildi. Bilindiği gibi 1932'de Türk müzik aletlerinin okullarda öğretilmesi mecbur kılınmış. 1926'da ise amerikan müziği eğitimine son verilmişti. Bilindiği gibi güzel ülkemiz Amerikada amerikan müziğinin radyolarda çalması 4 Kasım 1934 yılında yasaklanmıştı.
21. Yaşasın aydın eğitimcilerimiz.
Amerika genelinde papaz ve rahibelerin üniversiteye gitmelerini engellemek amacıyla sınavlarda katsayı uygulaması getirildi. Bu uygulama bütün meslek liselerinin sonu demek ama rektör ve dekanlarımız bu kararın irticaya vurulmuş bir darbe olduğunda hemfikirler. 4 sene sonra ülkede kaynakçı bile bulamayacağız ama olsun, biz de uçak gemilerimizi, uzay mekiklerimizi, roket ve füzelerimizi, tank, uçak ve helikopterlerimizi artık kendimiz üretmeyiz, başka ülkeler gibi satın alırız.. Mesela süper güç Türkiye'den..
Daha yazacak yüzlerce haber var ama gönlünüzü bu yobazlıklarla karartmak istemedim. Şimdi içini doldurmadan, hissetmeden, kuru kuruya sloganımızı söyleyelim ve bunun gerçekleşmesi içinde en ufak bir çaba göstermemeye 80 yıldır olduğu gibi devam edelim:
Ne mutlu Amerikalıyım diyene
(Tabi bu hayali bir yazıydı, gerçekte amerikalının sloganı başka.. onlar: “God bless America” derler, yani: Tanrı Amerikayı Korusun..
Ama biz laik bir amerikan rüyası gördüğümüz için bu sloganı reddediyoruz..
Hani doların üzerinde yazar ya: “biz Allah'a iman ettik” işte bunun gibi..
Yobaz Amerikanın daha alacağı çok yol var)..
(Zaten bu yüzden aramızda elli sene var!)
Sunusi Fazıl ONAY
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/11/2007 - Biz, İmamlara rağmen cemaatmişiz!!!
Bu yazı bir öfke refleksidir. Genelleme yapılarak yazılmıştır, haysiyetli ve dini bütün imamlarımızı baştan tenzih ederiz. Ama bazen öyle bir yazmanız gerekir ki tokat gibi şaplasın silkelesin ve adamı kendine getirsin, bu bizim haddimiz değil belki ama haddi olanlara cesaret versin diye yazdık işte.
Acımız ve öfkemiz büyük, lütfen bunu dikkate alarak okuyun ki, art niyetimiz olmadığı anlaşılsın...
Ortaçağ hıristiyanlığını ve hıristiyan dünyasını az çok bilirsiniz. En azından filmlerde rastlamışsınızdır. Şişko, koca göbekli, bitip tükenmek bilmeyen mal mülk ihtirasına sahip, hatta dünya zevklerine fazlaca düşkün din adamı motifleri hıristiyanlarca sinema endüstrisinde çok kullanılır. Bu papazlar ihtirasları sebebi ile elde edemedikleri kadınları cadılıkla suçlayıp yakarlar, fakir köylünün 2 kuruş parasına bile vergi adı altında göz ve el koyar. Dini inançları ve hatta köylülerin kanını sömürür, emer kötü niyetli kara cübbeli canavarlardır ortaçağ papazları!..
Bir müslüman olarak, papaz bile olsa, bir din adamını filmlerde bu şekilde görmek hiç hoşuma gitmezdi. Zira bazı fikir yobazları bütün din adamlarını aynı kefeye koyar ve işte sizin imamlarınız da böyle diyebilirdi sanki...
Tabi bütün bunlar masum filmlerdi. Ortaçağ hıristiyanlığı anlatılırken bu dekor çok ilgi çekici olabiliyordu, hatta ileri gidip bazı yönetmenler papazları sübyancı olarak da gösterebiliyorlardı. Ya bizim yönetmenlerin de canı çekerse ve imamları bu şekilde göstermeye kalkarlarsa... Malum, gazetecilerin yapmadığı şey değil, eşeği çalınan imamı Cumhuriyet gazetesi “İmam eşek çaldı” manşetiyle duyurmuştu okurlarına. Sokak ortasına yere battaniye serip sevabına çocuklara Kur'an öğreten adama Milliyet gazetesi sapık muamelesi yapmıştı. Bütün bunları biliyoruz da, ya gazetecilerin yaptıklarını sinema ve dizi yönetmenleri de yaparsa? İşte bu soruyu düşünerek filmlerde gördüğüm kötü papaz dekorundan hoşlanmıyordum.
Peki bizim imamlar ne durumda?
Başıma geldiği için söylüyorum, daha camide para toplanırken, kaç para toplandığını ilan eden ve deftere geçiren imam tanıyorum.. Belki de keramet sahibidir para kutusu cemaatin arasında dolaşırken tahmin edip de kayda geçirmiştir? Camiye aldığı makinayı 2 katıyla fatura ettirip daha sonra kim bilir kaça satan imam biliyorum. Bu imamları koruyan kollayan müftü biliyorum. Eskiden anadoluda bazı imamlar faizsiz bankacılığa şiddetle karşı çıkarlardı, sebebi rantın gitmesi. Çünkü köylüler faizden korkar ve paralarını banka yerine güvendikleri köyün imamına verip saklamasını isterler, imam da parayı işletir ve parayı arttırarak saklardı. Faizsiz bankacılık çıkınca köylüler parayı buralara yatırır oldular, imamlarımız sermayesiz kaldılar...
Hüseyin Üzmez ağabeyimiz anlatmıştı; bir yazıhanede sohbet ederlerken ezanın okunduğunu duyup hep beraber kalkmaya niyetleniyorlar ama içlerindeki bir imam efendi hiç istifini bozmuyor. Hüseyin ağabey soruyor: birader sen namaza gelmiyor musun? Birader durumu izah ediyor: ben 15 gün yıllık izindeyim! Şaka gibi, inşallah şakadır (keşke olsa)..
Ortaçağ hıristiyanları sefildi, pisti, fakirdi, hastalıklıydı ve zalimdi.. Milyonlarcası kıtlıktan ve hastalıktan hatta pislikten öldü gitti. Ne zaman ki o filmlerdeki uğursuz papazlardan kurtulup dürüst din adamlarına kavuştular, işte o zaman modernleştiler ve fersah fersah yol aldılar. Öbür dünyaları ateşler içerisinde ama hiç değilse bu dünyada insan gibi yaşama olanağına kavuştular. Bir de İslam dünyasına bakınız: Uyuşukluk, pislik, tembellik, hırsızlık, fuhuş.. geçen bir dergide okumuştum taliban gittikten sonra eşcinselliğin başkenti yeniden Kandahar olmuş!
Diyanetin paralı namaz kıldırma memurları gerektiğinde grev yapabilecek kadar dünyalık bir mesleğe sahip olduklarını ispatlıyorlar. Tabi çoluk çocukları var, en doğal hakları, ama bu mesleği biraz fazla dünyalık yapıyorlar gibime geliyor, belki layıkıyla yapsalar gökten bıldırcın ve kudret helvaları ile besler Rabbim onları, noldu işlerine gelmez mi? Inandıkları kitap öyle söylüyor ama!
Ben, diyanetin imamının soru sorulmadan hiçbir köfteye maydonoz olmadıklarını ve olmayacaklarını öğrendim. Kitap gibiler, aç oku.. ama açmazsan bir faydasını da görmezsin, Allah rızası için bir uyarı yapmazlar vazife çıkarıp... “Türbelere gidip mum yakıp çaput bağlamayın, bağlayacaksanız biz de oraları yıkarız!” dediklerini hiç duymadım. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının savaş açtığı taassup olanca hızıyla devam ediyor yani. Halkımız hala ölülerden medet umuyor, ne yapsınlar dirilerden bir hayır görmediler ki..
Bizim imamlar milleti camilerde toplayacaklarına, ibadet bitince apar topar çıkarıp kapıları kilitliyor.. “Vatandaş! Siyaseti de muhabbeti de gel camide yap, çocuğunu da getir bahçesinde top oynasın..” diyemiyor. Adı üstünde Camii.. Türkçesi Cem evi.. yani toplanma yeri.. her türlü muhabbet burada olur, ticaret de, siyaset de, ibadet de, eğlence de, spor da.. olan İslami usule göre olduktan sonra düğün dernek de camide kurulur tabi ki.. ama bu imamlar camileri hayatımızdan çıkarıp bir namaza izin veriyorlar çok şükür, yakında onu da yasaklayıp camileri müze yaparlar, hiç yapmadılar mı sanki?
Ama vatandaş aptal değil..
Bizim de kendi cem evlerimiz yani camilerimiz var işte.. Bizler cemaatleşip bu ruhu devam ettirmeye çalışıyoruz, kendi aramızda iyiliği emredip kötülüğü yasaklıyoruz.. Allah'ın emrettiği gibi münafığın cenaze namazını kılmıyoruz. Biz ölümüzü yıkamayı da biliyoruz tesbih namazı kıldırmayı da, bu imamın değil her müslümanın görevi yoksa imamlarınız söylemedi mi? Işte cemaatleşmeye ve cemaatlere, tarikatlara karşı olanlar asıl bu ruha karşılar. Ortaçağ hıristiyan dünyası şu an uzay çağının islam dünyası gibi.. biz bunu kırmaya uğraşıyoruz, bunu diyanetin imamları ile yapmak biraz zor olacak, daha cesaretlerini toplayıp “Bre densizler haddinizi bilin, Allah'ın emri olan başörtüsü ile uğraşmayın, başlarım resepsiyonunuza da kamusal alanınıza da, kainat Allah'ın kamusal alanıdır” diyemediler değil mi? Ya da magazin, paparazi programlarına “yapmayın ayıptır, bre kuldan utanmaz Allah'tan korkmazlar..” dediler mi? Ama bir telefon açın sorun söylerler..
Eskiden hoşgörü de vardı.. Oruçlunun yanında yemek içmek ayıptı, şimdi hoşgörüyü sadece benden istiyorlar.. Sigarasını oruçlu burnuma üfleyen denyo bakışımdan rahatsız olup, beni arkadaşlarına şikayet ediyor “yiyecek gibi baktı bana..” diye zırlıyor. Be hey densiz, oruç tutmuşsun tutmamışsın bana ne, ben senin medeniyetsizliğine acırım, yerlerde sürünen ahlakına tükürürüm gıyaben.. Ramazan'da gözlerimi yaşartan ihtiyar Ermeni bir amcanın sözüyle bitiriyorum.. “Evlat sen ramazanın, orucun ne olduğunu asıl bana sor.. Kamyonetin diresiyon simidinin altına girip kan ter içerisinde yemek yiyip 2 büklüm içerdim bir sigarayı, oruçlu tiryaki görüp de özenmesin diye...”
Sen Ermenideki bu ahlakı daha müslüman geçinen kokanaya verememişsen vermek için de mücadele edememişsen, (ya da o kokoşun anasına babasına), daha ne imamlık yapacan allasen..
Sunusi Fazıl ONAY
(www.genckalem.org 'da yayınlandı)
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
22/10/2007 - Şii ve sünni Ayırımı (tarihin kısa özeti)
“Emir Sultan’ı duymuşsunuzdur, duymamış olanlar varsa kendilerine azıcık kızsınlar ve biraz okusunlar. Yıldım Beyazıd’ın ordusunda da savaşmış cengaver bir evliyamızdır. Sultanın kızıyla evlendikten sonra, Sünni Sultan’ı Şii Timur’la yapacağı savaştan vazgeçirmeye çalışır. Buna hanımı çok içerler ve şöyle der: “Senin gibi bir evliyanın duası onun arkasındayken, babamın yenileceğinden mi korkuyorsun?” Buna Emir Sultan’ın verdiği cevap düşünebilenler için korkunçtur: “Sen Timur’un arkasında kimler var biliyor musun?” Nitekim savaş olur, Yıldırım yenilir. Emir Sultan atına atladığı gibi Ankara ovasına gider ve kurulan yüzbinlerce çadırla bembeyaz olmuş ovada Timur’un çadırını bulur, içeri girer. Ne konuştuklarını tarih yazmıyor ama 1 saat sonra bütün Şii Müslüman Türk-Moğol ordusu başlarında Timur olduğu halde Anadolu’yu terk etmek üzere hareket eder.”
Neden Sünni bir mezhep seçtiğinin bilincinde bir Sünni Müslüman olarak, bugün Şii ve Sünnilik arasında ortaya çıkarılmak istenen bir çatışma ortamında safımı belli etmek ve bu ayrımı bilinçaltında yapan kardeşlerime bir referans olması için kısaca bir tarihi özet geçeyim istedim:
Bugün bu coğrafyada İslam hakim din ise bunda Şiiliğin ve Mutezilenin katkısı olmadı diyen kesinlikle yanılır. Mutezile bir ara Abbasi halifeliği zamanında İslam devletinin resmi mezhebi olarak cihad mefkuresini afrikaya ve orta asyaya da taşıdı, daha sonra ise tasavvuf akımları ile yerini Eşariliğe bıraktı. Bu tarihten sonra fikri ayrılık ilk defa devlet ayrılığına dönüştü ve Fatimiler gibi bir takım Şii ve mutezile devletleri ortaya çıktılar. Ortak bir eleştiri olarak iki mezhep de birbirini Ümmet-i Muhammediye’ye layık görmedi ve her biri diğerini terakkinin hatta imanın önünde engel olmakla suçladı. Bu da apaçık bir fitneyi ateşlemekten başka bir işe yaramadı.
Şiiler sünnilere göre daha cihad yanlısı ve daha sert, tavizsiz olmalarıyla meşhurdular. Bu sertliğin kaynağı ise Emevi devrinin başlarında Haricilerden gördükleri terördür. Yezid’in halifeliğinde, Yezid’e ihanet eden komutanın görevden azline intikam olarak Kerbela’da Peygamber torunlarının üzerine yürümesi ve onları şehid etmesinin verdiği cesaretle, Hariciler Emevilere ve Hz Ali’ye açıkça lanet etmeyen her müslümanın gavur olduklarını ve katlerinin vacip olduğunu söyleyebiliyorlardı. Bütün bu olaylar ve şehadetle yaşanan büyük şok sonucu ortaya çıkan Yezid’in politik başarısızlığı, Şiiliği bir cemaat şuuruna sahip olmaya sürükledi. Hz Ali’nin ölümünden sonra da Şiiler bu hakaretlere dayanmanın İslami olmadığına kanaat getirerek saflarını açıkça belli etme yolunu seçtiler. Bazı radikal şii gruplar, ehli beyt’e sevgisi olmayanın Müslüman olamayacağına hükmettiler (nitekim bu Sünnilerce de doğru kabul edilir). Fakat bu sevgide aşırıya kaçan bazı Şii gruplar bütün şii olmayan Müslümanları kafir ilan ettiler. Hatta bazı mübarek kabirleri alternatif Hacc yeri haline getirdiler.
Bunun zıttı daha sonra ortaya çıkan Sünni mezheplerde de görüldü, onlar da Şiiliği sanki sapık bir mezhepmiş gibi göstermeye azmettiler. Bu konuda İbni Teymiye’nin karşı çıkmasına rağmen bazı Selefiler ve Vahhabiler de çok ileri gidip, işi Hz Ali’ye dayandırıp O’nu sanki suçluymuş gibi göstermeye kalktılar. Onların arasından Peygamberin kabrini yıkıp yok etmeye kasteden Müslümanlar (!) da çıktı.
Şii alimleri ümmetin daima en hararetlileri olmuşlardır. Zira onlar sadece kendi halklarına değil gayri Müslim alimlerine karşı da konuşuyorlardı. Geliştirdikleri itikadi metodu Müslüman olmayanlara da sunarken, müthiş tartışmalara giriyor ve İslam’ın savunuculuğunu üstleniyorlardı. Özellikle Budist ve Hindu alimlerle yaptıkları tartışmalar entelektüellerce takip ediliyor ve bu tartışmaların kitapları yazılıyordu. Daha sonra bu tartışmaların bir başka etkisi görüldü, Mutezile İslam’ı kıyasıya savunup galip çıkarken, özellikle kader, kaza ve gayp alemi konusunda Budist ve yunan filozoflarının rasyonalist görüşlerinden de etkileniyorlardı. Onların düşünceleri kafalarda yeni soru işaretlerini tahrik edip tefekkürü arttırıyordu. Bu hal, zamanla Eşariliğin doğmasına sebep oldu. Yani bizim anladığımız anlamda Sünniler, bu tarihten sonra Mutezileden ayrılan imamlar sayesinde kuruldu. İmam Eşari ve İmam Maturidi bunlara en güzel örnektir.
Bu sebeple biz ilk mezhep olarak, meşhur Sünni alim İmam Azam Ebu Hanife’nin hocası olan İmam Cafer’in “Caferiliğini” görürüz. Şiilerin Devlet başkanı seçimi haricinde umumdan itikadi bir farkları olmadıkları açıktır, mutezileyi benimsemiş olan Şiilerle ise büyük farklar mevcuttur. Fakat Caferilik bu yönden mutezileden de uzaktır.
Kısaca, Eşariler (yani sünniler) namaz kılıp dua ederek kendi içtimai hayatlarını düzenlerken, Mutezile ve Şii imamları yunanlılarla, Çinlilerle ve hintlilerle tartışmalara katılıyorlar ve İslami cihadı felsefe alanında da sürdürüyorlardı.
Her ne kadar özellikle kader konusunda büyük itikadi farklar olsa da, Şiilik ve Sünnilik bugünkü manalarında Ümmetin iki ekolüdür. İslam’ı savunan ya da savunduğunu zanneden bir kimse asla bu iki ekolden birine laf atıp fitneyi sürdürmeye çalışmaz. Sünniler, genelde ehli kitap Hıristiyanlara karşı savaşırken, Şiiliğin kitapsız Budistlerle yaptıkları savaşları görmezden gelemeyiz. Yavuz Sultan Selim her ne kadar haça ve Şiiliğe savaş açmış olsa da, Safevilerin Şah İsmail’i de aynı şekilde Sünni emperyalizmine ve Budistlere karşı amansız savaşlara girdiğini unutmayalım.
Bizim burada fikir yürütüp yargılayan değil, tefekkür edip düşünen kullar olmamız gerekir.
Sapık Şii mezhepleri nasıl Hz Ali’yi ilahlaştırmaya çalışıyorlarsa, Hz Ali’ye ve hatta haşa İslam’ın peygamberine hakaret eden sapık mezhepler olduğunu unutmayalım.
En azından şunu hatırlayalım, Hz Hüseyin’in mübarek başı gövdesinden ayrılırken onunla beraber şehit olanlar kimlerdi?
Ve hatta şunu bir kendinize sorun, Şiiliğe düşman olan ve İmam Hüseyin’i şehit edenler kendilerine Müslüman demiyorlar mıydı? Peki onlar hangi mezheptendiler?
Ümmeti Muhammed’in birliğine engel olmaya çalışanlar hangi mezhep ve ırktan olurlarsa olsunlar zail olup gidecekler ve öbür dünyada altına girecek bir sancak da bulamayacaklardır.
Ahmet Yeseviler, Hacı Bektaşi Veliler, Mevlanalar, Yunus Emreler kol kola olacaklar ama tefrikacılar ve fitneciler sadece alevlerin koluna girecekler. Özellikle, hiçbir sahabeye dil uzatmayan, bunu aklından geçirecek olsa bile derhal tövbe eden Sünniler için, Şii kardeşlerine dil uzatmak kendi kendileri ile çelişmek anlamına gelir. Mezhebini bilen bir Sünni Şiilerle kardeş olduğunu da bilmek zorundadır.
Allah’ını seven onun Habibini de sever, Resulullahı seven onun arkadaşlarını ve sevdiklerini de sever, bütün bunları seven Ümmet-i Muhammed’i sever…
Sunusi Fazıl ONAY
(www.genckalem.org 'da yayınlandı)
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
22/10/2007 - Atatürk Türkiyesi
İlkokuldan beri kafamı kurcalardı. 8-9 yaşlarındayken bizlere son padişah olarak Vahdeddin anlatılırken, bizler de mantık ve mukayese yeteneğimizi kullanarak minik kafamızda tarihi olayları canlandırır ve sonuçlar “Hayır..” derdik, “Şu durumda son padişah Atatürk!”
Bize göre iki tane Atatürk vardı. Birincisi kalpaklı ve bıyıklı bizim Gazimiz, Mustafa Kemal Atatürk’ümüz, diğeri fötrlü, fraklı ulu önder Atatürk!
İkisinin arasında belki bir fark yoktu bizce, ama bazılarınca fark büyüktü, Gazi herkesindi, Ulu önder ise bazılarının.. O bazıları bizi hiç kabul etmediler aralarına, hatta öyle ki, onlara göre bizler Atatürk’ü sevmiyorduk ve sevemezdik, sevdiğimiz söylüyorsak da kesin yalan söylüyorduk.. yani takiyyeciydik..!
Bizler kendimizi Türk evladı olarak görürdük, halktandık, onlar ise kendilerini Atatürkçü ya da Kemalist olarak görürlerdi, elitlerdi. Dernekleri vardı, tabi ki derneklerinin üyeleri vardı, demek ki haklıydılar, bizler o derneklere üye olamadığımız için Atamızı da hakkıyla sevemezdik.
Belki de dernekçilik işimize gelmiyordu.. Bizler her sevdiğimiz için dernekler kurmuyorduk ki, mesela Muhammediler, ya da Muhammedçiler diye bir derneğimiz de yoktu canımızdan çok sevdiğimiz için. Demek ki bizim sevmek için organizasyonlara da pek ihtiyacımız olmuyordu.
Ama bu dernekçiler işi özellikle şu son zamanlarda oldukça abarttılar, o kadar ki, artık kendi değerlerine de yan bakar olmuşlardı. Ülkemize “Atatürk Türkiye’si” diyorlardı.
Halbuki Gazimiz bu ülkedeki hakimiyeti kişilerden alıp halka vermişti. Bu ülke Türklerin ya da daha genel anlamda Türkiyelilerin Türkiye’siydi. Atatürk bu ülkeyi soyadlarından da kurtarmıştı.. Ne Osmanlı ne de başka bir isim.. Bu ülke sadece ve sadece üzerinde yaşayan milletindi. Hiçbir kişi ve zümrenin bir ayrıcalığı yoktu, sınıfsız tek ve eşit bir toplumduk. Bu ülkeyi kurtaranlar da bunu kendi şanları için yapmamışlardı. Yeni de kurulsa, eskinin köklerine bağlı da olsa, bu ülke hiçbir liderin, önderin, şefin babasının malı değildi. Kuranların amacı da zaten bu tahakkümleri ortadan kaldırmak değil miydi?
85 sene önceki kararlar, politikalar, stratejiler ve söylemler hala bugün geçerli olsun isteniyor sözde sadık sistem savunucuları tarafından, bunda devletin menfaati vardır deniliyor. Biz de diyoruz ki, dünün şartları başka bugünün şartları başkadır, dün ak olan bugün karadır.. Eğer o izinde olduğunuza inandığınız Gazi bugün halinizi görse “bunlar acaba kimin izinde” diye merak ederdi.. Ve eklerdi “bizim mevlitlerle ve dualarla açtığımız büyük millet meclisi bu ülkenin adını Türkiye Cumhuriyeti olarak ilan etmiştir, Atatürk Türkiye’si değil.
Bu ülke ne Yavuz’un, ne Fatih’in, ne Kanuni’nin, ne de Atatürk’ündür. Bu ülke kayıtsız şartsız Türk’ündür, ama adı Türklerin Türkiye’si de değil, kısaca Türkiye’dir.
Ya devrimler, ilke ve inkılaplar? Kısaca bir göz atalım:
Devletçilik
Artık globalleşen dünyada koyu bir devletçilik yerine geçerli olan tek sistem liberal bir ekonomi ile sosyal hukuk devletinin işletilmesidir, yani ekonomik teşekküller sermaye sahiplerine verilir ve girişimcilerin vergileriyle devlet vatandaşlarına sosyal güvence sunar. Özelleştirmeden yana olan kişinin devletçi olması zordur. Devleti iktisadi teşekküllerle koca bir şirkete çevirmek ise çağdışıdır. Şu halde demek ki ben ekonomik alanda devletçi olamıyorum.
Milliyetçilik Kavramlarla oynayarak kafa karışıklığından başka bir şey elde edemezsiniz. Burada var olan zaten milliyetçilik değil “Atatürk milliyetçiliği” gibi soyut bir kavramdır. Ben milliyetçiyim diyenin artık sağlam bir de açıklama yapması gerekiyor.. “Kime ve neye göre milliyetçisin?” Hitlerin güçlü olduğu zamanda eline mezura alıp köy enstitülerinde kafatası ölçmekle, Sovyetler güçlü olduğunda komsomol marşını “dağ başını duman almış” yapmakla devletçi ya da milliyetçi olunmuyor.
Halkçılık Olmamak mümkün değil, sosyal bir hukuk devletinde eşit ve sınıfsız yaşadığımıza göre halkçı olmak zorundayız, öyle değil mi? Ama eğer halkçılık halka üniforma giydirmek, ya da ne giyeceğine dair brifing vermekse, ben değilim demek ki.
Devrimcilik Müslüman olan adamın devrimci olmaması mümkün mü? Çağlar açıp çağlar kapıyoruz devrimlerimizle.. Yeter ki devrimler çağdaş kalabilsin..
Cumhuriyetçilik Yine Müslüman olan bir adamın cumhuriyetçi olmaması mümkün mü? Otoriter bir Saltanat anlayışı hem çağdışı, hem akıldışı, hem de artık din dışı bir olgudur. Tıpkı totaliter bir demokrasi anlayışı gibi.. Libya’da cumhuriyet ama yarı tanrı bir Kaddafi’yle demokrasi olmadan cumhuriyet ancak bu kadar olur! İstiklal marşına alternatif 10.yıl marşı söylemekle cumhuriyetçi olunmuyor, cumhuriyetçi olacak olan adamın önce demokrasiyi sonra halkını, halkının örfünü ve adetini sevmesi gerekiyor.
Laiklik Bunun ne demek olduğunu ne uygulayanlar biliyor, ne de uygulananlar.. Dini inançlarıma karışılmadan bu ülkede istediğim gibi yaşama hakkım, okuma hakkım laikliğin teminatı altındadır ama laikçiler yüzünden bu hakkımı kullanamıyorum değil mi? Benim dinim kamusal alanı da kapsıyor ama kamusal alanda dinsiz olmak bizimkilerin icadı! Kamusal alanda bu ülkenin müminesi başörtüsüyle, azınlık yahudisi kippası ile, hıristiyanı koynunda haçla dolaşsa cumhuriyet nasıl tehdit altına giriyor hala anlayabilmiş değilim. Tek anlamış olduğum, laikçilerimiz demokrasiden nefret ediyorlar..
Sonuç:
Bu ülkede yaşamaktan ve bu ülkeye hizmet edebilmekten gurur duyan, tarihi ile övünen, yorulmadan çalışan ve milletine güvenen bireyler olarak, Atamızın bize olan mesajını gayet iyi anladık ve mirasına sahip çıkıyoruz ama sesimiz artık daha güçlü çıksın ki bir şeyleri istismar edebilmek bugünlerde bu kadar kolay ve ucuz olmasın.
Bizler Türkiye’nin tek sahibi ve geleceğinin teminatıyız, geçmişten aldığımız güçle geleceğe umutla bakıyoruz, bu ülke bizim çocuklarımıza mirasımız ama babamızın malı değil! Babamız her kim olursa olsun..!
Sunusi Fazıl ONAY
(www.genckalem.org 'da yayınlandı)
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/7/2007 - Gerçekçi bir seçim sonuç analizi
Bu yazıyı bir başarıyı taçlandırmak adına, ya da bir hezimete kılıf bulmak uğruna yazmıyorum. Koca koca yazarların ve siyasetçilerin hala milleti aptal yerine koymalarına karşı bir tepki olarak yazıyorum. İki gündür görüyorum ki hala seçimi ve sonuçlarını analiz edebilmiş değiller, zira tuttukları taraf özgür düşünmelerini engelliyor.
Buyurun tarafsız gözle yazılmamış bu seçimin analizini de okuyun ve aslında Türk milletine nasıl hakaret ediyorlar görün… Taraflıyız.. Bizler yüce Türk milleti taraftarıyız…
CHP ve MHP’nin niye bu seçimin mağlubu olduğunu Sayın Öymen’in ve Bahçeli’nin basın açıklamalarından sonra daha iyi anladım. Evet, CHP ve MHP’nin bu zihniyetle mağlup olması kaçınılmazdı zaten. Değerli siyasetçilerimiz özet olarak AKP’nin dağıttığı kömür sayesinde başarılı olduğunu söylüyorlardı. Yani yüce Türk milleti 1 paket kömüre gelecek 5 yılını satmış bir milletti bu elitistlere göre.
Seçimlerden önce bas bas bağırdık. CHP’nin şansı yok, zira en büyük destekçisi olan alevi kesimden bile AKP’ye kaymalar yaşanıyor, oligarşi ve bürokratik cumhuriyet savunucularından başka, bu ülkenin gençlerinden hangi söylemi ile oy alacak? Bu partinin her hangi bir projesi var mı, lafla Atatürk’ü ve cumhuriyeti savunmaktan (ya da istismar etmekten) başka? MHP hakeza…
AKP zamanında terör tırmanışa geçti denildi, bu AKP’nin değil ülke düşmanlarının bir başarısı, acaba eleştirenler ne gibi bir proje attılar ortaya?
AKP zamanında ülke parsel parsel satıldı denildi, bu satışın Atatürk ve İsmet İnönü zamanında yapılan satışın daha altında olduğu hiç söylenmedi nedense! Hatta ilk olarak AKP bu konuda sınırlamalar getirmişti.
AKP zamanında Kıbrıs satıldı denildi, ama Kıbrıs’ın gelirinin 4 kat arttığı ve uluslar arası platformda artık tanındığı ve İKÖ’ye bile üye yapıldığı, dahası, artık eski günlerinden daha milli bir duruşa sahip olduğu söylenmedi.
AKP zamanında borçların arttığı söylendi, ama eski borcun gelirin altında olduğu şimdiki borcunsa milli gelirin sadece yarısı kadar olduğu söylenmedi.
Bütün bunlar 80 yıldır ödenmeyen nemaların ödenmesi, bankalardan hortumlanan paranın vatandaşa iadesi sonrasında gerçekleşti. Yani inşaat yapılırken tamirat devam ediyordu üstelik.
Eskiden bir anayasa kitapçığı fırlatıldığında çıkan krizler, şimdi muhtıralar verildiğinde bile çıkamıyor, ekonomi o kadar temelli ki en ufak bir sarsıntı yaşamıyor, bunlar hiç dile getirilmedi.
Ve bütün Türk milletini aptal yerine koyan o açıklama yine CHP ve MHP’den geldi:
“Vatandaşlarımız bizi bir poşet kömüre sattı!”
Değil kömür, CHP bana bir poşet altın verseydi, alır cebime koyar ve oyumu gider paşa paşa AKP’ye verirdim..
Çünkü biz zannettikleri kadar aptal değiliz..
Çünkü muhalefet iftira atarken AKP proje geliştiriyordu. Bu ülkenin vergi sistemini, bankacılık sistemini, sosyal güvenlik sistemini, hastanelerini, yollarını düzenliyordu. Her sene bir buçuk milyon artan işsiz nüfusu %20 düşürüp istihdam sağlıyordu, milli geliri tam 2 katına çıkarıyordu. Bir senede sadece iç anadoluda 1000 adet fabrika açarak Guinness’e girmeye çalışıyordu. Ülkenin yollarını 2 katına çıkararak her sene teröre verdiği şehidin 3-4 katını trafik canavarına veren ülkede kaza oranını %80 düşürüyordu. 100 bin derslik yaparak ülke eğitimine 2000 okul hediye ediyordu. Artık ders kitapları ücretsizdi üstelik.
Bu milletin gözü 1 poşet kömürde değil, icraatlardaydı. Oy kaybetmek uğruna hiçbir yalan vaatte bulunmayan bir partiyi iktidara taşıdı
Hem de mazot 1 YTL OL-MA-YA-CAK demesine rağmen..
Hem de fındığa ederinden fazla VER-ME-YE-CE-ĞİZ demesine rağmen..
Arif olan anladı…
Bu bir ilkti. VAAD EDEN DEĞİL, ETMEYEN KAZANDI bir bakıma Çünkü aziz millet yalanı dolanı ayıracak ferasete sahipti.
İp atlayanlar, mazotçular, fındıkçılar, mitingciler, ülkenin 5 sene hortumlanmasına seyirci kalanlar şimdi kendi hallerine yansınlar.
Doğuda devleti temsil eden tek partinin AKP olduğu gerçeğine dikkatinizi çekerim. En fazla sosyal demokrat adayın AKP listesinden vekil olmalarına dikkatinizi çekerim. Bizler en sonunda oligarşi ve bürokrasi karşısında tek millet olabildik. Bunu kimseye bozdurmayacağımızı temenni ediyorum.
Tek millet.. Tek bayrak.. Tek devlet..
Beğenmediğimiz Amerikalının dediği gibi: One nation, under one God.. Yani, Bir Allah’a iman eden BİR millet..
AKP’ye oy veren-vermeyen tüm kardeşlerimiz, Seçim sonuçları hepimize hayırlı ve uğurlu olsun. Allah, bu vatanı ve üzerinde şükürle yaşayan aziz milleti korusun ve yüceltsin.
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/7/2007 - AKP muhalefetliği mantığı ve edebi aşmış
Geçenlerde bir liste geçti elime, AKP'nin ilkleri diye.. Sözde vatanseverler sıralamışlar yalanları, AKP'ye çamur atıyorlar, biz de uyuz olduk dayanamadık, akplilerin yerine cevapladık.
Ama çok enteresan, gerçekten aşağılık bir liste, baştan sona yalan dolu, sanki bilinçli bir AKP sevgisi arttırma çabası gibi.. o kadar milleti öküz yerine koyuyorlar ki, artık istemeden de olsa gidip AKP'ye oy veriyoruz..
Sırf bu köstük muhalifler yüzünden.. İbret alın diye buraya alıntılıyorum.. diğer sitelere de gönderiyoruz tabi ki (***) üç yıldızlı yazılar bizim yorumumuz.!
-Ilk defa bir basbakan zam isteyen memur sendikalarina "IMFyi ikna edin" dedi. *** Ülke stand by anlaşması imzalamış.. bunu imzalayan hangi hükümet olursa olsun devam ettirmek mecburidir. Azıcık diplomasi öğreniniz.. YEMEDİK
-Ilk defa bir basbakan "tezkere geçmezse memura maas ödeyemeyiz" dedi. *** Böyle demedi ama siz onu anlamamışsınız, sizinkiler lafı kıçından anlamalarıyla meşhur zaten. Tezkere için yapılan pazarlıkta geçen rakam için söylendi o söz, daha sonra kaynaklar açılınca sadece maaşar değil nemalar da ödendi.. ama nedense pek hatırlatmak istememişsin bu kes yapıştırda. YEMEDİK
-Ilk kez ithalat 100 milyar dolari asti. ***İlk kez ihracat da oransal olarak ithalatı yakaladı.. Cumhuriyet tarihinde ilk kez otomobil ihracatı ithalatı geçti.. Bu rakam ekonomideki büyüklüğün ispatı YEMEDİK
-Ilk kez cari açigin üstünde borçlanma yapildi. *** Cari açığın üzerindeki borçlanma ne demek bir araştırsaydın keşke, kağıt para yerine kullanılan plastik para ne demek, keşke bir öğreniverseydin.. Bununla ancak sazan yakalarsın. YEMEDİK
-Ilk kez yunan kilise bankasi Türkiye'de banka satin aldi. *** Türkiye'nin ekonomisine yunan kilisesi bile güveniyormuş demek :)) Kendi kendini mi rezil etmeye çalışıyorsun bu kes yapıştırla, yoksa din bezirganlığı mı.. YEMEDİK
-Ilk defa domuz kesimlik hayvanlar sinifina alinda ve tesvik kredisi verildi. Bu ilk defa olmadı biiiir.. İkincisi sen yeme kardeşim, sana zorla yediren mi var, şeriat mı ilan edelim ne demek istiyorsun, delikanlı olsana, din bezirganı.. YEMEDİK
-Ilk defa kamunun kamuya olan borcu piyasadan borçlanilarak ödendi. *** Yalancı.. İlk defa iç borç bu kadar kapatılmışken bu nasıl oldu.. Sen hem iç borca karşısın hem dış borca karşısın, sana göre herkes açlıktan ölsün, cahilliğinle beni öldüreceksin, bunu istiyorsun.. YEMEDİK
-Ilk defa düsük faizli dis borç yüksek faizli iç borç ile ödendi. *** Milleti iyice aptal yerine koydun, bu denklemle 100 milyarlık ithalatı olan ülkede enflasyon düşmez. YALANCI.. YEMEDİK
-Ilk kez Israilli is adamina gizli sekilde 800 milyon dolar kaynak aktarildi. *** Gizliyse sen nereden biliyorsun.. Çamur at izi kalsıncı.. İsmail Cem'in attığı imzaları da bir açıklasaydın.. Ofer'i kastediyorsan bu uygulama kanununumuzda olan bir kredi uygulamasıdır.. kaynak aktarılmayla ilgisi yoktur.. YEMEDİK
-ilk defa bir basbakan issizligin dünya gerçegi oldugunu söyledi. *** Yalan mı söylemiş.. YEMEDİK
-Ilk defa yabanci rantiyecilere vergi muafiyeti tanindi. *** Çok ahlaksız bir yalancı oldun sen.. Carrefour bu ülkede nasıl açıldı sanıyorsun.. 20 yıldır süren uygulama her türlü geliri arttırdı istihdam sağladı da bu sana mı battı.. uyanık.. YEMEDİK
-Ilk defa tarimsal üretimde dis ticaret açigi ortaya çikti. *** Yalana devam.. Bu ülkede tarımsal üretimde dış ticaret açığı yıllardan beri var.. neden 10 senedir arjantinden mısır ithal ediyorsun.. buğday alıyorsun, pirinç alıyorsun.. sen kendini ne sanıyorsun, endüstriyel tarımda zaten adın yok.. YEMEDİK
-Ilk defa borç GSMH'yi asti. *** Vallaha mı? Yaw yoksa sen AK Partilisin de muhalifleri öküz göstermek için mi muhalefet yapıyorsun.. Hani biri sana GSMH iki katını geçti der, türkiye gelişmede dünya rekoru kırdı 4 sene üstüste der de rezil olursun sonra :) YEMEDİK
-Ilk defa çiftçi ve emekliden vergi alinmasi sözü verildi. *** İlk defa gelir vergisinden stopaja, ötvden kdvye kadar her vergi de bu kadar indirim yapıldı. YEMEDİK
-Ilk defa bir basbakan faizin dünya gerçegi oldugunu söyledi. *** Değilmiymiş.. puhahahahaa.. yahu wallahi ciddi bir yanı kalmadı şu yazının.. bu kadar abesle iştigal olmaz.. YEMEDİK
-Ilk defa petrol kanunu ile yabancilara 50 yillik imtiyaz verildi. *** Verilmedi.. RTE, hükümet adına senin bürokratlarının hazırladığı yasayı geri çektirdi.. YEMEDİK
-Ilk defa zina suç olmaktan çikarildi. *** OHAAAAAA.. ÇÜŞŞŞ.. Bu kadar yalana devam edeceksen bir daha sokmayayım seni buraya, değnekle kovayım hatta.. En son ANAPlı İmren Aykut'un düzenleme yaptığı yasa DYP-SHP koalisyonu tarafından çıkarılmıştı.. Biz milletin uçkuruna karışmıyoruz.. Siz de tutmayın, gidin ellerinizi yıkayın, pis.. YEMEDİK
-Ilk defa kapkaç diye bir sektör ortaya çikti. *** Rahşan ecevitin affıyla serbest kalan kapkaççılar ne olacak.. geri mi sokalım analarının rahmine, hiç doğmamışlar gibi mi yapalım, sen yalancı olma diye.. Ahlaksızzz, iftiracı, utanmaz.. birazcık haysiyetin varsa susarsın artık.. Zira.. YEMEDİK
-Ilk defa bir basbakan Müslüman topraklarini isgal eden hristiyan ABD askerlerinin sag salim ülkelerine dönmeleri için dua ettigini açikladi. *** Biz buna tıpta ajistasyon diyoruz, ama ilim henüz senin köye uğramadığı için, diplomaside ajitasyonun ne olduğunu da bilmezsin.. YEMEDİK
-Ilk defa bir basbakan "bir dönem dini kullandik" dedi. *** Lafı kıçından anlama imparatorluğunun sultanı yaptık biz seni.. Sen şu anda dini nasıl kullanıyorsan başkaları da kullanmıştır herhalde.. YEMEDİK
-Ilk defa dar gelirlinin alim gücü bu kadar düstü. ***Dar gelirli açlıktan kepenk kapama eylemi yapıyordu RTE gelmeden önce.. iftiralara devam anlaşılan ama.. YEMEDİK
-Ilk defa bir basbakan en fazla yurtdisi seyahati yapti. *** Evet Çalışıyor, köstük gibi oturmuyor yerinde, bunun sonucu olarak bugün ilk defa BM güvenlik konseyine müslüman bir ülke katılıyor.
-Ilk defa bir basbakan yapilan bir ihalede önce uçak istedi sonra mercedese razi oldu. *** Aaaat aaaaat işkembe-i kübrandan.. salla ki bi vatandaş sazan olsun dalsın deryalara ama biz YEMEDİK
-Ilk defa enflasyon %10 artarken pancar fiyatlari 99 kurustan 88 kurusa indi. *** İyi, şimdi git ucuzundan pancar al ye.. biz.. YEMEDİK
-Ilk defa findik üreticileri en büyük miting yapti. Fındığın fiyatını kendi federasyonları belirlemesine rağmen, sanki RTE'nin elindeymiş gibi celallendiler ama gerçek anlaşıldı, şimdi oradaki oy oranını görürsün YEMEDİK
-Ilk defa bir basbakan ve disisleri bakani, Islamiyeti yok etmeye yemin eden bir papanin heykeli önünde fotograf çektirdi. *** Turistik bir seyehat için, fotoğraf çektirmek için mi gidilmiş oraya, yoksa müzakerelerin imzasımıymış o imza YEMEDİK
-Ilk defa iletisim sektörünün tamami yabancilarin kontrolüne geçti. *** Aselsan hala Türk.. ama onda da mühendisleri vuruyorsunuz olmuyor.. YEMEDİK
-Ilk defa bir basbakan Türkiye'yi pazarladigini açikça itiraf etti. *** Evet, ülkeye katma değer kazandırıp cazip hale getirme işine biz pazarlama diyoruz.. YEMEDİK
-Ilk defa bir basbakan "toprak satiliyorsa alip götürmüyorlar ya" dedi. *** Eee nolmuş? yanlış mı demiş, sizin saçma sapan mesnetsiz iftiralarınıza bir yön vereyim, en çok toprak satışı inönü zamanında olmuştu, demek ki ilk değil.. YEMEDİK
-Ilk defa kilise ve havralar imar planlarinda yer aldi. *** Aynı ahlaksızlığa bir de cehalet eklenmiş, ilk defa kilise ve havrayı imar planı içine alan 2. Abdülhamid'dir. Ayrıca bu ayıp değil günah değildir. ama sizlerin bu kadar ırkçı ve yobaz olmanız ayıptır YEMEDİK
-Ilk defa bir basbakan Yahudi Think Tank kurulusundan "üstün cesaret ödülü" aldi. *** Kuş beyinler idrak edemez ama yahudi milleti akıllıdır. Hatta senin gibiler ağzına sakız yapsınlar diye de vermiş olabilir. Düşmandan bile madalya almak bir onurdur :)) YEMEDİK
-Ilk defa Türk askerinin basina ABD güçlerince çuval geçirildi. *** Saratogaları unuttun mu.. bombalanan gemini de mi unuttun.. iki yunan asıllı ABD askerinin füzeyle batırdığı muavenet zırhlısından sonra ne oldu tepkin.. ilk defa oldu diye sevinç çığlıkları mı attın böyle.. YEMEDİK
-Ilk defa TBMM tarafindan tezkerenin reddedilmesine ragmen Disisleri Bakanligi genelgesi ile savas araç ve gereçleri Türkiye üzerinden Irak'a aktarildi. *** Nato üyesiyiz be hey gureba camia YEMEDİK
-Ilk defa bir basbakan basdanismani Amerikalilara basbakan için "bu adami kullanin, dini inanci size yardimci olacaktir. Onu süpürge deliginden asagi atmayin" dedi. *** Sen de mi oradaydın Allah'ın iftiracısı.. yukarıda duyduğumuz yalanlarından sonra hangi lafına inanalım terbiyesiz.. YEMEDİK
-Ilk defa bir Türkiye basbakani, Islam dünyasinin sinirlarini degistirecek BOPun yani Büyük Israil Projesinin Esbaskani oldu. *** Sen mi eşbaşkan yaptın.. BOP'un ne olduğunu bile bilmezsin bu yalanlarına inanan var mı hakikaten ya.. Hayalden örgüt kurup hayali başkan atıyorlar bir de..
-bunlar yoruma acik degildir kesin ve ispatlanmistir... ama isteyen istedigi yorumu yapabilir..... *** Muhalefetin aşağılık bir yalancı olduğun sonucu çıktı buradan, bu yazı resmen okuyana hakaret olmuş, milleti aptal yerine koymanın bayrağı olmuş.. al yalanlarını yanına, koy iftiralarını cebine, defol git..
-Allah hala at gözlügü kullananlarin gözünü açsin ins... *** AMİN
|
|
Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
15/5/2007 - Dünya Solu ve Türk Solu
Sol ne demek?
Önce bunu bilmek lazım.
Solculuk, içinde milyonlarca rejimi barındırabilen bir ideolojidir.
Bizler kısaca sosyal demokrasi yanlılarına solcu diyoruz.
Kamu teşebbüslerini adilce yönetme ve sınıf ayrımcılığını ortadan kaldırmak adına, solculuk aynı zamanda halkçılıktır. Bunun yanısıra bütün bu enstrümanları bir disiplin altında kontrol edebilmek için bir miktar da devletçi olmak zorundadır. Ama bunun ölçüsü de demokratlığındadır. Yani otoriter ve totaliter değil, faşist baskıcı hiç değil, jakoben asla değil, solculuk sadece SOSYAL DEMOKRAT bir kimliktir.
Dünyada bu tanım ışığında solcu olmayan zihniyetler ya anarşisttir ya da faşisttir; yani kontra ideolojiler solcu olmayanlarca böyle tanımlanır. Mesela, sapına kadar bireyselci olan bir kişi anarşist olarak damgalanabilir, ya da muhafazakar olanlar faşist olarak yaftalanabilir.
Türkiye'de ise solculara kontraları tarafından faşist denir.
Zira sol kendi evrensel kabul ettiği doğrulara faşizan bir tavırla sahip çıkar.
Örnek: Kendini solcu olarak tanımlayan İnönü üniversitesi rektörünün konuşması: "Değil %35'le %95'le bile gelseler bir şey ifade etmez, bu cumhuriyet bizimdir ve bizim kalacaktır" (seçilmiş hükümete söylüyor).
Diğer bir örnek, solcu olarak tanımlanan Cumhuriyet gazetesinden: "Halk plajlara akın etti, vatandaş denize giremedi". İşte bu kadar halktan kopuk elitist ve ironik bir zihniyet! Şaka değil bu manşet!
Bundan elli sene önce sarfedilen bir cümle ise ayrı bir ironidir. "Bu memleketi Hasa Hüso'mu idare edecek" İşte bu da 1946'daki CHP'nin kendi elitlerine DP hakkındaki serzenişiydi. Bu da Türk solunun halkı nasıl cahil bir serseri olarak gördüğünün kanıtıdır.
Bugün de Türk solcuları yeni bir öneri getirerek solculuk ile aristokrasiyi birbirine karıştırıyorlar:
"okuma yazma bilmeyenlerin oyu bir oy sayılsın, ilköğrenim mezunlarınınki iki, liselilerin üç, üniversitelilerin dört, yüksek lisans ve sonrasının oyu ise beş oy değerinde olsun"
Tamam bu bir fikirdir. Belki de doğrudur.. Ama bu aristokrasidir. Solculukla bir alakası yoktur. Cebinde okumaya hatta geçimini sağlamaya yetecek parası olmayan adamın dünya görüşü önemli değildir ve ülke yönetiminde söz sahibi olması da gerçekten anlamsızdır belki (!)
Dönemin CHP'li Ankara valisi Nevzat Tandoğan'ın şu sözü ne kadar aydınlatıcıdır: "Eğer memlekete komünizm lazımsa onu da biz getiririz" işte olaylara ve halka bakan gözlük Türk solunda budur.
CHP, kuruluş amacının aksine 80 yıldır Türk solunu temsil ediyor sözde; ama Ata'nın partiden ayrılmasıyla önce devlet partisi oldu ardından adı hep cuntalarla anıldı, her zaman halka karşıydı, kılığı, kıyafeti, dili, inancı, kültürü hep battı parti elitlerine, bu yüzden CHP'liler, CHP'nin politikalarına bakıp bir seçim sloganı hediye etmiştir kendilerine hem de inanarak: "HALKA RAĞMEN HALK İÇİN"
Bugünkü iktidar partisi ise muhafazakar yapısıyla kendini sağcı olarak hissettiriyor, ama yaptığı uygulamalar tam bir sosyal demokrat parti havasında. Sosyal güvenlik yasalarında kamu yararına yapılan köklü değişiklikler, cumhuriyet tarihinde ilk kez nema dağıtımları hep bu hükümet devrinde gözüken olaylardan bazıları ama özelleştirmeye verilen önem ise solcu ekonomik politikaların aksinde bir görüntü sergiliyor.
Gerçekte bu kavramlar insan yararı doğrultusunda sürekli değişen ve gelişen kavramlar olup çıktılar ve sabit kalamadılar.
Dünya, geçmişte nasyonel sosyalizm adı altında faşist bir sosyalizm yapılanmasına tanık oldu. Çin'deki Maocu sosyalizm ise okullara düşmandı adeta. Köylünün ve çifçinin okuması sadece kafa karışıklığına yol açar diye düşünüp temel eğitimin ardından okumaya devam etmeyi oldukça zorlaştırıyorlar ve insanlara sadece komünist sisteme bağlılığı öğretiyorlardı. Daha sonra saksafonu emperyalist bir müzik aracı olarak görüp ülkede yasaklayan bir Castro sosyalizmine tanık olduk Küba'da. Hızlı bir kamulaştırma ile ülkeyi ekonomik olarak devletin tekeline sokan bir sosyalizm anlayışıydı bu ve her sosyalist rejim gibi bu rejim de muhaliflerini sustururken uyguladığı metodlar yüzünden faşist olarak anıldı. Kaddafinin yeşil sosyalizmine de hep beraber şaştık. Ve şu muhteşem sözü hatırladık: "Kaç tane sosyalist varsa o kadar sosyalizm vardır".
Sonuçta özgürlük demek olan sosyalizmin ne kadar baskıcı olmak zorunda kaldığına şahit olmuş olduk.
Bunun yanında, çeşitli ülkelerdeki sol partiler, bizlere sosyal demokrasinin olması gereken yeri de gösterdiler.
Mesela, Finlandiya'da meslek sınıflarının olmaması bir statü karmaşıklığına yol açmıyordu. Bütün iskandinavyada sosyal bilinç bu düzeyde idi. Bir üniversite profesörü ve bedeniyle çalışan bir işçi toplumun her kademesinde eşit oluyorlar ve birbirlerine kompleksle bakmıyorlardı. Bunun tam aksini İngiltere yüksek sosyetesini oluşturan ateist aristokrat sosyalistlerde gördük. Onlar, sınıflarını olanca güçleri savunurken sosyalist olduklarını iddia edebiliyorlardı.
Tıpkı günümüzün Türkiye solcuları gibi.
Fransa'nın hemen hemen 2 ay hüküm süren jakoben terör rejiminin satınalınamaz ihtilalcisi Robespierre bütün dinlere açık savaş ilan etmişti. Bunu da Türkiye'de uygulamaya kalktılar ve Türk solu en azından protestan bir müslümanlık icad etmeye kalktı (zira robespierre bile toplumun bir inancı olması gerektiğini söylüyordu) ama bu aşı da tutmadı ve proje şimdilik rafa kalktı. Ama Türk solcuları halkın dinine olan düşmanlıklarını gizliden gizliye sürdürmeye devam ettiler.
Aslında belki de böyle olmalıydı. zira Kur'an'da var olan ayetlerin her birine iman edebiliyor olmak bir süre sonra sizi sistem düşmanlığına itebiliyordu. Zira İslam sadece namaz kılmak ve oruç tutmak değildi. Toplumsal emirleri ve sosyal sorumluluk yükleme özellikleri de vardır. Bu, aynı zamanda Kur'an'ın kanun koyuculuk yönünden kaynaklanıyordı.
Bu şekilde, İslam, bazı yönleriyle solcu bir din olmasına rağmen, türkiye solcuları ile anlaşamadı. Bunun en önemli nedenlerinden biri de Türkiye solcularının LAİKLİK fikrini anlamıyor ve dini her zaman kontrollerinde tutmak istiyor oluşlarından kaynaklanıyordu. İslam ise kontrolden uzak ayrı bir kontrol sistemiydi.
Sonuçta kendini müslüman zanneden ve aynı zamanda "kahrolsun şeriat" diyerek kendi dinlerine hakaret eden cahiller türediler. Zira şeriat sistem demekti. Bu sistem müslüman olan insanın dünya görüşünü düzenleyen Kur'an'dan başkası değildi. Yani hem Kahrolsun Kur'an diyeceksiniz hem de müslüman olduğunuzu iddia edebileceksiniz. Bu, sürekli şarap içip sarhoş olmak istemeyen adamın durumuna benziyor.
Kısaca Türk solu dünya solunun hiçbir tarafında değildir.
Kendi koyduğu kuralları bile tanımayan, anlamayan oldukça karmaşık ve girift bir yapısı vardır. Bu durum onun jakobenliğinden kaynaklanır. Bu jakobenliğin bir sonucu olarak, prizmatik bir kitleye hitap ettiğini düşünse de aksine tek tip bir insan modelini benimser ve kendine örnek olarak seçer. Bunu kemalist olarak adlandırır ve dünya solunun kabul etmeyeceği ölçüde milliyetçi ve devletçidir. "Halka rağmen"dir, halk için olduğunu varsayar, fakat aslında sevdiği, benimsediği, korumak istediği ve sürdürmek zorunda olduğu tek şey SİSTEM'dir.
Biraz daha ileri giderek şunu da söyleyebiliriz, Türk solu sistemi korumak için, ulusun ve vatanın varlığını bile riske atar. Yeterki dini olarak kabul ettiği sistem bir şekilde sürsün. İlla bağımsız bir devlet ve ulusa ihtiyaç yoktur aslında, gerektiğinde bunu diasporada sürdürmeyi de göze alırlar. Tıpkı İttihat ve Terakki'nin Fransa'da yaptığı gibi... Düşman olarak gördüğü sisteme karşı dost edinemeyeceği kimse yoktur.
İşte bizler, bu yüzden, kendimizi dünyaya bakınca solcu olarak adlandırsak da, Türk solunun vatanhaini olduğunu düşünüyor ve Türk solunu temsil ettiğini söyleyen her gruba -makro olarak olmasa da, bilinçlilerine ve sistem koruyucularına- bu gözle bakıyoruz.
Sunusi fazıl ONAY
BOSTANCI 99'ers
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
ethnocentric.. (siyasi ve mizahi unsurlar aynı bünyede aşırı dozda)
Kategoriler
aktueldin islammizahsiyaset
Arkadaşlarım
• Mansur • HocaileEssek • islamyurdu • solcularbirligi • incesan • horseracing
|